Şubat 2006 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

KARMA HAYAT  KARMAŞA HAYAT

Müslümanların kalplerinden imanı söküp atmayı bunun yerine sapık düşünceleri, gayri ahlakî değerleri yerleştirmeyi amaçlayanların önemli silahlarından birisi de her yerde kadın-erkek birlikteliğini teşvik etmektir.

Bu anlayış, nefsin ve şehvetin zebunu olmuş insanların anlayışıdır. Bu, batı toplumlarının bir hayat felsefesidir. Bu anlayış onları mutlu etmemiştir. Fakat bu anlayış, müslüman toplumlarda da kültür emperyalizmi vasıtasıyla pazarlanmış ve kabul görmeye başlamıştır.

Bu durum, batı toplumlarında olduğu gibi müslüman toplumlarda da felaketlerin başlangıcı olmaya başlamıştır.

İslam kadın-erkek birlikteliğini bazı prensiplere bağlamıştır. Onlara zaruret dışında karma hayat yaşamalarını yasaklamasının sebebi fitne kapılarının kapatılmasıdır.

Tarih boyunca kadın-erkek karma hayatı toplumların çöküşünün hazırlanmasına sebep olmuştur. Çünkü kadın-erkek birlikteliği her türlü gayri meşruluğa zemin hazırlamaktadır. Kadın-erkek birlikteliğinden en zararlı çıkan ise kadın olmuştur; kadın erkeklerin şehvet aracı haline getirilmiştir.

Şu sözler kadın-erkek birlikteliğini teşvik edenlerin niyetlerini açıkça ortaya koymaktadır.

- Muhammed ümmetini temelden yıkıp dejenere etmekte içki ve kadının yapacağı tahribatı binlerce top ve tüfek yapamaz; o halde onları madde ve şehvete karşı ilgi duyma bataklığında boğmaya çalışın.

-  Kadını bir araç olarak elde etmemiz gerekir. Kadının eli ne zaman, hangi gün bize uzanırsa dinden yardım görüp ayakta duranları dağıtıp, perişan eder.

Müslüman toplumlarda kadın-erkek birlikteliğini sosyal hayatın her alanında yaygınlaştırmak isteyenler, bilerek veya bilmeyerek İslam düşmanlarının planlarını uygulayarak, onlara alet olmaktadırlar.

Zahid el-Kevseri şöyle bir olay nakleder:

“Osmanlı devletinin elçileri İngiltere’de Britanya devletinin ileri gelenleri ile bir araya toplanmışlardı. İngiliz devlet adamlarından biri şöyle bir soru ortaya atar: Siz Osmanlı Türkleri neden doğulu kadınları erkeklerden ayrı ve uzak tutup aydınlığın gerisine itiyorsunuz? Bunun üzerine Osmanlı elçisi ona şu cevabı verir: “Bizim doğulu kadınlar, kocalarından başka erkeklerden evlat edinmeye heves duymadıkları için...” bu güzel cevap karşısında İngiliz kızarıp, susmuş tek kelimeyle karşılık verememiştir. Fakat İngilizlerin de aklıselim olanları var.

Bakınız meşhur yazar Anna Rord ne diyor:

“Kızlarımızın kendi evlerinde çalışmaları fabrikada çalışmalarından daha iyidir. Çünkü bir genç kız, şurada burada çalıştığı zaman artık hayatın parlaklığı, canlılık ve saflığı kaybolmaktadır. Keşke bizim ülkemiz de müslüman ülkeler gibi olsaydı; çünkü öyle bir toplumda kadın vakarlı, saygın, temiz ve iffetli bir konumdadır. Hiçbir kötülük ona bulaşmamıştır. Tertemiz bir hayat yaşamaktadır. Evet, gerçekten İngiltere’de erkeklerle karma bir hayatın yayılmasından dolayı çeşitli rezaletler ortaya çıkmıştır. Keşke erkeğin işlerini erkeğe bırakıp, kızlarımız da kendi evlerinde kendi işlerini yapsalar.”

Bu da Oxford üniversitesinde hukuk öğrenimi yapan bir genç kızın İslam’da kadın haklarını öğrendikten sonraki samimi itirafı:

“Müslüman kadınlara gıpta ediyorum. Keşke ben de sizin gibi bir müslüman ülkede olsaydım!”

Kendisine:

“Batılı kadının evine dönerek erkeğin işini erkeğe bırakmasını istiyor musun?” denilince, genç kız şöyle der:

“Ne yazık ki, artık iş işten geçmiştir. Batılı kadın, evin dışında çalışmanın verdiği alışkanlıktan dolayı, saadetin ve mutluluğun evine bağlı olduğunu bilse bile evine dönmeyecektir.”

Müslüman ana ve babalar olarak iş işten geçmeden nesillerimize sahip çıkmalıyız, onları kör batı taklitçiliğinden korumalıyız.

Mehmet Akif bu kör taklidi şu veciz mısraları ile kınar.

İş bizim Avrupa yaranına benzer sonra!

Hali ıslah edecekler, diyerek kaç senedir,

Bekleyip durduğumuz züppelerin tavrı nedir?

Geldi bir tanesi akşam, hezeyanlar kustu!

Dövüyordum, bereket versin, edepsiz sustu.

