KAPAK-İtaat Ahlakı ve 8 Kavram
Ağustos 2018 Hasan MACİT A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

KAPAK-İtaat Ahlakı ve 8 Kavram

İtaat, sözlükte; boyun eğmek, yumuşak davranmak, birinin isteğine, emir ve yasağına isteyerek uymak; dini terim olarak ise, Allah ve Peygamberin emir ve yasaklarına isteyerek uymak anlamına gelmektedir.

İtaat imanın bir sonucu ve mü’min olmanın temel özelliklerindendir. Nitekim Rabbimiz ayet-i kerimede “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin, sizden olan ulu’l emre (emir sahiplerine) de itaat edin.” (Nisa, 59) buyurarak, bu üç makama mutlak itaati emretmiştir.

Allah’a ve Peygamberine itaat; Allah ve peygamberin emirlerine ve yasaklarına, tavsiye ve hükümlerine, helal ve haramlarına uymaktır. Allah’a ve Resulüne itaati birbirinden ayırmak mümkün değildir. Allah’a itaat eden Resulüne, Resulüne itaat eden ise Allah’a itaat etmiş demektir. Ayet-i kerimede geçen ulu’l emr ise “iş, emir ve buyruk sahibi” demektir. “Ulu’l emr” ile kast edilenlerin raşit halifeler, devlet başkanları, komutanlar, yöneticiler ve âlimler olduğu söylenmiş ise de bu tabir; askeri, resmi ve sivil her seviyede yönetmek, idare etmek ve emretmek durumunda bulunan bütün yöneticileri kapsar. Herhangi bir vakıf ve derneğin yöneticileri de bu kapsamın içerisindedir.

Şunu da bilmeliyiz ki Müslüman bir emir sahibine itaat etmek Rasulullah’a itaat etmektir. Rasulullah’a itaat de Allah’a itaat etmektir. Nitekim Efendimiz “Kim bana itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Kim bana isyan ederse Allah’a isyan etmiş olur. Kim emire itaat ederse bana itaat etmiş olur, kim emire isyan ederse bana isyan etmiş olur.” (Buhari; Müslim) buyurarak bir emirin şeriat dâhilinde, İslam’a aykırı olmayan bir kararına, bir hükmüne gönülden razı olmak, o karar ve hüküm doğrultusunda hareket etmek gerektiğini vurgulamıştır.

Nitekim bir ayet-i kerimede ise Rabbimiz “Kim, Allah’a ve Resulüne itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştırlar.” (Nisa, 69).buyurarak Allah ve Resulüne itaat üzere yaşayan bir insanın hem dünyada hem ahirette en mesut insan olacağını, dünyevi ve uhrevi çok büyük kazançlar elde edeceğini bildirmiştir.

Bu hususta temel prensibi üstat Necip Fazıl kısaca şöyle ifade etmiştir;

Gözüm, aklım, fikirlerim var deme hepsini öldür!

Sana çöl gibi gelen, O gül diyorsa güldür!

 

İnsan samimi, ciddi bir din şuuru ile Rabbine döner, ihlas ve samimiyetle kulluk ederse, her hususta ilahi yardıma mazhar olur. Cenab-ı Hak, bütün varlıkları kişinin emrine âmâde kılar.

Rasulullah aleyhisselam Efendimiz bu durumu bizlere şöyle haber verir: “Rabbimiz buyuruyor ki; Eğer kullarım bana icap ettiği şekilde itaat etseler, ben onlara yağmuru (dahi) gece yağdırırım, gündüz de üzerlerine güneşi doğdururum. Onlara ayrıca gök gürültüsünün sesini de duyurmam.” (Ahmed 359, Hâkim 285)

Her konuda bizlere örnek olan, Rasulullah’ın “gökteki yıldızlar” dediği sahabe efendilerimiz itaat konusunda da yolumuzu aydınlatmışlardır. Nitekim Allah ve Resulüne itaatin en güzel numunelerini de ashâb-ı kiram sergilemiştir. Abdullah bin Revaha’nın hanımı şöyle anlatıyor: “Rasulullah hutbeye çıkmıştı. Bu esnada mescide doğru gelmekte olan Abdullah, Allah Resul’ünün ‘Oturun!’ buyurduğunu uzaktan işitti. Daha mescide varmamış olmasına rağmen, hemen olduğu yere oturuverdi. Bu durum daha sonra Peygamber Efendimize bildirildiğinde, Abdullah’a “Allah Teâlâ senin, Allah’a ve Resulüne itaat iştiyakını artırsın!” buyurdu.

Safiyye binti Şeybe’den rivayet edildiğine göre tesettürle alâkalı ayet-i kerimeler nazil olduğunda, erkekler evlerine dönüp hanımlarına, kızlarına, kız kardeşlerine ve bütün akrabalarına bu ayetleri okudular. Bunun üzerine bütün kadınlar, en kıymetli elbiselerini dahi feda ederek bunlardan başörtüsü yaptılar ve baştan aşağıya güzelce örtündüler. Böylece Allah Teâlâ’nın indirmiş olduğu hükümleri derhâl tasdik ettiklerini ve onlara gönülden inandıklarını gösterdiler. Sabah namazında, Allah Resulünün arkasında baştan aşağıya örtünmüş olarak safa durdular. (İbni Kesir, Tefsir)

En kıymetli sermayesi olan vakitlerini Hakka itaat ve ibadetten uzak geçiren insanların ahirette büyük bir pişmanlığa düşeceği de ortadadır.

Nitekim Hz. Ömer radıyallahu anh Peygamber Efendimiz’in vefatından sonra gözyaşları içinde söylediği mersiyesinde bunu şöyle ifade eder:

“Anam-babam sana feda olsun ya Rasulullah! Cenab-ı Hak katında o kadar ulvî bir makama sahipsin ki, cehennem halkı ateşler içinde azap görürken, dünya hayatındayken sana itaat etmiş olmayı o kadar çok arzu edecekler ki, dehşetli bir feryat ile ‘Eyvah bize! Keşke Allah’a itaat etseydik, Peygamber’e de itaat etseydik!’ diyeceklerdir.” (el-Ahzâb, 66; Gazali, İhya)

İnsanların kendi nefsî ihtiraslarını ön planda tuttuğu, itaat etmenin nefse zor geldiği, herkesin başına buyruk hareket ettiği çağımızda Allah’a, Resulüne ve bizlere iyiliği emreden emir sahiplerine itaat etmek mü’minlerin kurtuluş reçetesidir.

İtaat ahlakı meselesinde unutulmaması gereken sekiz tane önemli kavram vardır.

Marifetullah olmadan muhabbet olmaz. Muhabbet olmadan mensubiyet olmaz.

Mensubiyet olmadan mes’uliyet olmaz. Mes’uliyet olmadan Meşveret (ehil olanlarla istişare) olmaz.

Meşveret olmadan mazhariyet olmaz. Mazhariyet olmadan Mahcubiyet olmaz.

Mahcubiyet olmadan muvaffakiyet olmaz. Muvaffakiyet olmadan da Medeniyet olmaz.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ağustos 2018

Sayı: 361

İlkadım Arşiv