Eylül 2013 Abdullah GÜLCEMAL A- A+
A- A+

Kararlar Meşru Değil Öyle Mi?

Efendim kendi  köyümde Celâl isminde bir vatandaş vardı. Az da olsa yürüme engeli ve sırtında hafif kamburu olan Celâl’in her hareketi ayrı bir yazı konusu aslında…

Vatandaşın henüz  günümüzdeki gibi her yönden bolluğa, berekete, huzura, iletişime, ulaşıma, ekmeğe, oduna, kömüre  erişemediği yıllar…

Celâl yayla zamanı kışlık yakacak ihtiyacını karşılamak için  her gün yayladan bir eşek yükü odun getirir… Yaş odun getirmek yasak !... Ormancılar bazen takip eder yakalar ve ceza yazar, bazen görmemezlikten gelirler… Hatta kesilmiş yaş odun getiren olursa biraz hırpalarlar, sonra da mahkemeye verirler…

Bizim Celâl’i de yayladan kaçak odun getirirken yakalayan ormancılar mahkemeye verirler… Bir müddet sonra mahkemeden tebligat gelir. Belirtilen günde elini kolunu sallaya sallaya  gider mahkemeye Celâl… Çünkü Adalete güveniyor… Yaptığım iş eğer suçsa cezamı çekerim, suç değilse çıkar gelirim diyor… Ormancıyı suçlamıyor…Bir eşek yükü odun için insan mahkemeye mi verilir yahu demiyor ?... Mahkemeye muhkemeye gitmiyorum işte… Kim götürecekse gelsin götürsünler bakalım diye efelenmiyor !... Hâkimlere küfretmiyor…  Yakıp yıkmaya kalkışmıyor… Bir yerlere kaçmıyor…

Her ne ise… Bizim Celâl belirlenen gün ve saatte mahkemeye hâkimin karşısına çıkar. Hâkim, hazırlanan iddianameyi okumuş, dosyayı incelemiştir. Celâl’in kasıtlı olarak bir suç işleme niyeti yoktur. İşgüzar ormancının hırsına kurban gitmiştir Celâl... Hâkim dosyayla birlikte Celâl’in mahkemedeki duruşmada kılık ve kıyafetine, çaresizliğine bakıp;  usûlen sorar:

Oğlum getirdiğin odun yaş mıydı, kuru muydu?

Celâl gayet gurulu ve cesur bir şekilde:

Yaş, guru fark etmez Hakim Bey !…

Hâkim aldığı cevap karşısında birazcık şaşırır. Çünkü Celâl’in bir tarafında Anadolu insanının saf tarafını, sade güzelliğini de görür. Suç işleme kastı yoktur. Çaresizlik onu mecbur bırakmıştır. Bir eşek yükü odun için Celâl’e ceza vermek istemez Hâkim… Çünkü o  da bir vicdan taşıyor. Tekrar sorar:

Oğlum bak beni iyi dinle. Getirdiğin odun yaş mıydı, guru muydu ?

Celâl yine aynı tavır ve aynı üslûp içerisinde aynı cevabı verir :

Yaş, guru fark etmez  Hakim Bey !…

Hâkim Bey “Peki öyleyse, atın şunu nezarete” der ve duruşmayı bitirir.

Celâl 24 saatini aç susuz nezarethanede kuru yerde geçirir…

Ertesi gün tekrar hâkim huzuruna çıkartılır Celâl… Ağzını bellemiştir artık…

Hâkim yine aynı suâli sorunca, Celâl boynunu bükerek:

Guruydu  Hâkim Bey guruydu… der ve hakimde  Celâl’in haline acıyıp berât kararı verir…

Peki Hakimin : “Oğlum getirdiğin odun yaş mıydı, guru muydu ?” sorusuna Celâl niçin  “Yaş, guru fark etmez  Hâkim Bey !…” diye cevap vermiştir ?...

Meğer mahkemede hâkimin kürsüsünün önündeki zabıt kâtibesi kızcağız dikkatli olarak  Celâl’e bakmaktadır. Gerek onun vereceği ifadesi gerekse hâkimin  sözlerini bir yanlışlık yapmadan aynen ifade zaptına geçirecektir. Yani gözü ifade veren sanıkta, kulağı hâkimdedir kızcağızın…

Bizim Celâl’de zanneder ki; kız devamlı bana baktığına göre, herhalde bana gözü düştü… Gözlerini hiç benden ayıramıyor…” diye kızcağıza hava atarak hâkime efelenir…

24 saatini nezarette geçirince aklı başına gelir ve getirdiği odun  yaş mı guru mu hatırlar…

Celâl’in yaşadığı bu olayı şunun için anlatıyorum…

Bir eşek yükü odun için mahkemeye giden Celâl, Hâkim karşısına çıkacak, ifadesini verecek, 24 saat nezarette yatacak, mahkemenin kararına da saygı duyacak… Ammaaa !...

Ammaaa!... Demokrasi yosmasının göz kırpmasıyla, lâiklik baltasıyla doğramadıkları fidan, devirmedikleri çam kalmayan, bu memleketin nimetlerinden müstefid, külfetinden muaf ne kadar tüfeyli varsa kaos ve kargaşa çıkaracaklar…

Yakacaklar, yıkacaklar, devirecekler…

Trilyonlarca devlet ve millet malına zarar verecekler…

Huzur ve istikrarın temeline dinamit koyacaklar…

Ülkenin güven ortamını zedeleyecek, dış dünyaya karşı itibarsızlaştıracaklar…

Faiz lobileriyle ülke ekonomisini tekrar zayıflatarak, IMF’ye  mahkûm etmeye çalışacaklar…

Daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük” şamatalarıyla ortalığı velveleye verecekler…

Kuruyası ellerinde molotof kokteyli, tükürsek tükrüğü kirletecek utanmaz yüzlerinde kızıl maskeleriyle, caddeleri, sokakları, parkları, meydanları savaş alanlarına çevirecekler…

Kamu düzenini ve vatandaşın güvenliğini sağlamakla görevli devletin güvenlik güçlerine, polislerine, askerine yirmi yaşındaki deli danasından, yetmiş yaşındaki kokanasına kadar demir bilyeli sapanla saldıracaklar…

Rezillik, kepazelik, soytarılık  adına her herzeyi yiyen bu çapulculara, ülkenin idaresine talip olan sözde siyaset simsarları her türlü desteği verecek, polisi orantısız güç kullanmakla, biber gazı sıkmakla suçlayacak… Ama gezi zekalı tiyatrocuların alnından öpecekler !…

Darbe için yanıp tutuşacaksınız… En kıdemli demokrat kazıklarınız bile Mısır’da yapılan darbeye darbe diyemeyecek…

Kerhane albümü gibi paçavralarında fuhuş ticareti yapan, çıkartma kâğıtlarında, karanlık ceridelerinde sürekli alçaklara alkış tutup, darbe için postal yalayan, utanmadan sıkılmadan Mısırdaki darbe için : “Onlar ‘Mursi Tiksintisi’ Türk Milleti ise ‘Tayyip Tiksintisi’ nedeniyle ayaklanmıştı.” Mısır Halkı onurlu bir direniş sergiledi, Mursi devrildi gitti (…) Anlaşıldığı kadarıyla Mısır Ordusu bizde olduğu gibi  kışlasında yatmıyor, ülkenin rejimiyle ilgileniyormuş…  Elini ayağını ülke sorunlarından çekmemiş…

“Mısır’ın Tayyip’i gitti ama bizimki yerinde durmakta” diye kin kusuyor… Kininden çatlayıp geberecekler sütü bozuklar… Biliyoruz ahmak’a nasihatin, ölüye ilacın hiçbir faydası olmayacak… Şair ne güzel söylemiş:

Sorma cevapsız kalan bir sürü soru vardır,

Hayduttan dost tutanın aklından zoru vardır.

Bir kulaktan giren söz, çıkar diğer kulaktan,

Çünkü adam şeklinde bir sürü boru vardır. (A.K.)

Hayduttan dost tutanlara elbette son nasihat tesir etmez. Onlar Başbuğ’un borusunu severler…

“Ergenekon Terör Örgütü” diye silahlı bir örgütün olduğu İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla tescillendi. Yemuş Hanım’ın Oğlu diyordu ya : “Nerde imiş bu ‘Ergenekon Örgütü’ yerini bilsem gidip üye olacağım” diye... Artık rahat rahat gidip üyelik kaydını yaptırabilir. Kapı gibi mahkeme kararı var. Kendisi gidemiyorsa bir yakını elinden tutup götürmeli ve kaydını yaptırmalıdır…

Mahkemenin  5 Ağustos 2013 tarihinde verdiği kararı da beğenmiyormuş Yemuş Hanım’ın Oğlu:

“Bu yargıçları da yargıç olarak kabul etmiyorum. Bu mahkemenin verdiği kararı da kabul etmiyorum. Bu kararlar gayri meşrudur.”

Peki ya: “Sayın Kılıçdaroğlu sende soyadları ‘Bay’la başlayan bir bayla bir bayanın imalâtı gayri meşru ilişkisinden oluşan kaset mamülü gayri meşru bir genel başkansın…” derlerse ne diyeceksin?...

Ohooo… “Bizde yalan mı yok… Elbet ona da verecek bir cevap buluruz…”

Yani  sizin tabirinizle demokrasi sandıktan ibaret değildir öyle mi?

Milli irade sizin için hiçbir şey ifade etmiyor öyle mi?

Bu memlekette hep sizin keyfiniz kanun olacak öyle mi?

Lâ havle… Yuh olsun topunuzun ham ervahına…


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Eylül 2013

Sayı: 302

İlkadım Arşiv