Bir selamet yolu varmış o da neymiş? Mutlak,

Dini kökten kazımak. Sonra, evet, Ruslaşmak!

 

Kadın ve erkeğe yüklenen misyonu kavrayamayanların sosyal hayatta kadın-erkek birlikteliğinin zararlarını anlaması mümkün olamaz.

Batı toplumu bugün, bu karma hayatın sıkıntılarını hayatın her safhasında ciddi şekilde yaşamaktadır. Kadının evinin dışında çalışması sonucu serseri bir nesil meydana gelmiştir. Çarşı ve sokaklarda serserice dolaşan hippi nesil, gazinoları, meyhaneleri ve metroları doldurmaktadır. Bunlar başta emniyet olmak üzere eğitimcilerin ve tüm bir toplumun baş belası olmuş durumdadır.

Batıda hürriyetini kazanmak için asırlarca mücadele eden kadın, mutluluğunu,  onurunu, hatta hürriyetini de yitirerek yepyeni bir kölelik hayatının kollarına kendini bırakmıştır.

Aynı oyun halkı müslüman olan ülkelerde de tezgâhlanmaktadır. Sloganlar çok cazip; Kadının iktisadî bağımsızlığı, kadın hakları, kadının hürriyeti v.s. Kadınını ifsat eden batı toplumu, gözünü iffet ve hayâ abidesi olan müslüman kadına dikti, çünkü onun ifsadı bütün bir müslüman toplumun ifsadı demektir.

Mehmet Akif’in cevabı ne güzel:

Kızımın iffeti batmakta rezilin gözüne...

Acırım tükrüğe billahi tükürsem yüzüne.

 

Bu telkinler sonucu Mısır’da 1919 devriminde İsmailiye meydanında kadınlar gösteriler yaparlar, hürriyetin başlangıcı olması için başörtülerini çıkarıp yakarlar. Bu hareket Mısır kadınının hürriyeti için başlangıç sayılır. Yani Rabbine isyanın, dini önemsemeyişin, İslam düşmanlarının gösterdiği yolda yürüyüşün başlangıcı.

Ne gariptir ki bugün de bazılarının telkinleri ile başörtüleri, İslam’a hizmet adına başlardan çıkarılmaktadır ki; bunun, ne Kur’an’da, ne sünnette, ne de icma-ı ümmette yeri vardır. İslam’a hizmet adına İslam’ın temel hükümlerini çiğnemek… İslam tarihinin hiçbir döneminde müslümanlar böyle bir saçmalığa şahit olmamışlardır. Bunu İslam’a hizmet adına değil de nefisleri adına yaptıklarını söylemeleri daha ahlakî olur.

İslam, bırakın başörtülerini çıkararak, örtülü dahi olsa ancak şu üç yerde kadın-erkek birlikteliğine müsaade eder: Yeri erkeklerden ayrı olmak şartıyla ibadet mahallinde, erkeklerden ayrı olmak şartıyla ilim merkezlerinde, erkeklerden ayrı olmak şartıyla cihad meydanlarında.

İslam el ve yüzler hariç kadının ziynet yerlerinin gösterilmesini uygun görmediği gibi; batının modasının etkisinde kalan kızlarımızın ve kadınlarımızın açık saçıklığına da asla müsaade etmez.

İslam bu hükümlerle kadının saygınlık kazanmasını, haklarının korunmasını ve şehvet aleti olmaktan kurtarmayı hedefler. Çünkü kadın-erkek birlikteliğinde gözün ve kalbin korunması zorlaşmaktadır. Böyle bir durum erkekler için olduğu kadar yabancı erkeklere göz diken kadınlar için de bozulmanın başlangıcıdır.

Kur’an bakışlar konusunda uyarmakta:

“Mümin erkeklere söyle, gözlerini  (haramdan)  sakınsınlar! Mümin kadınlara da söyle, gözlerini (haramdan) sakınsınlar!” ( Nur 30, 31)

Nebi aleyhisselam Hz. Ali’ye şöyle buyurmuştur:

“Ey Ali! Bir defa gözün kaydıysa, ikinci kez dönüp bakma. Birincisi için söz yok. Fakat ikincisine izin verilmez.” (Ebu Davud)

Kur’an’ın uyarısına kulak verelim.

Peygamber hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyiniz. Bu şekilde hareket etmeniz hem sizin, hem onların kalpleri için daha temiz, daha nezihtir.” (Ahzab 53)

İslam, müslüman kadının zaruret hâli hariç erkeklerle karma bir hayat yaşamasına müsaade etmemektedir.

Fakat azdırıcılar her vesile ile kadın-erkek beraberliğinin gerekliliğini telkin etmekte, aksi durumun gericilik olacağını belirtmektedir. Bunun sonucu olarak da gayri meşru kadın-erkek ilişkilerinin tohumu atılmış, artık sevilen ve istenilen şeyler bunlar, kötü ve çirkin görülen şeyler de İslam’ın emirleri olmuştur.

Kuran ve sünnetin kadına yüklediği misyon evidir. Sorumluluğu eviyle sınırlandırılmıştır.

“Evlerinizde oturunuz eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayınız.” (Ahzab 33)

“Kadınlara evlerini tavsiye ederim. Zira onların cihadı evleridir.” (Müsned)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr