KAPAK-İslam’da İstişarenin Önemi
Ağustos 2018 M. Fehmi ÇİFTÇİ A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

KAPAK-İslam’da İstişarenin Önemi

İslam’ın iki temel kaynağı bulunmaktadır. Bu kaynakları Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin sünneti olarak sınıflandırabiliriz. Bundan dolayıdır ki Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’inde ve Efendimiz aleyhisselam da hadislerinde, ihtilaf ve problemlerin çözümünde öncelikle Kur’an-ı Kerim ve Sünnete müracaat etmemizi emrediyor. Eğer ki ihtilafın çözümü bu iki kaynakta mevcutsa hoşumuza gitse de gitmese de bu çözüme tâbî olunur. Ancak bu iki kaynakta ihtilafımıza sebep olan durumun çözümü yoksa bu durum Kur’an-ı Kerim’e ve Sünnete uygun şekilde istişare yöntemiyle çözülmeye çalışılır.

İstişare, hakkında bir hüküm olmayan konularda ya da hüküm varsa da ancak o hükmün nasıl uygulanacağı ile ilgili yapılabilir. Hakkında hüküm olan bir konu kesinlikle istişare edilemez. Kelime manasına baktığımızda ise istişâre, kişinin kendisini ilgilendiren konularda bir başkasının görüşüne başvurması veya idârecilerin ümmetin durumunu ilgilendiren konularda müşâverede bulunması şeklinde iki cepheden ele alınabilir. Birinci durumda istişâre sünnettir (Nevevî, Şerhu’l Müslim, Kahire 1347-49/1929-30, IV, 76).

Müşâvere, şivâr, meşvure, meşvere, meşûre, istişâre, danışıp işaret ve görüş almak anlamına geldiği gibi, müşâvere ve işaret; arı kovanından bal almak, rey vermek manalarına da kullanılır. Toplanıp meşveret eden cemâate de şûrâ denir. (İbn Manzûr, Lisanü’l-Arab, IV, 434-437; Zebîdî, Tâcu’l-Arûs, III, 318-320; Elmalılı, Hak Dini, İstanbul 1979, II, 1213)

Kısacası istişare, herhangi bir konuda karar alınmadan önce, yetkili kişilerin görüşünü öğrenmektir. Meselelerin etraflı bir şekilde araştırılması, fikir alışverişi, daha sonra da alınan kararın uygulanması veya ta’dil edilmesinin gerekliliğidir. Demek ki istişareden maksat, herhangi bir meselede istişare yapılırken, meselenin en güzel yönünü bulmaktır, hata ihtimalini aza indirmektir. (Mahmud Babilli, Şura, Fikir Yayınları, İstanbul 1977, s.27)

Kur’an-ı Kerim’de istişareye örnek olarak iki olay karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan birincisi Belkıs’ın Hz. Süleyman’ın gönderdiği mektup üzerine ekibini toplayarak nasıl davranacağı konusunda istişare etmesidir. İkinci olay ise Hz. Musa’nın İsrailoğullarını Mısır’dan çıkarmasına engel olmak için nasıl bir yol izleyeceğine dair Firavun’un ekibiyle görüşmesidir.

Bu iki örnekten ayrı olarak yine Kur’an-ı Kerim’de “Onlar, Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri de kendi aralarında bir istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.” (Şura, 38) ve “… Artık onları sen bağışla, onlar için Allah’tan mağfiret dile. (Yapacağın) İşlerde onlara da danış, bir kere de azmettin mi, artık Allah’a dayan. Muhakkak ki Allah kendine dayanıp güvenenleri sever.” (Âl-i İmran, 159) ayetlerinde Allah Teâlâ, Müslümanların iman ve ibadetlerle ilgili özelliklerinin yanında şura ve istişare kavramlarını da zikrederek bu kavramların Müslümanların hayatında, ailede, toplumda ve sosyal hayatın tüm alanlarında uygulanması gerektiğini belirtmektedir.

“Eğer ana-baba aralarında istişare ederek ve anlaşarak (daha önce) sütten kesmek isterlerse kendilerine günah yoktur.” (Bakara, 233) ayetinde de gördüğümüz üzere bebeğin sütten kesilmesinde dahi istişare yolunu gösteriyor bize Allah Teâlâ.

Peygamber Efendimiz bir hadislerinde “Müslümanların fikrini almadan ‘emir’ tayin etseydim, İbn Ummü Abd’i / Abdullah b. Mes‘ûd’u tayin ederdim.” (Tirmizî, Menakıb 38) buyurmaktadır. Ebû Hureyre “Efendimiz aleyhisselam’dan daha çok, adamları ile istişare eden bir kimse görmedim.” (Tirmizî, Cihat 34) der. Örneklerden hareketle görebileceğimiz üzere Efendimiz aleyhisselam için de istişarenin önemi çok fazladır. Efendimiz aleyhisselam’ın istişareye bu denli önem vermesinin sebebi ise “İstişare edilen kişi, kendisine güvenilen kişidir.” (Tirmizî, Edep 59) ve “Gelip geçen bütün Peygamberlerin ikisi sema ehlinden, ikisi de arz ehlinden olmak üzere istişare edeceği dört veziri olageldiğini ve kendisinin de aynı şekilde dört vezirle takviye edileceği” (Tirmizî, Menakıb 17) hadislerinden de anlayacağımız üzere istişarenin tesiri hakkında taşıdığı inançtır. Bu sebepten ötürü olsa gerek ki Efendimiz aleyhisselam’ın hayatına baktığımızda, onun vahiy gelmeyen hususlarda ashabıyla istişare ettiğini görürüz. O; ferdî, ailevî, ticarî, cezaî tüm konularda mutlaka istişare etmiş, gerek tavsiyeleriyle, gerekse amelî boyutuyla hiçbir konuda istişareyi ihmal etmemiştir.

Efendimiz aleyhisselam’ın, “İstişare edilen kişi, kendisine emniyet edilen kişidir.” (Tirmizî, Edep 57) buyurmuştur. Bu rivayete göre fikrine başvurulacak kimse güvenilir bir kimse olmalıdır. Hadis, bir bakıma; sorunların, güven vermeyen, hakikati olduğu gibi söyleyeceğinden emin olmayan kişilerle danışılmaması gerektiğini de vurgulamakta, tersinin ise ihanet olduğunu şöyle ifade etmiştir: “Kim, bir kardeşine, gerçeğin başka olduğunu bildiği halde bir şeyi tavsiye ederse ona ihanet etmiş olur.” (Ebu Davud, İlim 8)

İstişare sistemini incelediğimizde görürüz ki istişare toplantıları bol lafın üretildiği ama bir sonucun çıkmadığı toplantılar değildir. İstişarelere katılıp görüşülen konu hakkında bir görüş ifade etmemek ya da istişare sonucunda çıkan karara toplantı sonrası da muhalif olarak davranmak Müslümanca bir davranış değildir. İstişare meclislerini diğer meclislerden ayıran en önemli özellik de budur. Toplantı esnasında herkes fikirlerini açıkça söyler ancak toplantıdan çıkınca istişareden çıkan karara herkes tam destek verir. Bir kişinin, toplantı esnasında bu karara muhalefet etmesi, toplantı sonrasında bu kararı savunmasına engel değildir, aksine muhalefet etse bile istişare kararının bağlayıcılığından ötürü bu kararı savunması Müslümanca bir tavır olacaktır.

İstişare toplantıları kesinlikle tartışma, kendi görüşünü diğerlerine kabul ettirme üzerine yapılan toplantılar değildir. Aksine bu toplantılar “Kur’an-ı Kerim ve Sünnet’e en uygun karar ne olur?” üzerine yapılan toplantılardır ki İmam-ı Azam bu tehlikeyi yıllar öncesinden fark ettiği için oğlu Hammad’a istişarelerde münakaşayı yasaklamıştır. Hatta oğlu Hammad’ın:“Babacığım görüyorum ki siz diğer âlimlerle sık sık münakaşa ve münazara ediyorsunuz. Bana ise yasaklıyorsunuz.” söylemine karşılık İmam-ı Azam: “Evladım, bizler münazara ve münakaşa yaparken başımıza kuş konmuş gibi davranıyoruz. Hakikatin bir an önce açığa çıkması için gayret ediyoruz. İlla ki hakikat benden zuhur etsin, benim görüşüm kabul edilsin diye bir düşüncemiz yok. Sizler ise bu hususa dikkat etmiyorsunuz. Hakikatin ortaya çıkmasından ziyade kendi görüşünüzün kabul edilmesi için ısrar ediyorsunuz. Bu durum kişinin imanına zarar verir.” demiştir.

Sonuç olarak Kur’an-ı Kerim’in istişareye ne derece önem verdiğini belirtmesi, Efendimiz aleyhisselam’ın bu işin amelî boyutunu örnek uygulamalarla göstermiş olması İslamiyet’in bu konuya verdiği önemi göstermektedir. İstişare kavramına hayatımızda daha fazla yer verdiğimizde ve işlevselliğini artırdığımızda karşılaştığımız ihtilaflı meselelerin çözümünün çok daha kolay olabileceğini söyleyebiliriz.

Müslümanların sıkıntılarını çözmedeki en temel yöntem istişare olmalıdır. Evliliğe, iş hayatına, siyaset hayatına dair her türlü sıkıntı ve karar alma durumlarında istişare mekanizmasının çalıştırılması sorunun daha rahat çözülmesini sağlayacaktır.

İstişare yaparken de kafamızda zaten konuyla ilgili aldığımız ve uygulayacağımız bir karar varken sırf kararımızı tasdik ettireceğimiz birini arayarak aynı mevzuyu farklı farklı kişilerle istişare etmek de uygun bir davranış değildir. Bizim, Efendimiz aleyhisselam’dan gördüğümüz, Müslüman bir karar almadan önce istişare eder ve istişare kararını uygular; kafasındaki ‘kendisi ile istişare ettiği’ kararı değil.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ağustos 2018

Sayı: 361

İlkadım Arşiv