KAPAK-Kalbini Tezkiye Eden Kişi Şüphesiz Kurtulmuştur
Kasım 2018 Abdulkadir YILMAZ A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

KAPAK-Kalbini Tezkiye Eden Kişi Şüphesiz Kurtulmuştur

Bismillahirrahmanirrahim

 

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰىۙ ﴿١٤﴾ وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّه۪ فَصَلّٰىۜ ١٥

 

Rabb-i Zülcelalin kesin fermanı vardır ki; Allah’ın nasihatini dinleyip kalbini Allah’a ortak koşmaktan, kötü ahlaktan arındıran iman ve ihlâs ile Rabbinin ismini anıp ‘Allahu Ekber’ diyerek tekbir alıp namaza duran, namaz kılan kişi kurtulmuştur.

 

يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ ﴿٨٨

اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ٨٩

 

“O gün (mahşer günü) ne mal ne de evlat fayda verir. Ancak Allah’a kalb-i selim ile gelen başka.” (Şuara, 88-89)

“Şüphesiz bedende bir parça et vardır O düzgün olursa bedenin tamamı düzgün olur, o bozuk olursa bedenin tamamı bozuk olur, dikkat edin o kalptir.’’ (Buhari, İman 39; Müslim, 107)

Kur’an-ı Kerim’deki birçok ayeti kerimede ve birçok hadis-i şerifte kurtuluş için nefsi tezkiyeye dikkat çekiliyor. Allah’ın indinde önemli olanın kalp olduğu, kalb-i selime ulaşamadan kurtuluşun mümkün olmadığı vurgulanıyor. Peygamberimiz “Allah sizin ne mallarınıza ne de suretlerinize bakar, fakat O sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.’’ buyuruyor.

Kalbi selim kılmak, nefsi arındırmak; öncelikle onu küfür, cehalet, kötü hisler ve fena ahlaktan temizlemektir. Onu temizledikten sonra da iman, ilim, hikmet, hayırlı duygular ve güzel huylarla doldurmaktır. Bunu başarmak ise başta hayat kitabımız Kur’an Kerim’in ve Rehberimiz olan Peygamber Efendimizin öğütlerini önemsemekle mümkündür. Bununla birlikte bu iş tamamen manevi boyutla alakalı olduğundan, günümüzün ehl-i hal olan gönül insanlarına, ‘manevi doktorlara’ kulak vermek gerekir. Zira kalbi kötülüklerden arındırmak isteyen kişi gerçekten usta bir öğreticiye ve hal ehli bir üstada ihtiyaç duyar.

“Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de bâzı hakîkatleri özellikle vurgulamak için onlar üzerine yemin eder. Üzerine yemin edilen husûsun ehemmiyeti derecesinde bu yeminler bazen bir-iki defa, bazen de üç veya dört defa olur. Nefis tezkiyesinin ne kadar ehemmiyetli olduğunu buradan da anlayabiliriz, ki Rabbimiz bu hususta ilâhî azamet tecellîleri üzerine tam yedi defa yemin ettikten sonra:

 

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙۖ ﴿٩﴾ وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ

 

“Nefsini kötülüklerden arındıran (maddî ve mânevî kirlerden temizleyen) mutlakâ kurtuluşa ermiş; onu kötülüklere gömen de elbette hüsrâna uğramıştır.” (Şems, 9-10) buyurur.

Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak, nefs tezkiyesinden başka hiçbir hususta böyle üst üste yedi defa yemin etmemektedir. Bu gerçek, insanın ebedî kurtuluşu için nefs tezkiyesinin ne derecede önemli ve zarûrî olduğunu ifadeye kâfîdir.

Nefsi kötülüklerden arındırmaya çalışmak, nefis ile mücadele zorluğuna binaen ‘Cihad-ı Ekber’ kabul edilmiştir. Çünkü o ardı arkası kesilmeyen, ölünceye kadar devam eden bir mücadeledir. Düşmanla yapılan mücadele belli bir vakitle sınırlıdır, nefisle cihad ise her zaman -hayat boyu- olacaktır.

Nefse karşı cihâd, gönül âlemini ıslah etmekten ibârettir. Muhârebe, zâhirin ıslâhıdır, gönül âlemini ıslah ise zâhiri ıslahtan daha zor ve uzundur. Küçük cihâdın gâyesi, cennet ve rahmete nâil olmak; büyük cihâdın gâyesi ise Hak Teâlâ’yı ve cemâl-i ilâhîyi müşâhedeye vâsıl olmaktır. Küçük cihâdın gâyesi şehâdet, büyük cihâdın gâyesi sıddîkıyettir. Sıddîkların derecesi ise şehîdlerin derecesinden üstündür.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Tebük Gazvesi’nden dönüşlerinde ashabına ‘Şimdi küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.’ buyurmuşlardır.

Hâlbuki dönmekte oldukları sefer, pek büyük bir cihattı. Zira seferin evvelinden sonuna kadar münafıkların fitneleri ve şeytanın vesveseleri eksik olmamıştı. O yıl şiddetli bir sıcaklık ve kuraklık hüküm sürmüştü, kat edilen yol oldukça uzundu ve yaya yürümeye müsait değildi. Meyvelerin toplanacağı hasat mevsimi de gelip çatmıştı. Kendilerini kalabalık bir ordunun beklediğini haber almaları ise bu gazveyi daha da zorlu bir hale getirmişti. Otuz bin kişiyi aşan Sahabe Ordusu, bin kilometre gitmiş ve geri dönmüştü. Medine’ye yaklaşırken adeta şekilleri değişmişti. Derileri kemiklerine yapışmış saç-sakal birbirine girmişti, hal böyleyken Rasulullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in söylediği bu sözün hikmetini merak eden bazı sahabeler:

“Ya Rasulullah halimiz meydanda! Bundan daha büyük cihad olur mu?’’ dediklerinde peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Evet şimdi küçük cihaddan büyük cihada; nefsin hevası ile mücadeleye dönüyoruz.’’ buyurmuşlardır.

Diğer taraftan bütün gazvelere katılıp sadece Tebük Gazvesi’nden -mazeretsiz- geri kaldıkları için yalnızlığa terk edilmekle cezalandırılan ve bu sebeple Ashab ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yüzlerine bakmadığı, kendileriyle konuşmadığı, selamlarına bile mukabele etmediği üç sahabenin tasvire sığmayan pişmanlık ve perişanlığı meşhurdur. Şimdi insaf ile düşünmeli ki böyle bir cihat küçük cihad kabul edilir ve küçük cihattan geri kalmak insanı daha dünya hayatında bu kadar perişan ederse en büyük cihad olan nefislerin tezkiyesi ve kalplerin tasfiyesi hususundaki gaflet ve ihmal yarın huzur-ı ilahide insanı ne derece zor ve müşkil bir vaziyete sokar? Bu ürpertici hakikat önünde her akıllı mü’min nefsini derhal derin bir muhasebeye tabii tutmalıdır.

“Nefisle mücâdelede muvaffak olmak için zikre devam ve teslîmiyet şarttır. Nefisle cihad hem zikirle hem teslîmiyetle hem ibadetle hem de Kur’ân ve Sünnet’in ahkâmını hayatın her safhasında yaşamakla mümkün olur. Bütün düşmanlar iyilik edince dostluğa döner, fakat nefis aslâ dost olmaz! Ona ne kadar iyilik edersen et, o daha çok azar ve azılı düşman olur, onunla cihad ve mücâdele de gittikçe zorlaşır. Bu sebeple nefisle cihad, en büyük harptir ve bu hepimize farz-ı ayndır.”

Nefis tezkiyesinde dikkat edilmesi hususlardan biri de şudur: Bedenin azaları da nefsin yardımcıları mevkiindedir. İnsan onlara vazifelerine göre hususi tavsiyelerde bulunmalı bu emanetleri kötü ilişkilere bulaştırmamaya dikkat etmelidir.

Gözü haramlara ve kalbi meşgul edecek faydasız, boş şeylere bakmaktan menetmeli; Dili gıybet, dedikodu, iftira, yalan, söz taşıma, kendini övme, başkalarını yerme, yaltaklanma gibi mezmum şeylerden alıkoyup daima zikir ve hayır sözlerle meşgul etmeli; Mideyi haram ve şüpheli gıdalardan sakındırıp helalleri de asgari seviyede kullanmaya alıştırmalıdır.

Müslüman boş şeyleri de terk etmeye gayret etmelidir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem; “Lüzumsuz şeyleri terk etmesi kişinin iyi Müslüman oluşundandır.’’ buyurmuştur.

Gerçek bir mü’minin konuşması zikir, bakışı ibret ve susması tefekkür olmalıdır.

Rabbimiz, bir imtihan âlemi olmasını murat ettiği bu dünyada insanın önüne nefis engelini koymuş ve insandan nefsin ortaya çıkaracağı güçlükleri yenerek Muzaffer bir şekilde kendisine dönmesini istemiştir.

Nefis kontrol altına alınıp Rabbimizin istediği kıvama getirildiği zaman kişi için “Ey itminana ermiş nefis, Rabbine dön, (salih) kullarımın arasına gir ve cennetime gir.” hitabına maruz bırakacak en büyük kazanç kapısıdır.

Kendine tabi olunup peşinden gidildiği zaman ise insanı cehenneme götüren en büyük tehlikedir. Rabbim cümlemizi nefsine galip gelenlerden eylesin.

Not: Bu yazıda Osman Nuri TOPBAŞ hocaefendinin “Tasavvuf” adlı eserinden faydalanılmıştır.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2018

Sayı: 364

İlkadım Arşiv