KAPAK -  Z@M@NE
Şubat 2021 Yusuf TAĞAN A- A+
A- A+

KAPAK - Z@M@NE

Zaman insana ne verir? Ne alır? Günler nehrin sürekli akışı gibi gelip geçiyor, insan aynı mı kalıyor? İnsan zamana ne katar? Kim kimi değiştiriyor acaba? İnsanların hayata bakışı, beklentileri, anlayışları, yaşantıları değişti. Birçoğumuzun bilinçli ya da gayri ihtiyari kullandığı bir kalıptır ‘eskiden’, ‘bizim zamanımızda’ kelimeleriyle başlayan cümleler. Ancak bu ifadeler çoğunlukla bir tespitten, malumun ilanından öteye geçmeyen cümleler oluyor. Teşhis olmadan muayene olmaz tabii ki. Sadece teşhis de hastayı iyileştirmez.

Günümüz insanının yaşam tarzı, öncelikleri, beklentileri, anladığı-konuştuğu dil değişti ve değişmeye devam ediyor. Özellikle gençler büyüklerinden farklı bir dille, farklı araçlarla iletişim kuruyorlar. Dijital dünyanın içinde yaşayan, dijitale bağımlı olma yolunda koşar adım ilerleyen bir nesil geliyor. Teknoloji bağımlılığı kavramı, 25-30 yıl önce çok da gündemimizde yokken şimdi, neslimizi tehdit ediyor. Çocuklar yaramazlık yaptığında ya da ağladığında onları susturmak/uyuşturmak için ilk aklımıza gelen yöntem ne oldu şimdilerde.

Çağımızın önemli düşünürlerinden ve aynı zamanda aksiyonerlerinden Yusuf Kaplan Hoca bu hususta ne diyor bakın: ‘’Şimdi görsel-dijital kültürün egemen olduğu bir çağdayız: Bu çağın en öne çıkan aktörleri, Z Kuşağı. Nasıl bir dünyada yaşadıklarını bilmiyoruz Z kuşağının. Ama bilmediğimiz dünyaları ve kendileri hakkında ahkâm kesmekten de geri durmuyoruz! Z kuşağını suçlayanlara şu suçlamayı yapıyorum: Suçunuzu örtbas etmeye kalkışmayın. Kendinizi suçlayın! Topu taca atmayın. Bu çocuklar sizin eseriniz! Eserinizden değil kendinizden şikâyet edin! Suçlamadan önce bu kuşağı tanımamız gerekiyor. Z kuşağı, hayatı dijital dünyada yaşıyor, bu dünyada değil.

Neden peki? Bu dünyanın bir çekiciliği, albenisi olmadığı için olabilir mi? Ya da dijital dünyanın, herkesin bizzat kendisinin yaşadığı ama milyonlarca insanın da aynı dünyayı paylaştığı bilinen bir dünya olması olabilir mi?

Dahası kimliklerin gizlenmesi, oyun’un, yegâne varoluş biçimine dönüşmesi yani “oynayan insan”ı (homo ludens) “gören insan”a (homo videns) baskın hale getirmesi yakıcı gerçeği olabilir mi bunun temel nedeni? Kesin olan bir şey var: “Düşünen insan” (homo sapiens) sizlere ömür! “Düşündüğünü düşünen insan” (homo sapienssapiens) pek var olmadı zaten! Şu an dijital kültür çağında yaşıyoruz: Teknopagan dijital kültür, “oynayan insan”ın insana oynadığı ayartıcı bir oyun!’’

Bizim insanlara ve özellikle gençlere karşı vazifelerimizden birisi de onlara anlayacakları şekilde iyiliği emretmek ve kötülükten nehyetmek/sakındırmaktır. Rabbimiz bizden bunu istiyor:

‘’İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.’’ (Âl-i İmran, 104)

‘’Onlar öyle kimselerdir ki, kendilerine bir yerde egemenlik versek, namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler ve kötülükten alıkoymaya çalışırlar. İşlerin sonu Allah’a varır.’’ (Hac, 41)

‘’Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız. Ehl-i kitap da inanmış olsalardı elbette onlar için hayırlı olurdu; içlerinden inananlar da var, fakat çoğu yoldan çıkmıştır.’’ (Âl-i İmran, 110)

Bu ayetlere muhatap olan ve Peygamberimiz Efendimiz (sav)’in uygulamalarından haberdar olan bizler, zamane diye nitelendirdiğimiz günümüz insanına İslam Hakikatlerini nasıl anlatmalıyız? Sosyal medyayı ya da diğer dijital yöntemleri kullanmak şu anda vazgeçilmez iletişim kanallarından birisi olmuş durumda. Çünkü gençlerin çoğu zamanının büyük bölümünü ekran karşısında geçiriyor. Maalesef ekrana baktıkları kadar anne-babalarının, kardeşlerinin, arkadaşlarının, öğretmenlerinin, hocalarının yüzüne bakmıyorlar. Onlarla birlikte geçirdikleri vakit günlük ekran sürelerinden az.

Biz Müslümanlar olarak gençlere anladıkları dilden İslam’ı anlatmalıyız. Tespit yapıp, teşhis koyup bırakmak Müslümanca bir tavır değildir. Öncelikle bu yollardan faydalanırken Peygamberî prensipleri esas almalıyız. Peygamberimiz Z kuşağının da peygamberidir. Efendimiz (sav)’in eğitim usullerini temel alıp, günümüze uyarlamalıyız. O, muhatabının durumuna göre tavsiyelerde bulunur, şema ve şekillerle anlatacaklarını görselleştirir, seviyeye uygun konuşur, aşama aşama öğretir, maddeler halinde anlatır, önemli bilgileri tekrar ederek pekiştirirdi. İşte bu usul ve esasları da göz önünde bulundurarak, sosyal medya mecralarında yapacağımız bilgilendirme, yönlendirme, tebliğ çalışmalarında şunlara dikkat etmeliyiz:

  1. Video anlatımlar kullanmalıyız. Günümüz insanının çok uzun süre monolog halinde ki konuşmaları dinlemediğini göz önünde bulundurarak, videolarımız kısa ve dikkat çekici bilgiler içermelidir. İnsanların videoyu izlemeden önce süresine baktığını unutmayalım. Video anlatımlarımızda diyalog ve canlandırmaları kullanmak daha etkili bir yöntemdir.
  2. Yazı ile anlatmamız gereken bir husus var ise yazımızın gereğinden uzun olması okunmamasına sebep olacaktır. Peygamberi bir yöntem olan az kelime ile çok mana anlatmayı (câmiu’l-kelim) tercih etmeliyiz.
  3. Göze hitap eden bilgilendirmelerin daha öğretici ve kalıcı olduğunu düşünerek görselleri çokça kullanmalıyız. Görsellerimiz vereceğimiz mesajı ön plana çıkaran, karmaşıklıktan uzak ve sade olmalıdır.
  4. Gençler tarafından çokça tercih edilen sosyal medya mecralarını kullanmalıyız. İhtiyaç halinde aynı mesajlar farklı kanallardan insanların karşısına çıkarılmalıdır.
  5. Çevrimiçi imkânların mekân farklılığı durumunu ortadan kaldırdığı göz önünde bulundurularak, hedef kitlemizi tüm Türkiye ve hatta tüm Dünya olarak genişletmeliyiz. İstediğimizde dünyanın öbür ucundaki alanında uzman birisine ulaşabileceğimizi unutmayalım.
  6. Yaptığımız çalışmaların geri dönütlerini çevrimiçi test, anket, yarışma gibi yöntemlerle alabiliriz. Değerlendirmesini yapabiliriz.

 

Son olarak, dijital yollarla çalışmalarımızı yaparken her zaman aklımızda bulundurmamız gereken bir gerçek var. Sosyal medya mecralarının büyük çoğunluğu bizim değil. Yabancıların elinde. Dolayısıyla bizi zor duruma düşürebilecek özelimizi, mahremlerimizi buralarda paylaşmamalıyız.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr