KAPAK -  İslam’ın Tek Üstünlük Ölçüsü Takvadır
Eylül 2021 Mustafa YAYLA A- A+
A- A+

KAPAK - İslam’ın Tek Üstünlük Ölçüsü Takvadır

Takva, Allah’ı üzerim endişesiyle yaşamaktır. Takva, adeta mayınlı tarlada yürüyormuşçasına attığı her adımın hesabını verme ve bu hesabı yapabilme hassasiyetidir. Takva, Allah’a ve Resulüne kayıtsız ve şartsız itaat etmektir.

Takva, Allah’a sevgi, saygı ve O’na isyan etmekten, günah işlemekten sakınma hassasiyetidir. Takva, kişinin kendisini günahkâr kılacak şeylerden koruması veya insanın ibadet ve güzel işler yaparak Allah’ın azabından korunmasıdır. Takva, kişinin günahlardan sakınıp, salih ameller işleyerek kendisini Allah’ın azabından koruması demektir.

Takva, Allah’a mutlak manada itaat edip bir an bile isyan etmemeyi, emirlerini yapıp yasaklarından kaçınmayı, O’na daima şükredip asla nankörlük yapmamayı, helal-haram sınırlarına dikkat etmeyi ve O’nu daima zikredip hiç unutmamayı ifade eder.

Takva, ahirette zarar doğuracak ve azaba sebep olacak şeylerden sakınıp uzaklaşmaktır. Takva, ibadet ve taatlerin kemal derecesidir. Takva, kötü ve yasak edilen şeyleri terk edip iyi ve emredilen şeyleri yapmakla hâsıl olur. En mühim takva ölçüsü insanlığın kurtuluşu için maneviyat göklerinden yeryüzüne sarkıtılmış olan Kur’an’ın ipine ve sünnete sarılmaktır.

Hazreti Ali radiyallahu anh takvayı şöyle tarif eder: “Masiyette/günahta ısrarı, taatte gururu terk etmektir. İnsan cehennemden onunla korunur. Cennet ve cemale de onunla kavuşur.”

Abdullah Bin Mesud radiyallahu anh takvayı: “Allah’a asi olmayıp itaat etmek, nankör olmayıp şükretmek ve O’nu unutmaksızın hep hatırda tutmak” şeklinde açıklamıştır.

Seyyid Şerif Cürcani hazretleri takvayı: “Allah’a itaat ederek azabından sakınmaktır. Bu da ceza almayı haklı kılan davranışlardan nefsi korumak suretiyle gerçekleşir” şeklinde tarif etmiştir.

İmam Gazali hazretleri ise takvayı şöyle tarif eder: “Müminin, iradesiyle kalbini kötülüklerden arındırmasıdır.”

Klasik tefsirciler takvaya genellikle “Allah’tan korkun” şeklinde mana ve anlam vermişlerdir. Bu ise korkunç bir şeyden çekinmeyi değil, seven birinin sevdiğinin gönlünü incitmekten sakınmasını, yaratanına karşı saygı ve sorumluluk duyma hassasiyetini ifade eder. Bu bağlamda takva karşılığı olarak önerilen “Allah bilinci, Allah’a karşı sorumluluk ve saygı bilinci, Allah’ın emirlerini yapmak, yasakladıklarından kaçınmak şuuru” ifadeleri, kavramın içeriğine daha uygun görünmektedir. Takva kavramının içerdiği korku Allah’a duyulan saygıdan kaynaklanır. Böyle bir duygu müminleri kötülükten ve günahtan vazgeçirir, iyiliğe ve hayra sek eder.

Takva, Allah’ın gazabından yine O’nun korumasına sığınmaktır. Takva, kötülük ve zarar gelen her şeye karşı ilahi korumayı talep etmektir. Nitekim Hazreti Peygamber Efendimiz bu konuda şöyle dua ederdi:

“ Allah’ım! Senden yine sana sığınırım.”

“ Allah’ın gazabından Allah’a sığınırım.”

“Allah’ım! Nefsime ve kalbime takvasını ver.”

“Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği dilerim.”

Takva sahibi olmak imanın gereğidir. Zira bütün Peygamberler ümmetlerinin takva sahibi olmalarını istemiştir.

Mümin, Allah’a duyduğu saygı ve takva nispetinde O’nun katında değerlidir. Allah’ın kuluna verdiği en güzel nimet takvadır. Bütün faziletlerin kaynağı olan takvanın temeli ihlâstır. Takva; güzel ahlak, haramdan kaçmak ve helal lokmadır. Tevekkül, rıza ve sabır takvanın göstergesidir. İman çıplaktır. Elbisesi takva, ziyneti vera, ürünü ise ilimdir.

Takva sahipleri Kur’an-ı Kerim’de övgüyle anılmışlar ve kendilerine ahirette büyük nimetler verileceği bildirilmiştir. Hayat kitabımız Kur’an’da, takvanın faziletiyle ilgili şu hususlara özellikle vurgu yapılmıştır.

“Onları korur ve yardım eder. Allah takva ehlini sever” (Âl-i İmran: 76)

“Kur’an takva sahibi olan herkes için bir hidayet kitabıdır” (Bakara: 2)

“Ahirete götürülecek en iyi azık ve orada işe yarayacak en faydalı şey takvadır” (Bakara: 197)

“Muhakkak Allah muttakileri sever” (Tevbe: 14)

“Muttakiler için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır” (Yusuf: 109)

“Şüphesiz Allah katında en değerli ve en üstün kimseler takva sahipleridir” (Hucurat: 13)

Allah’ın dostları ancak muttakilerdir” (Enfal: 34)

“Allah onlarla beraberdir” (Bakara: 194)

“Takva sahipleri için güzel bir gelecek vardır” (S’ad: 49)

“Ahiret yurdu takva sahipleri için hazırlanmıştır” (Zuhruf: 34)

“Muttakiler güvenli bir makamda bulunmaktadırlar” (Duhan: 51)

“Cennetler ve her türlü nimetler takva sahipleri için hazırlanmıştır” (Ra’d: 35)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize: “İnsanların hangisi daha faziletlidir?” diye soruldu. O:  “Kalbi mahmum ve dili çok doğru olan her mümin kimsedir” buyurdu. Bunun üzerine: “Ya Rasulullah! Dili çok doğru olanın ne demek olduğunu biliyoruz. Mahmum kalp nedir?” diye sordular.  Hazreti Peygamber: “Mahmum kalp, Allah’tan korkan, tertemiz, içinde günah, zulüm ile yaratıklara kötülük etmek, kin ve haset olmayan kalptir” buyurdu.

Günümüzde anlam kayması yaşayan kavramlardan birisi de takvadır. Sadece çok namaz kılan ve çok oruç tutan ve kendisini bir takım dünyevi nimetlerden mahrum eden kimseler hakkında kullanılır olmuştur.

Bununla ilgili, ibadet ve sünnet sınırlarını zorlayıp aşmak temayülünde olan birkaç sahabi, Hazreti Peygamberin eşlerine gelerek O’nun ibadetinden sordular. Kendilerine anlatılınca da onu azımsar buldular. Ve “Biz nerede Rasulullah nerede? Onun gerçekten geçmiş ve gelecek günahları bağışlanıp affedilmiştir” dediler. Bu olaydan sonra onlardan birisi: “Ben ömrüm oldukça geceleri uyumayıp namaz kılacağım” dedi. Birisi de: “Ben de bundan sonra yılın tamamını oruçlu geçireceğim” dedi.  Üçüncüsü ise: “Ben de kendimi kadınlardan uzaklaştırıp asla evlenmeyeceğim” dedi.

Bu Sahabi gurubunun bu kararlarını duyan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurdu: “Az önce bu kararları alıp şöyle şöyle yanlış sözler söyleyen ve konuşan sizler misiniz? Allah’a yemin olsun ki, ben sizden en çok Allah’tan saygı ile korkanınız ve daha çok takva üzere olan bir kimseyim. Fakat ben oruç tutuyorum ve hem de iftar ediyorum. Geceleri hem namaz kılıyorum hem uyuyorum. Ve hem de kadınlarla evleniyorum. Artık kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.”

Hayat Kitabımız Kur’an-ı Kerim, ırkçılığın esasını oluşturan soy, sop, nesep üstünlüğü ve kabilecilik anlayışını kesinlikle reddetmiştir. Bunun yerine evrensel İslam kardeşliği ilkesini getirmiştir. Tek üstünlük ölçüsü takvadır. Şereflerin en yücesi İman ve İslam şerefidir. İman ve İslam’ın izzet ve şerefini idrak edenler asla soy, sop, hasep ve nesep davasına itibar etmezler. Onların Allah katında hiçbir değeri olmadığını kavrar ve takvaya sarılırlar.

Ashabı Kiramdan Sa’d bin Ebi Vakkas ile Hazreti Selman-ı Farisi arasında bir problem çıkmış ve bir kırgınlık olmuştu. Hazreti Sa’d, Selman-ı Farisi’nin de bulunduğu bir ortamda birkaç kişiden soylarını saymalarını istemiş, onları dinledikten sonra Hazreti Selman’ı mahcup etmek için: “Sen de nesebini ve soyunu söyle bakalım!” demiş. Selman radiyallahu anh, kendisini soyu ve nesebi yönüyle zor durumda bırakmak isteyenlere karşı şu eşsiz ve anlamlı cevabı vermiştir:

“Benim soyumu mu bilmek istiyorsunuz? Ben İslam’da nesep sahibi olduğumu bilmem. Müslüman olduktan sonra benim için soyun bir önemi yoktur. Rabbim bana İslam nimetini nasip etti. O YÜZDEN BEN İSLAM OĞLU SELMAN’IM!”

“Allah, size Kur’an’da Müslümanlar adını verdi.” (Hac: 78)

Allah Teâlâ hepimizi İman ve İslam nimetinin farkında olan muttaki kullarından eylesin. Bu izzet ve şerefle bizi şereflendirsin.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr