KAPAK - Ümmeti Muhammed Olmak Sünneti Muhammed’e İttibadan Geçer
Haziran 2018 Mustafa AYDOĞDU A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

KAPAK - Ümmeti Muhammed Olmak Sünneti Muhammed’e İttibadan Geçer

Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” (Âl-i İmran, 144) Ayette; Hz. Muhammed’in fâni, İslâm’ın ise bâki olduğunu, bu sebeple, o ölse dahi Müslümanların bunu sükûnetle karşılayıp dinlerine bağlı kalmaları gerektiğini anlıyoruz.

Size iki şey bırakıyorum. (Bunlara tutunursanız) asla delalete düşmezsiniz: Allah’ın kitabı ve sünnetim.” (Hâkim,1/93). Müteakip âyetin sonundaki “Allah şükredenleri ödüllendirecektir” cümlesi buna işaret eder. Müfessirler buradaki “şükredenler” ifadesini, “İslâm’da sebat edip görevlerini yerine getirenler” şeklinde tefsir etmişlerdir. (Elmalılı, II, 1194)

Sünnet, peygamberlik yani ilâhî iradenin temsilciliği görevinin beşerî planda yerine getirilmesi sonucu ortaya çıkan Hz. Peygamber’e ait beyan ve uygulamalar toplamıdır.

Bu iki emanet ya da yapı yani Ümmet ve Sünnet, birbirinin “olmazsa olmaz”ı durumundadır. Sünnet, Ümmet’in oluşumunu ve devamını, Ümmet de Sünnet’in korunmasını üstlenmiştir. Bir başka ifade ile Sünnet, Ümmet’ten; Ümmet, Sünnet’ten sorumludur.

Kazanlı âlim Musa Cârullah Bigiyef’in ifadesiyle, Hz. Peygamber’in vefatından sonra ümmetin risâleti/elçiliği dönemi başlamış ve devam etmektedir. Hz. Peygamber’in peygamberlik vasfı hariç, onun işlevini yerine getirmek, İslam’ı insanlara ulaştırmak görevi ümmetin uhdesindedir. Bu büyük sorumluluğun gereğini yerine getirebilmek için ümmetin, İslam toplum yapısının oluşumuna muhatap ve şahit olmuş, hizmet etmiş ilk Müslüman neslin, sahâbîlerin, Peygamber sünnetine gösterdikleri itibar ve itinaya benzer ciddi bir tavır ve tutum içinde olması gerekmektedir.

Bu durumun idraki içinde olan Müslüman nesiller Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yapıp ettiklerini öğrenmek, yaşamak ve kendilerinden sonrakilere ulaştırmak, onları da Sünnet çerçevesinde eğitmek için ibadet vecdi, cihad şevki ile her türlü gayret ve fedakârlığı seve seve göstermişlerdir. İşte bu gayretlerin bilimsel boyutunda Hz. Peygamber’in beyan ve davranışlarının zaptını, belli sistemlerle kitaplaştırılmasını ve eğitim-öğretimini görmekteyiz.

Allah katında Müslümanların en sevimsiz olanları (şu) üç gruptur: Harem’de haksızlık yapıp zulüm işleyen (mülhid); İslâm döneminde câhiliye yaşantısını arayan (mübtağ) ve haksız yere kanını dökmek için masum bir kişinin peşini ısrarla kovalayan.” (muttalib) (Buhari)

Ümmet-i Muhammed, Sünnet-i Muhammed’in oluşturduğu ve şekillendirdiği bir yapıdır.

“Âlimler, peygamberlerin vârisleridir.” (Buhari, İlim, 10) Binaenaleyh bize göre günümüzün ihtiyacı, en büyük meselesi hatta en kapsamlı cihadı, dünya çapında ilim adamı yetiştirmek noktasında yoğunlaşmaktadır. (İsmail Lütfi ÇAKAN)

“Nitekim kendi aranızdan, size âyetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.” (Bakara, 151)

Peygamberler doğru mesajlar sunmuştur; doğru bir Allah inancı, doğru bir ahiret inancı, geçerli bir din anlayışı ve insan (fücur ve takva yönü). İnsanların çoğu bu mesajlara tepki göstermiştir: “İnkâr edenler dediler ki: Bu Kur’an’ı dinlemeyin. Baskın çıkmak için o okunurken yaygara koparın.” (Fussilet, 26) Alkış, taşlara vurma ve kulaklarını tıkama usulü ile bu mesajlara kulak tıkamışlardır.

