Eylül 2023 İbrahim BAŞARAN A- A+
A- A+

KAPAK-İmam Hatip Okulları ve İlahiyat Fakülteleri (Tarihi Süreç, Eğitim Sistemimizdeki Yerleri: Dün-Bugün)

Medresetü’l-Vâizîn (Vaizler Medresesi)

6 Şubat 1912 tarihinde ‘İslam tebliğcileri’ yetiştirmek için açılmış medreselerdir.

 

Medresetü’l-Eimme ve’l-Hutebâ (İmamlar ve Hatipler Medresesi)

Osmanlı Devleti tarafından 1913 yılında açılan medreselerdir Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti’ne bağlı olarak açılmış Medresetü’l Vâizîn ile Medresetü’l-Eimme ve’l-Hutebâ’dan beklenen netice alınmayınca bu kurumlar Medresetü’l-İrşâd adı altında iki şube halinde birleştirilmiştir. Medresetü’l-İrşâd, medreselerin kapatılış tarihi olan 1924’e kadar açık kalabilmiş, bu tarihe gelindiğinde diğer medreselerle birlikte kapatılmıştır.

Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu

Maarif Vekili olan Hüseyin Vasıf, 11 Mart 1924 günü ilgili makamlara gönderdiği telgrafla kanunun 2. maddesiyle Maarif Vekâleti’ne bağlanmış olan medreseleri kapatmıştır. Diğer okullara ise dokunmamıştır. Dârü’l-Hilâfe Medreseleri ise 1924 yılında İmam ve Hatip Mekteplerine dönüştürülmüştür.

İmam Hatip Mektepleri

Çeşitli gerekçeler gösterilerek 1930 yılında İmam Hatip Mektepleri de kapatılmıştır.

İmam Hatip Yetiştirme Kursları

21 Mayıs 1948 tarihinde süresi 10 ay olmak üzere Türkiye genelinde toplamda 10 tane kurs merkezi açılmıştır. Bunların ömrü bir yıl sürebilmiştir.

İmam Hatip Okulları

17 Ekim 1951 günü Mahmut Celaleddin ÖKTEN Hoca’nın efsanevi gayretleri ve Başbakan Adnan Menderes ile Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’nin onaylamasıyla İmam Hatip Okulu açma kararı yürürlüğe girmiştir. Kararnameye göre 7 ilde birer İHO açılmıştır. İHO, 1954-1955 öğretim yılı sonunda ilk mezunlarını verdikten sonra 3 yıllık lise kısmı da açılmıştır. Böylece 4+3=7 yıllık bir ortaöğretim kurumu haline gelmiştir.

Ekim 1972 tarihinde mevcut hükümet ortaokullar ile ilgili yayımladığı kararnamede “her çeşit orta öğretim kurumuna ‘lise’ adı verilecektir” demiştir. 15 Nisan 1973’te kanun haline getirilmiştir. Kanunun 32. maddesinde ise İmam Hatip Okulları şöyle tanımlanmıştır:

“İmam-Hatip liseleri imamlık, hatiplik ve Kur’an Kursu öğreticiliği gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere Milli Eğitim Bakanlığınca açılan orta öğretim sistemi içinde hem mesleğe hem yükseköğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır.”

Bu kanunla İmam Hatip okulları da liseye dönüştürülmüş, bu okul mezunları Yüksek İslam Enstitülerinin yanında üniversitelere de giriş hakkı kazanmıştır.

İmam Hatip Liseleri

Siyasal gelişmelere paralel olarak İHL’de birtakım gelişmeler olmuştur. 1951’den 1980’e kadar açılan toplam İHL sayısı 374’ü bulmuştur.

Bu gibi gelişmeler neticesinde İHL’ye 1977-1978 yıllarında rekor bir yöneliş olmuştur. Bu artışın önemli sebeplerinden birisi de orta öğretim seviyesinde İmam Hatip Okullarının, yükseköğretim seviyesinde de Yüksek İslam Enstitülerinin güvenli bir ortama sahip olmasıydı. Zira o dönemlerde anarşi ve terör diğer öğretim kurumlarında çokça yaygındı. Anarşi ve terörün girmediği, velilerin çocuklarını müsterih biçimde gönderdikleri yegâne eğitim kurumları İmam Hatip Okullarıydı.

İHL’ler; 1960’a kadar sadece erkeklerin öğrenim gördükleri kurumlar iken bu tarihte Yozgat İmam Hatip Lisesine bir kız öğrencinin mahkeme kararı ile kayıt yaptırmasının ardından diğer İHL’lere de kız öğrenci kaydı yapılmaya başlanmıştır. Kızların mezun olduklarında imam olamayacakları söylenmiş, bu yüzden İHL’de okumalarına yönelik çeşitli tartışmalar yapılmıştı. İmam olamadılar; fakat mezunların bir kısmı İlahiyat Fakültelerinde dini yüksek tahsil de yaparak Kur’an Kursu öğreticisi oldu. Bir kısmı Diyanet’te vaize oldu, diğerleri de İmam Hatip Liselerinde meslek dersi öğretmenliği, ilköğretim ve ortaöğretimde din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği görevi üstlendiler.

1980 darbesinin ardından İHL açılması durdurulmuş, ancak mevcut sayıda azaltma yoluna da gidilmemiştir. 1983 yılında hükümet yeniden sivillerin eline geçmiş, fakat yeni İHL’ler ancak ÇPL yani çok programlı liseler bünyesinde açılabilmiştir.

Anadolu İmam Hatip Liseleri

1985’te Beykoz AİHL açılmış, 1990’da Kartal ilçesindeki yerine taşınmış ve adı Kartal AİHL olmuştur.

28 Şubat 1997 sürecine kadar İHL sayısıyla beraber halkın teveccühü artmaya devam etmiştir.

28 Şubat Süreci ve İmam Hatip Liseleri

28 Şubat 1997 sürecinde alınan iki karar İmam Hatip Liselerini olumsuz yönde etkilemiştir. Bunlardan birincisi 8 yıllık kesintisiz eğitim, ikincisi ise mezunların kendi alanları dışında üniversiteye girmesinin engellenmesidir.

18 Ağustos 1997 tarihinde yürürlüğe giren yasayla;

İHL’nin orta kısımları kapatılmıştır. Yani bu kanunla bütün meslek liseleri çok ciddi darbe yemiştir.

İHL, en büyük darbeyi 1998 yılında YÖK ve ÖSYM’ce belirlenen bir kararla almıştır. Bu, lise mezunlarının orta öğretim başarı puanları belirlenirken 0.5 ile, meslek lisesi mezunlarının puanlarının hesaplanmasında 0.2 ile çarpılması kararıydı. Bu karar meslek lisesi mezunlarının diğerleriyle arasında yaklaşık 30 puanlık bir fark oluşturdu.

Bu yüzden evvelce 601.000 olan öğrenci sayısı 28 Şubat sürecinde 65.000’e kadar düşmüştür.

Yeni Bir Dönem ve Yeniden Açılmaya Başlanan İmam Hatip Liseleri

21 Temmuz 2009 tarihinde katsayı uygulamasının kaldırıldığı resmen açıklanmıştı. 1 Aralık 2011 tarihinde Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer yeni bir karar alındığını açıkladı ve bu son uygulanan puan sisteminin de kaldırılarak artık herkesin puanının 0.12 ile çarpılma yoluna gidileceğini belirtti.

İmam Hatip Ortaokullarının Yeniden Açılması

30 Mart 2012 tarihli 6287 sayılı “İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (4+4+4 diye bilinen kanun)”la birlikte yeniden açılarak İmam Hatip Ortaokulu statüsü kazandı.

İLAHİYAT FAKÜLTELERİNE GELİNCE

Türkiye’de din eğitiminin tarihi gelişimini ele alırken, yaşanan tartışmaların kökenini Tanzimat’a kadar götürmek mümkündür. Çünkü bu tartışmaları tetikleyen sekülerlik‐dindarlık çekişmesi ve bu çekişmenin somutlaştığı laik eğitim anlayışının temelleri Tanzimat dönemine kadar gitmektedir.

Medreseler, Tanzimat’a kadar müspet ilimlerle pozitif bilimlerin birlikte yürütüldüğü eğitim kurumları iken, Tanzimat sonrasında açılan meslek okulları ile birlikte zaman içerisinde medreselerin müfredatı sadece dini ilimlere hasredilmiştir.

Cumhuriyet döneminde din eğitimi tartışmaları bağlamında üzerinde önemle durulan bir husus da eğitimde “dini‐milli” tartışmasıdır. Bu tartışma sonunda eğitimin “milli” olması kararlaştırılır ve “Türk Milli Eğitimi” laik temeller üzerine bina edilir.

1924 yılında çıkarılan “Tevhid-i Tedrisat” kanunu ile mektep mi, medrese mi tartışması bitirilmiş ve bütün eğitim kurumları Maarif Vekâletine bağlanmıştır. Bu kanunla kapatılan 479 medresenin yerine 29 İmam Hatip Mektebi ve Darü’l Fünun (İstanbul Üniversitesi) bünyesinde bir ilahiyat fakültesi açılmıştır. İmam Hatip Okulları ödenek gönderilmeyişi, öğretmen ve idareci ataması yapılmaması vb. ilgisizlik sonucu talebesizlik yüzünden 1930 yılında; gerçekte ülkenin yüksek tahsilli ve donanımlı din adamı ihtiyacının karşılanması amacıyla kurulan ilahiyat fakülteleri de yetişen din adamlarının hangi amaçla ve görevle hizmet alanında yer alacakları konusundaki kafa karışıklığı ve ideolojik tartışmalar arasında dokuz yıl gibi kısa bir süre ayakta kalabilmiş ve maksat hasıl olmadan 1933 yılında kapanmıştır.

