KAPAK - Yürümede ve Konuşmada Denge
Ocak 2020 Muhammed ÇELİK A- A+
A- A+

KAPAK - Yürümede ve Konuşmada Denge

Bismillahirrahmanirrahim

Yavrucuğum! Biliyorsun besmele her hayrın başıdır. Bu yüzden her zaman olduğu gibi hasbıhalimize yine besmele ile başlıyoruz.

Rabbimiz azze ve celle, Lokman aleyhisselam’ın dilinden biz ebeveynlere çocuklarımızı yetiştirirken nasıl bir usül takip etmemiz gerektiğini öğretiyor. Lokman aleyhisselam’ın yavrusuna tavsiyelerini üç ana başlık altında toplayabiliriz. Bunlar: itikad, ibadet ve ahlaktır. İtikad olmadan ibadet, ibadet olmadan da ahlak olmaz. Bugün Lokman aleyhisselam’ın “Yürüyüşünde mûtedil ol, sesini yükseltme; çünkü seslerin en çirkini eşek sesidir” (Lokman, 19) tavsiyesi üzerine konuşacağız.

Mutedil Yürüyüş

Yavrucuğum! Ayetin siyak (öncesi) ve sibakı (sonrası) gösteriyor ki; buradaki mesele, ne adım ne de yürüyüş şeklidir. Hızlı veya yavaş yürümenin kendisinde ahlâken hatalı bir şey olmadığı gibi yürümek için konmuş bir kural da olamaz. Bir kimsenin acelesi varsa hızlı yürümek zorundadır ve şöyle bir dolaşmaya çıkan birinin yavaş yürümesinde herhangi bir sakınca yoktur. Mûtedil yürüme için bir ölçü bulunsa bile her şahıs ve her zaman için geçerli bir kanun konamaz. Ayette asıl kastedilen kibirli kibirli yürüyen kimsenin ruh durumunu ıslahtır. Bir kimsenin kibir ve gururu, onun ruh durumunu ve kibrinin sebebini gösteren yürüyüş biçimine, adım atışında yansır.

Servet, iktidar, güzellik, bilgi, kuvvet ve bu tür şeyler bu insanı gururlu ve kibirli hale getirir ve her biriyle birlikte oluşan bir yürüyüş biçimi vardır. Buna mukabil bir tevazu gösterisi içinde yürümek de bir başka ruhî hastalığın sonucudur. Bazen bir insanın kendini beğenmişliği, gösterişe kaçan bir tevazu, takva ve dindarlık şeklini alır ve bu durum, yürüyüşüne yansır. Ve bazen insan bu dünyanın sıkıntılarından o kadar bunalır ki, dünyaya küser ve hasta kimseler gibi yürümeyi âdet edinir. İşte Lokman aleyhisselam'ın demek istediği şudur: “Bu akıl ve ruh durumlarından kaçın; gösterişsiz, mütevazı ve asil bir kimse gibi yürü; ne herhangi bir gurur ve kibir gösterişi olsun, ne acziyet ifadesi ve ne de bir takva, tevazu gösterişi."

Rasulullah aleyhisselam ashabının bu meseleyi nasıl anladığı birkaç olaydan çıkarılabilir. Bir keresinde Hz. Ömer, bir adamın başı önünde, omuzları düşmüş, süklüm püklüm yürüdüğünü görünce ona şöyle bağırdı: “Başını kaldır da öyle yürü; İslam acizlik değildir.” Aciz ve hasta gibi yürüyen bir başkasını gördü ve şöyle dedi: “Ey sefil; dinimizi lekeleme." Bu iki olay gösteriyor ki, Hz. Ömer'in gözünde dindarlığın süklüm püklüm yürümekle ve yürürken gereksiz bir tevazu göstermekle ilgisi yoktur. O, ne zaman böyle yürüyen bir adam görse bu davranışın İslam’ı yanlış temsil edeceğini ve diğer Müslümanlara da kasvet vereceğini düşünürdü.

Benzeri bir olaya da Hz. Aişe radıyallahu anha şahit olmuştu. Perişan ve bitkin bir vaziyette yürüyen birini görünce ona ne olduğunu sordu. Kendisine: “O Kurra'dan (yani Kur'an'ı okumak, öğretmek ve ibadetle meşgul kimselerden biri)" dendi. Bunun üzerine şöyle dedi: “Ömer Kurrâ'nın reisiydi. Fakat yere sağlam basar, bastıra bastıra konuşur ve mecbur kaldığında da iyi bir sopa çekerdi."

Mûtedil Ses

Bu, bir kimsenin daima alçak sesle konuşması ve asla sesini yükseltmemesi anlamına gelmez. Eşeğin anırması zikredilerek, konuşurken hangi tür ses ve tondan kaçınılması gerektiğine açıkça işaret edilmektedir. Sesin ve tonun bir alçak ve yüksek, bir de sert ve yumuşak şekli vardır ki tabii ve gerçek ihtiyaç anlarında bu hissedilir. Mesela yakın mesafeden veya küçük bir topluluğa konuşan bir insan alçak sesle konuşur; uzak mesafeden veya kalabalık bir topluluğa konuşan insan ise yüksek sesle konuşmak zorundadır.

Aynı şekilde şart ve duruma bağlı olarak ses tonu da farklı olur. Dua ederken sesin tonu, bir şeyi tel'in ederken ki tondan; iyi dilekte bulunurken ki ses tonu, öfke anındakinden farklı olmak zorundadır. Bunda itiraz edilecek bir şey yoktur. Aynı şekilde Lokman'ın öğüdü de, bir insanın durum ve lüzumu gözetmeksizin sesi daima alçak, tonunu daima yumuşak tutmak zorunda olduğuna dair bir anlamı ihtiva etmez. Karşı çıkılması gereken ses, bir insanın başkasının gözünü korkutmak, küçük düşürmek ve kabadayıca sindirmek için eşeğin anırması gibi bir ses çıkarması ve anırır gibi bağırmasıdır.

Yavrucuğum! Niyetimiz ne ise elimize geçecek olan odur. Ne yürüyüş yasaktır ne de konuşmak. Yaptığımız bazı meşru işleri sakıncalı ve yanlış duruma düşüren bizim niyetlerimizdir. Her şeyde olduğu gibi yürümenin ve konuşmanın da bir adabı vardır. Peygamberimiz aleyhisselam “Aşırı gidenler helak oldu” buyurmaktadır. Müslüman denge insanıdır. Ne vakarda aşırıya gidip kibre düşecek, ne de tevazuda aşırıya gidip kendisini aciz duruma düşürecek. Zamana ve zemine göre durum neyi gerektiriyorsa onu yapacak. Bazen Ebu Dücane radıyallahu anh’ın düşman saflarına girişinde ki yürüyüşü gibi çalımlı yürümek gerekirse o şekilde yürüyecek.

Yavrucuğum! Sesimizin yüksekliğini değil kalitesini artırmamız lazım. Bizi gören Allah Teâlâ’yı hatırlamalı, bizi dinleyen Allah Teâlâ’yı hatırlamalı.

Ya hayır söylemeli ya susmalı.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2020

Sayı: 378

İlkadım Arşiv