Peygamber varisi âlimlerin bu doğru mesajı (Kur’an ve sünnetin mesajlarını) toplumlarına duyurma sorumluluğu vardır.

“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz.” (Âl-i İmran, 110)

Peygamber varisi âlimlerde olması gerekenler; insanları madden ve manen temizlemektir. Bunun yolu da iman, İslam ve ihsan konusunda peygamberimizin örnekliğini topluma anlatmaktır. Peygamber varisi âlimlerin konuşmaları hikmetli olmalıdır. Hikmet; eşyânın hakîkatini ve esrârını idrâk edebilmektir. Hikmet; hakîkatleri idrâk husûsunda akla aczini kavratmaktır. Akılla kavranamayan nice sırlar, ancak hikmetle çözülür. Kâinattaki ilâhî tecellîler de hikmet nazarıyla okunabilir.

“(Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.” (Bakara, 269) Bütün peygamberlere ilim ve hikmet birlikte verilmiştir. Dolayısıyla ilmi anlatırken kime dediğine, ne dediğine, nerede dediğine dikkat etmişlerdir.

Peygamberlerin bir başka özelliği insanların yeteneklerini ortaya çıkarmak ve geliştirmektir. Atın önüne et, itin önüne ot atmamışlardır.

“İnsanlar, aynen altın ve gümüş madenlerine benzerler. Cahiliyede hayırlı olanları, İslâm’a girip onda derinleşip (onu hazmettiklerinde) yine en hayırlıdırlar.”

İnsanları terbiyede, onların karakterlerini tespit çok mühimdir. Fizyonomileri, insanların ruh dünyalarını ele verir. Öyleyse evvela, her insanın ruh dünyası anlaşılmalı, daha sonra da her insan eritilebileceği potaya konarak eritilmelidir. Terbiye, bir manada ona şekil vermektir. Şekil vermek ise, ancak o insanın belli bir potada eritilebilmesiyle mümkündür.

İnsanların kabiliyetlerini; bedeni, aklı, kalbi sürekli doğru mesajlar ile beslemek tekâmül ettirmiştir. Peygamber varisi âlimler faydalı insanlar yetiştirip topluma katmıştır.

“And olsun; Allah’ın Resulünde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21)

“İyi bilin ki, Allah’ın Resulünün haram kıldığı şeyler, Allah’ın haram kıldığı şeyler gibidir.” buyuran (Ebu Davud, Sünnet 5) bir peygamberin ümmetiyiz ve “Kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek, elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.” (Tevbe, 29) buyuran bir Allah’ın kuluyuz.

Hata işlemekten korunduğu sabit olan peygamber efendimizin dışında kalan gayrimasum kişileri taklit etmek dinin tahrifine sebeptir.

“Hikmet dolu Kur’an’a and olsun ki sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin.” (Yasin, 2-4)

“Bil ki onlar sadece kendi nefislerinin arzularına uymaktadırlar. Kim Allah’tan bir yol gösterme olmaksızın kendi nefsinin arzusuna uyandan daha sapıktır? Şüphesiz Allah, zalimler toplumunu doğruya iletmez.” (Kasas, 50)

Peygamberimiz bizim mutlak (tek, tartışmasız) örneğimiz, âlimler ise mukayyet örneğimizdir. Âlimlerimizin, peygamber efendimize benzeyen yönlerini örnek alırız.

“Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (Peygamberi) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyana sokanlar var ya, işte onlar inanmazlar.” (Enam, 20)

Bizim de Efendimizin ferdî, ailevi, cemiyet, cemaat ve devlet hayatımızda çok iyi tanınıp örnek alınması için gayret göstermemiz gerekiyor. Ümmet-i icabetin sayısını artırmamız gerekiyor.

“Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık.” (Bakara, 143)

Ümmet-i Muhammed olarak her türlü düşünce, söz ve davranışın aşırısından kaçmanın yolu efendimizin sünnetine tabi olmaktan geçer.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Haziran 2018

Sayı: 359

İlkadım Arşiv