Haziran 2022 Aşır Korkmaz A- A+
A- A+

KAPAK - Modern Dünyada İnanç Problemleri

“Şayet o inkârcılara, ‘Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı yasalarına boyun eğdiren kimdir?’ diye soracak olsan, hiç tereddütsüz ‘Allah’tır’ derler. O halde haktan nasıl yüz çevirirler?

Yine onlara, ‘Göklerden su indirip de onunla ölü toprağa hayat veren kimdir?’ diye sorsan, hiç tereddütsüz ‘Allah’tır’ derler. De ki: Hamd Allah’a mahsustur; ama onların çoğu akıllarını kullanmazlar.” (29/Ankebut 61-63)

İslam dinine göre insan, dünya hayatında kendisine emanet edilen akıl ve irade sebebiyle düşünce ve davranışlarını bilerek, iradî olarak gerçekleştirdiği için sorumluluk sahibi, imtihan edilen yegâne varlıktır. Özgür iradesiyle inanma veya inanmama, iyi ya da kötüyü yapabilme gücüne sahiptir. İnanmak/iman ve davranış/amel hakikatte bir madalyonun iki farklı yüzüdür. İman, sahibinin iç dünyasındaki kararlı duruşu ve tutarlılığı ifade ederken, amel ise imanî kararlılığın, iç tutarlılığın dış dünyada tezahür etmesi ve inanan kişinin hayatına anlam katmasıdır. İnsanlığın düşünce tarihine bakıldığında insanın; neden, niçin, nasıl, kim… sorularıyla sürekli meşgul olduğu görülmektedir. İşte İslam dini “Hayatına anlam arayışında bulunan insanı kendi öz benliğine, fıtratına davet eden bir inanç sistemidir.”

İslam dini; inanç, ibadet ve ahlak olmak üzere üç temel bölümden meydana gelir. İman, İslam inanç sisteminin temelini meydana getirir, diğer ikisi iman ilkesinin üzerine inşa edilir. Sorunlu bir iman anlayışı sahih bir ibadet/kulluk ve ahlaklı bir yaşamı doğur(a)maz. Kur’ân-ı Kerim’in defaatle iman ilkesine vurgu yapması, hemen her vesile ile Allah’ın ulûhiyetine ve Rab oluşuna dikkat çekmesi; sahih iman anlayışının müminler için her zaman canlı tutulması gerçeğini ifade etmektedir: “Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.” (4/Nisâ 136)

İslam düşünce tarihinde, îman ile amel arasında bir takım ayırımlar yapılmasına; insan davranışlarının/amellerin imanın aslî bir parçası olması/olmaması tartışmaları bulunmasına rağmen, tüm İslam âlimlerinin ortak kanaati “İman ve amel arasında oldukça sıkı bir ilişki olduğu” hakikatidir. Kur’an ayetleri, iman amel ilişkisini, söz dizimi ile birbiriyle ilişkilendirmekte[1], Allah’ın yasakladığı davranışları bireyin imanıyla tutarsız davranışlar olarak değerlendirmektedir[2]. İmanın hemen sonrasında sâlih amellere yer veren âyetler, imanla birlikte amelin de bulunmasının gerekliliğine, amelsiz imanın kişiyi koruyamayacağı hakikatine işaret etmektedir. İman amel birlikteliği hususu, kişinin kalp dünyasını aydınlatan imanın, insanların hayatına ve içinde yaşadığımız kâinata da dokunması gerektiğini vurgular. Kur’an açısından iman, sadece kalbî bir kabulleniş, “Ben inandım!” sözü meselesi değildir.[3] İman, hayatın merkezinde olan bir dünya görüşü hatta hayatın ta kendisidir!

Kur’an’a göre hem dünya hem de âhirette “Erdem sahibi insan modeli”, Allah’a, peygamberlerine iman eden/tam bir teslimiyetle güvenen ve sonra da imanının gereklerini yerine getiren/sâlih amel işleyen insan modelidir. Dolayısıyla iman ve sâlih amel/güzel davranışlar birbirini tamamlayan iki kavramdır; her ikisi birlikte olduğu zaman “Erdemli insan modelini” oluşturur.

“Hakiki müminler o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer. O’nun âyetleri okunduğu zaman (bu) onların imanlarını arttırır. Onlar sadece rablerine tevekkül ederler. Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir. İşte onlar, gerçekten müminlerdir. Onlara, rableri katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır.”[4]

Doğru bir inanca sahip olmak, insanın yaratanı ile olan ilişkisi için hayatî önem taşır. Çünkü dini yaşam, doğru ve sağlam bir akîde üzerine inşa edildiği zaman bir anlam ifade eder. İnancın sağlam olmayışı, inançtaki çarpık anlayışlar, en ufak bir sarsıntıda yıkılmaya mahkûm bir din anlayışını doğurur. Bundan dolayı İslam’da doğru bilgi ve doğru inanç esastır. İnancın sahih olması bilginin doğruluğuna bağlıdır. Bunun için ilim, imandan önce gelir.[5] Çünkü insan; neye, nasıl inanacağına sahip olduğu bilgisiyle karar verir. Doğru bilgi kişiyi doğru inanca; doğru inanç ise doğru davranışa sevk eder.

Hz. Âdem’den, Peygamber Efendimize kadar gönderilen bütün ilahi/semavi dinlerin temel hedefi; inanç, amel ve ahlâk ekseninde şekillenen, insanları dünya ve âhirette mutluluğa ve kurtuluşa eriştirecek bir yaşam sunmaktır. İlahi dinlerin ilkelerinin bu anlamda tüm emir ve yasaklarının insanın ve varlık âleminin fıtratına uygun olduğu görülür. Rabbimiz, irade sahibi insanın, fıtratına uygun yaşaması için tevhit inancını yaşayarak tebliğ eden kendi içlerinden Resuller göndermiştir. İnsanlığın tevhit inancında zamanla oluşan sapmaları, bu sapmaların oluşturduğu ahlâkî çöküntüleri bertaraf etmek ve tevhit inancını yeniden tesis etmek üzere son peygamber Hz. Muhammed’e kadar sayısız elçi gelmiştir. Her peygamber, gönderildiği toplum içerisindeki îtikadî sapmalarla mücadele etmiştir.[6]

İnsanlığın başlangıcından bu yana inanç noktasında karşılaşılan sorunlar asırdan asra farklılaştığından, doğru inancın temellendirilmesine ve savunulmasına yönelik yaklaşımlar da zamanın gerekliliğine göre geliştirilmiş ve güncellenmiştir. İslâm düşüncesinin bir döneminde, inanç problemleri iç mücadele şeklinde devam etmiş, bazı dönemlerinde ise diğer inançların saldırısına cevap ve savunma niteliği kazanmıştır.

Günümüz dünyasına geldiğimizde ise; İslam dünyasının asrın gereklilikleri karşısında konumlanamaması; Batı dünyasında kilise baskısıyla insanlıkta oluşan dini travmalar; XVI. yüzyıl Batı dünyasında başlayan sanayi devrimi; modernleşen ve refah seviyesi yükselen insanlar arasında seküler[7] dünya görüşünün yaygınlaşması; sonrasında bilgi teknolojilerindeki gelişmeler âdeta coğrafyaların sınırlarını kaldırıp dünyayı küçük bir köye dönüştürmüştür. Tüm bu olguların kucağında, gelişen bilgi ve teknolojinin bulunduğu bir dünyada yaşamak zorunda kalan günümüz insanı, maddî ve mânevî pek çok problemlerle de yüzleşmek zorunda kalmıştır.

İnsan ruh ve bedenden müteşekkil bir varlıktır. Bedeni maddi rızıklarla tatmin olurken, ruh maneviyata dair rızık ister. Maneviyattan bihaber olan insan, içine düştüğü yalnızlık girdabının boşluğunu sahte mutluluklarla doldurmaya çalışır. Günümüz insanına yoga, reenkarnasyon, satanizm, falcılık, kehanetler gibi çağdaş görünümlü ama özü sapık inançlara dayalı ritüeller, insanımızın düştüğü manevi buhranları tedavi etmede kurtarıcı bir reçete gibi sunulmuştur.

Günümüz dünyasında insanlığın toplumsallaşma sürecinde “din[8] ve kitle iletişim araçları” toplumları şekillendirmek; değer yargılarını oluşturmak ve onları benimsetmek; insanları kontrol etmek konusunda çok etkin unsurlardır. Kitle iletişim araçlarının bu kadar yaygın olmadığı dönemlerde dini kurumların toplumları yönlendirme ve şekillendirme gücü çok daha etkiliydi. Ancak iletişim çağının yaşandığı günümüz dünyasında, kitle iletişim araçları “dini kurumlar”ın etkinliğini azaltarak, dinin toplumları şekillendirme ve yönlendirme işlevini almış veya paylaşmış görünmektedir. Günümüz dünyasında insanlar arasındaki bilgi akışı, kitle iletişim araçları ile sağlanmaya başlamıştır. İletişim araçlarında yer alan filmler, diziler, animasyonlar ve diğer birçok programda[9], birçok doğaüstü varlıklar ve süper güçler normalleştirilerek zihinlere kazınmakta ve bu şekilde dinsel betimlemeler hafife alınmakta veya yok sayılmaktadır. Medya bir popüler kültür alanı olarak, eğlence ve haz kültürünü, seküler yaşamı insanların zihin dünyasına empoze etmektedir. Medya dünyasındaki paranormal inanç ve uygulamalar, özellikle genç zihinlerde yeni dinsel kimlik arayışına yol açmaktadır.

Cenneti bu dünya olarak algılamamıza dem vuran seküler yaşam içerisinde, zihinleri bulandırılmış, dinsel kimlik arayışında olan insanlar, internet ve sosyal paylaşım sitelerinin bilgi bombardımanı altında artık “medyanın kutsadığı!” popüler inanç akımlarına açık hale getirilmiştir. Süslü isimlere ve aldatıcı vaatlere sahip olan “Ateizm, Deizm, Agnostizm, Pozitivizm, Evrimcilik” gibi akımlar, gençlerimizin dünyasını bir virüs gibi sarmaktadır. İletişim dünyasının doğurduğu internet kültürünün ürünü olan bu devasa bilgi kirliliği karşısında insanımız, özelde ise gençlerimiz çaresiz kalmaktadır.

İnancımıza bir silah gibi yönelen modern çağın inkârcı akımlarını bilmek; bu akımların düşünce ve iddialarını öğrenmek, bu inançsızlık akımlarıyla mücadele etmemizi kolaylaştıracaktır.

İnanç problemlerinin temelinde yatan bazı sorun ve soruları bilmek meselenin çözümü hususunda bize kolaylık sağlayacaktır.

  • İnancın inşasından kaynaklı problemler: Allah’a imanın mahiyeti nedir? Allah’ın insanın ibadetlerine ihtiyacı yoksa niçin bizi ibadet için yarattı? Peygamber tasavvuru ve peygamberin gerekliliği, mezheplerde helal ve haramların değişkenliği...
  • Din tasavvurundan kaynaklanan problemler: Dinin başlangıcı, dinlerin çeşitliliği, dinin gerekliliği, Hak din tartışması, İnsan iradesinin özgürlüğü meselesi ve kader anlayışı, cehennemin sürekliliği meselesi, kötülük problemi…
  •  Toplumsal yapıdan kaynaklı problemler: Dindar ailelerin baskıcı tutumları, din-devlet ilişkisi, yasalarla dini kurallar arasında çatışma, dinin istismar ve çıkar aracı olarak kullanılması, sosyal medyanın oluşturduğu olumsuz din algısı, arkadaş çevresi ve seküler yaşama özenti, dinin yaşanmasında rol-model insanların azlığı/yokluğu…
  • Yaşanılan din anlayışından kaynaklanan problemler: Dini, hayatla irtibatlandıramama, dindar kimselerin söylem ve eylem tutarsızlıkları, hurafe ve batıl inançların din olarak yaşanılır olması…
  • Din öğretiminden kaynaklı problemler: Din öğretiminde geleneksel öğretimin günün şartlarına uyarlanamaması, taklidi imana yönelik din eğitimi, dinin kaynaklarından kopuk, mistik ve kıssacı din anlatımı, sosyal medyada din bilginlerinin fütursuz tartışmaları…

Hayata bakış ve yaşam felsefesini, ahirette hesap verme bilinci ve inancı üzerine inşa etmeyen birey ve toplumların geleceği, anlık hazlardan ve bireysel çıkarlardan ileriye gitmeyecektir. Bu sebepten dolayı modern dünyanın popüler kültür olarak dayattığı seküler dünya görüşünün, inanç yapısı ve bireysel dindarlık üzerinde olumsuz ve yıkıcı etkileri vardır. Bu etkinin en aza indirgenmesi; başta din eğitimi yapan eğitimcilerimize, çocuklarımızın hamur gibi yoğrulduğu inançlı ailelere, Allah rızasını ve cenneti kazanma arzusunda bulunan her Müslümana düşen asli vazifedir. İman eden her birey, yaşadığı sosyal çevrede İslam’ın muhteşem örnekliğini yaşayarak ortaya koymak zorundadır.

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın." (33/Ahzâb70-71)

“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (11/Hud 112)

 


[1]De ki: “Ancak ben de sizin gibi bir insanım. Bana: ‘İlahınız ancak tek bir ilahtır.’ diye vahyolunuyor. Artık kim Rabbi ile karşılaşmayı (ve ondan bir mükâfat almayı) umuyorsa, salih amelde bulunsun ve hiçbir şeyi Rabbine ibadette ortak koşmasın.” (18/Kehf, 110) “İman edip salih amel işleyenlere Er-Rahmân (onların gönüllerinde) sevgi kılacaktır.” (19/Meryem, 96)

[2] 9/Tevbe, 66

[3]2/Bakara, 62; 29/ Ankebut, 2

[4]8/Enfâl, 2-4.

[5]Rasulullah’a ilk inen ayetler okumak ve bilmek ile ilgilidir. “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir. O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti.” (96/Alak 1-5) “Bil ki Allah’tan başka ilah yoktur.” (47/ Muhammed, 19) ayetinde ise bilmek imandan önce gelmiştir.

[6] “Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, ‘Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibadet edin’ diye vahyetmişizdir.”( 21/ Enbiya, 25)

[7]Sekülerizm; toplumda ahiretten ve diğer dinî, ruhanî meselelerden ziyade dünya hayatına odaklanılması yönündeki hareket.

[8]Din, kişinin özgür iradesiyle kendisini borçlu hissederek boyun eğdiği gücün emirlerine uygun oluşturduğu yaşama biçimidir.

[9]Film endüstrisinin merkezi olan Hollywood, mitolojik ve dinsel imgelerin çokça yer aldığı Avengers, Dr. Strange, Harry Potter, The Exorcist, Matrix vb. dizi ve filmler, günümüz insanının zihin dünyasını nasıl etkilemektedir?

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr