Haziran 2014 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Kendinizi Unutmayın!

Sürekli öğreten, öğrenmeyi; sürekli nasihat eden, dinlemeyi; sürekli emreden, emir almayı; sürekli varlıklı olan, yokluğu; sürekli sağlıklı olan, hastalığı; gençler, ihtiyarlığı, kendini müstağni gören de Rabbini unutabilir. Öğreten, ne kadar öğretse de öğrenmeyi; nasihatçi, ne kadar nasihat etse de nasihat dinlemeyi; amir, ne kadar emretse de emir almayı; varlıklı, ne kadar varlıklı olsa da yokluğu; sağlıklı, ne kadar sağlıklı olsa da hastalığı; genç, ihtiyarlığı, kul da Rabbini asla unutmamalıdır. Aklın dengesi bozulmadığı sürece bu böyledir. Terazinin ayarı bozulduğunda nasıl eksik veya fazla tartarsa, akıl da ayarı bozulduğunda kârını zararını bilemez olur. Başkalarına iyiliği öğütledikleri halde kendi hayatlarında bunu aksine davrananlar hiç de az değildir.  Davetçileri bekleyen en önemli tehlikelerden biri de budur. Kendini unutmak. Herkesi Allah’a çağırırken kendini unutmak. Kendini unutmanın en bariz vasfı kişinin dediğiyle yaptığının birbiri ile çelişmesidir. Bunun adı da münafıklıktır.
Rabbimiz şu emri ile ayarı bozulan aklı uyarmaktadır.
“Siz kitabı okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? Anlamıyor musunuz?” (Bakara, 44)
Söz ve davranışlarıyla insanlara, iyiliği emredenlerin kendilerini bu güzellikten mahrum etmeleri hangi akılla izah edilebilir? Rabbimiz, böyle bir iyiliği başkalarına emredenlerin bundan kendilerini mahrum bırakmaları halinde, “Aklınızı kullanmıyor musunuz?” ifadesi ile ne kadar yanlış bir yolda olduklarını haber vermektedir. Bu ilahi ikaz önceki ümmetlerden başlayarak kıyamete kadar, öncelikle topluma yön vermeye kalkışan insanlara ayaklarının kaymaması yönünde çok önemli ilahi bir ikazdır. Fahreddin Razi, iyiliği emredip kendini unutmanın akılla bağdaşmadığını şöyle ifade eder: “İyiliği emredip, kötülükten sakındırmaktan maksat, başkasının menfaatine olan şeyi elde etmeye ve zararına olan şeye düşmekten sakındırmaya bir irşaddır. İnsanın kendisine iyiliği başkasına iyilik yapmasından daha evladır. Başkasına nasihat edip kendisi nasihat almayan kişi, sanki aklın kabul etmeyeceği aykırı bir işte bulunmuş olur.” İnsanlara nasihat edip kendisi uymayan kişi insanların günaha rağbet etmesine vesile olur. “Ele verir talkını kendi yutar salkımı” sözü bu tür yanlışlıkları ifade etmektedir.
Rabbimiz buyurdu ki:
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük gazab gerektiren bir iştir.” (Saf, 2-3)
Bu ilahi uyarı, sadece söylenenle yapılan arasında değil, söz ve fiillerin kendi içinde de tutarlı olmasını kapsar niteliktedir. Allah ve Rasulüne itaate davet edenlerin kendilerinin itaatsiz olmaları, helal ve haram sınırlarına riayete davet edenlerin kendilerinin bundan yoksun olmaları, Hayra teşvik edenlerin hayırdan yoksun olmaları, iffet ve namusa davet edenlerin iffet ve namustan yoksun olmaları dinde samimiyetsizliğin açık belirtisidir. Şu nerden geldiği belli olmayan söz de samimiyetsizliği en belirgin bir ifadesi değil midir? “Hocanın dediğini tut da gittiği yoldan gitme” Gerçekten hocalar böyle mi? Yoksa din düşmanlarının hayal ettiği hoca tipi mi? Maalesef günümüzde her ikisinden de örneklere rastlamaktayız.
Ne zamanın ne de mekânın durumu, müslümanların ayaklarının kaymasına bahane edilemez. Yanlış anlayışların ve uygulamaların müslüman toplumda yer bulmasına, müslümanlar asla müsaade etmemelidirler. Müslümanlar da bu bilinç ve şuurla hareket etmelidir.
Allah’ın dinini tebliğe memur Müslüman, söz ve fiillerinde samimi olmalıdır. Ciddiyetten uzak gayri samimi söz ve fiiller, dine faydadan çok zarar getirir. Bu da Rabbimizin gazabını celbeder. Ashab bu vazifeyi en güzel bir şekilde ifa etmiş, tüm imkânsızlıklara Rağmen Rabbimizin adını dünyanın dört bir tarafına duyurmuşlardır. Gittikleri yerde kalplere sirayet eden samimiyet ve muhabbetleri ile etraflarında sevgi haleleri oluşturmuşlardır.
Rabbimiz buyurdu ki:
“Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez.” (Maide,105)
Kendini düzeltemeyenler, başkalarını nasıl düzeltebilirler ki? Mü’min “kendimi düzeltiyorum” diyerek başkalarını düzeltme sorumluluğundan kurtulamaz. “Kamil mü’min olacağım” diye daveti ihmal edemez. Mü’min, bir taraftan kendini düzeltirken diğer taraftan da en yakınından başlayarak tüm toplumu düzeltmeye gayret etmelidir. Zamanla bazı müslümanların bu ayeti, nemelazımcı bir anlayışa kapı aralayacak şekilde yorumlamaya başladıklarını görünce Hz.Ebu Bekir onları uyarıp özetle şunları söylemiştir:
“Siz bu ayeti gayesinin dışına taşırıyor ve yanlış yorumluyorsunuz. Ben Rasulullah’ın “İnsanlar bir kötülüğü görüp de onu engellemezlerse Allah’ın onlara genel bir azab göndermesi yakındır.” buyurduğunu duydum.” Hiçbir meşgale ve engel, mü’mine ferdî, ailevî ve toplumsal sorumluluklarını ihmal ettirmemeli ve unutturmamalıdır. Hele hele kendini asla unutturmamalıdır. Kul ilk önce kendi nefsinden hesaba çekilecektir.
Rabbimiz buyurdu ki:
“Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet gerisin geriye dönüp kaçmıştınız.” (Tevbe, 25)
Mü’min bilmeli ki ne bilgisi, ne becerisi, ne malı, ne mülkü, ne gücü kuvveti, ne taraf etrafı kısaca hiçbir çokluk Rabbi dilemediği sürece ona bir yarar sağlamaz. Mü’min, her şeyi Rabbinden bilirse, zaman zaman ayak bağı olan bu ve benzeri şeyler tökezlemesine vesile olmaz.
Rabbimiz buyurdu ki:
“O halde, bu gününüze kavuşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi unuttuk.” (Secde, 14)
Allah’ı ve Ahireti unutmak her çeşit gaflet ve tembelliğin kaynağıdır. Rabbim cümlemizi muhafaza buyursun.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Haziran 2014

Sayı: 311

İlkadım Arşiv