KAPAK-Peygamberimizin Rauf ve Rahim Olması*
Mart 2019 Ahmet BELADA A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

KAPAK-Peygamberimizin Rauf ve Rahim Olması*

Er-RAHMAN/RAHİM: Allah’ın Rahman ve Rahim isim ve sıfatları, anlamları itibariyle birmiş gibi algılansa da çok farklı olduğu bilinmelidir. Bir Müslümanın olmazsa olmaz günlük, bırakınız günlüğü anlık virdi olan besmelede dahi bu iki isim ve sıfat birlikte geçmektedir. Gene her daim ve her beş vaktin tüm rekâtlarında okuduğumuz Fatiha suresinde de bu iki isim ve sıfat birlikte geçmektedir. Kur’an’da olduğu gibi birçok hadiste de geçmektedir.

 

Hal böyle olunca Rahman ve Rahim’in kısa tanımlamasını yaptıktan sonra diğer açıklamalarıma geçmek istiyorum.

 

Bu iki isim genelde Allah’ın merhametini anlatmaya çalışmaktadır. Merhamet; sadece acımak değil, acıyı, musibeti, sıkıntıyı, derdi ve belayı giderip, yerine sevinci, nimeti, sıhhati, devayı, ferahı ve rahatlığı getiren bir hayır ve iyiliktir. Anlaşılacağı gibi insandaki olumsuz duyguları kaldırmakla kalmayıp, onun yerine güzellikleri ikame etmektedir.

 

Allah’ın Rahmet sıfatı Rahim sıfatından daha kapsamlıdır. Yüce Allah, rahman sıfatının gereği olarak, yarattığı bütün varlıklara merhamet eder. Bu konuda mü’min-kâfir ve itaatkâr-âsi ayırımı yapmaz. O’nun merhameti her şeyi kuşatmıştır. (7/156)

 

Rahim sıfatı ise Rahman sıfatına göre daha özeldir. Sadece iman edip salih amel işleyenlere, muttaki ve mü’minlere yöneliktir. Dünyada sadece mü’minlerin güzel amellerine sevap verir, ahiret nimetlerinden yararlandırır. Onlardan razı olur ve onları cennetine koyar. Mü’min olmayanlar ise Allah’ın rahmet sıfatı sayesinde dünyadaki nimetlerinden yararlanırlarsa da ahiretteki nimetlerden mahrum kalırlar.

 

Er-RAUF: Rahmet göstermek, esirgemek ve acımak anlamında olan er-Rauf, mübalağalı şekilde çok merhametli, çok şefkatli, çok acıyan, çok hoşgörülü, çok yumuşak anlamındaki Allah’ın Esma-ı Hüsna’sındandır.

 

Allah’ın şefkati, mü’min olan ve olmayan, asi veya itaatkâr herkesi kapsar. Rauf isminin geçtiği ayetlerde; Allah’ın kullarının imanlarını, ibadetlerini zayi etmemesi, Allah için çalışanlara sevap vermesi, azabından sakındırması, tövbeyi kabul etmesi, nimet vermesi, mü’minlerin kalplerinin kinden arındırılması, insanların karanlıklardan aydınlığa çıkarılması dile getirilmiştir.

 

Ad koyma: Allah’ın bu ve buna benzer isim ve sıfatlarının insanlara ad olarak verilmesi hep tartışıla gelmiştir. Allah’ın bu sıfat ve isimlerinin verilmesini makul görenler olduğu gibi uygun olmadığını söyleyenler de olmuştur. Yazımın muhtevası açısından kelâmî bu tartışmaya girmeyeceğim ama şahsi kanaatimi de belirtmek isterim.

 

Yukarıdaki tanımlardan da anlaşılacağı gibi bu isim ve sıfatlar Allah’a özgüdür. Her ne kadar çok kadim bir dostumun ismi “Rauf” ise de yalın anlamda Rauf olarak bu ismin herhangi birine verilmesini çok doğru bulmamaktayım. Eğer böyle bir isim illaki konacaksa en azından “Abdürrauf” şeklinde konmalıdır.

 

Yukarıda izahına çalıştığım özellik ve vasıflar hiç şüphesiz Allah’ın dünya ve ahirette kullarına karşı göstereceği merhametini göstermektedir. Namütenahi rahmet sahibi olan rabbimiz, peygamberler başta olmak üzere tüm kullarına merhamet ve bağışlama duygusunu verendir. Verdiği bu merhamet ve bağışlama kiminde çok kiminde az ama herkeste vardır.

 

Peygamberimizin hoşgörüsü, bağışlaması ve affedişi hiç şüphesiz en ziyadedir. O ki, Mekke’de kendilerine ve inanan bir avuç ümmetine etmediğini bırakmayan müşriklere dahi affediciliğini göstermiştir. Kendinden azıcık da olsa gördüğü yakınlıktan dolayı ahde vefanın en alasını göstermiştir. Taif’ten gelirken himayesini gördüğü Mutim b. Adiy’in mahdumuna karşı Bedir Savaşında; “Ona dikkat edin, öldürmeyin. Çünkü onun babası beni hiç kimsenin kabul etmediği zamanlarda himaye etmiştir.” diyerek affediciliğini ve bağışlayıcılığını göstermiştir.

 

Peygamberimiz sıkı sıkıya tembih etmesine rağmen Uhud Muharebesinde yerlerini terk eden okçulara dahi af ve bağışlamasını göstermekten geri kalmamıştır. Kur’an’da bu olayın anlatıldığı ayet-i kerimede “Ya Muhammed! Allah’ın sana rahmeti sayesindedir ki onlara yumuşak davranıyorsun. Şayet çetin huylu (huysuz), katı yürekli bir şey olaydın, etrafından dağılmışlardı. Onun için kusurlarını hoş gör, günahları için Allah’tan gufran dile. Dünya işlerinde reylerini al. Bir kere de kararını verip azmettin mi artık Allah’a mütevekkil ol.” (2/159) buyrulmaktadır.

 

Efendimiz en zor, en çetin ve hatta varlık yokluk mücadelesinin verildiği durumda dahi Rıfkı’n, bağışlamanın ve hoş görünün olması gerektiğini gösterendir. İsmi geçen ayetten hareketle Peygamberimizdeki bu halin Allah tarafından olduğuna işaret vardır.

 

Bağışlamanın, merhametin olduğu yerde güzellik ve güzellikler; aksi durumda ise nahoşluk, ayrılık ve ayrılmalar, çözülmeler söz konusudur.

 

Yukarıda da ifadeye çalıştığım gibi Yüce Yaratıcı kendilerinde var olan güzel hasletlerinden yarattığı kullarına da vermiştir. Verilen bu güzellikleri yeri ve zamanı geldiğinde başta insanlar olmak üzere tüm canlılara göstermeliyiz. Yaptığı, söylediği bizim için bağlayıcılık özelliği taşıyan aynı zamanda numune-i imtisal olan Allah’ın resulü, bunun nasıl olması gerektiğini yirmi üç yıllık Peygamberliğinde göstermiştir.

 

“Onun ahlakı Kur’an’dı” diyen Hz. Ayşe annemizin kutlu beyanını da esas alarak, Allah’ın bu neviden sıfatlarını ve Peygamberimizin uygulamalarını örnek almalıyız. Üstüne üstlük söylemin çok uygulamanın az olduğu günümüzde bu tür güzellikleri bizler daha çok uygulamalı ve göstermeliyiz.

 

Cenab-ı Allah “Habibim” -sevgilim- dediği son Nebisine uymamız konusunda sık sık biz kullarını uyarmaktadır. Çünkü peygambere uymanın kendine uymak olduğunu, kendine uyanın da cennete gideceğini haber vermektedir. Ayrıca peygamberimizin bizler için ne kadar da şefkatli, bağışlayıcı ve affedici olduğuna işaret etmektedir.

 

Cenabı Hak; “Görüyorsunuz ya, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiş ki, hüsranınız onun gücüne gidiyor, saadetinizi candan istiyor, mü’minler için yüreği rikkatle çarpıyor, merhametle çarpıyor.

 

Şayet haktan yüzlerini çevirirlerse de ki: Bana Allah yeter. O’ndan başka Allah yok. Ben O’na dayandım. O, arş-ı azîmin sahibidir.” (9/128-129)

 

Unutmayalım ki, bizim savruk ve serkeş halimiz ne Allah’a ne de Peygamberine zarar veremez. Zararın ancak kendimize olacağını iyi bilelim.

Allah’ın kulu, Habibinin ümmeti, başta tüm Müslümanlar olmak üzere bütün insanlara; hoşgörü, af, bağışlama ve ince anlayış dilerim.

* Ahmet Belada-DİB Başkanlık Müşaviri

KAYNAKLAR

  1. Ayet ve Hadislerin Işığında Allah’ın İsim ve Sıfatları esma-ı hüsna; Doç. Dr. İsmail Karagöz; Diyanet Yay; 3. Baskı; Ankara 2016; S.339-40
  2. Kur’an Meali; Mehmet Akif Ersoy; Mahya Yay; İstanbul 2013

Ebû Mansûr el-Matürîdî; Te’vîlâtü’l Kur’an Tercümesi; cilt 6

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mart 2019

Sayı: 368

İlkadım Arşiv