İlahiyat fakültelerinin temel amaçları; Tevhid‐i Tedrisat Kanununda en belirgin şeklini almıştır. 3 Mart 1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid‐i Tedrisat Kanunun 4. maddesinde “Maarif Vekâleti yüksek diniyyat mütehassısları yetiştirmek üzere Darülfünun’da bir İlahiyat Fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi hıdemat‐ı diniyyenin ifası vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mektepler küşad edecektir (açacaktır).” şeklinde ifade edilmiştir.(1)

İlahiyat Fakültelerinin açılış amaçlarından biri diniyyat mütehassısı yetiştirmek, diğeri de resmi ideolojinin sınırlarını belirlediği ölçüde ülkede din hizmetlerini yürütmekti.

İlahiyat Fakültelerinin tarih içerisinde kat ettikleri aşamaya bakıldığında bu okullar; birinci dönem (Darülfünun İlahiyat Fakültesi), ikinci dönem (Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Yüksek İslam Enstitüleri) ve üçüncü dönem (1982 sonrası dönemdeki ilahiyat fakülteleri) olmak üzere üç ayrı dönemde ele alınabilir.

  1. Darülfünun İlahiyat Fakültesi

Bu Fakülte, 7 Mayıs 1924’te öğretime başlamıştır. Böylece ‘İlahiyat Fakültesi ismiyle öğretim yapan, yükseköğretim kurumu ilk defa, 1924’te eğitim tarihimizdeki yerini almıştır.’ 1933 yılında Darülfünun, İstanbul Üniversitesine dönüştürülürken ilahiyat fakültesi, yeni kurulan üniversitenin bünyesinde yer almamıştır. Bu süreçte, okullardan din derslerinin kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığı’na kadro tahsis edilmesinde yaşanan sorunlar vb. durumların etkisi olduğu ifade edilmelidir.

B. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Dini hayatta yaşanan sıkıntılar, halktan gelen yoğun talep ve beklentiler bir İlahiyat Fakültesi açma konusunda hükümeti mecbur bırakmıştır. Yapılan hazırlıklardan sonra 3 Mayıs 1949 günü İlahiyat Fakültesi kurulması ile ilgili tasarı, dönemin Milli Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunulmuştur. Tasarısı 9 Mayıs 1949 günü kabul edilmiş, 4 Haziran 1949 tarih ve 5424 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Fakültenin kuruluş gerekçesinde “din meselelerinin sağlam ve ilmi esaslara göre incelenmesini mümkün kılmak ve mesleki bilgisi kuvvetli ve düşünüşünde ihatalı din adamlarının yetişebilmesi için gerekli şartları hazırlamak” ifadesine yer verilmiştir. Yani din hizmetlerini yerine getirmekle mükellef din görevlisinden ziyade din konusunda yetkin ilim insanı yetiştirmek amaçlanmıştır.

C. Yüksek İslam Enstitüleri

Türkiye’de 1982 öncesi dönemde dini yükseköğretim kurumlarının önemli bir parçasını da yüksek İslam enstitüleri oluşturmaktaydı. İmam‐hatip okullarından mezun olanların dini yükseköğretim kurumlarında okumalarına imkân sağlamak amacıyla kurulan bu okullar, nitelikli din görevlisi yetiştirme, imam‐hatip okulları ve ilk öğretmen okullarına din dersi öğretmeni yetiştirmek amacıyla kurulmuşlardır. Yüksek İslam enstitülerinin 16 Haziran 1959 tarih ve 7344 sayılı yüksek İslam enstitüsü kadro kanununda belirtilen amaçlarına bakıldığında, orta ve muadili okullarda yeteri derecede ehliyetli din dersi öğretmeni yetiştirmek, memleketin ihtiyaç duyduğu müspet ve hayati bilgilerle mücehhez din bilginleri yetiştirmek esas amaç kabul edilmekle birlikte bu okulların 1961 yılında hazırlanan yönetmeliğinde Milli Eğitim Bakanlığına öğretmen yetiştirmenin yanında Diyanet İşleri Başkanlığı’na yönelik müftü, vaiz ve din görevlisi yetiştirme konusunda da kendini görevli saymıştır.

Değerlendirme ve Sonuç

İmam Hatip Okulları, bu ülke Milli Eğitim sitemi içerisinde en çok tartışılan, leh ve aleyhinde en çok değerlendirmelerin yapıldığı, iktidarların niyet ve tutumlarına göre en çok gadre uğrayan, bu ülke eğitim sistemi içeresinde en çok “üvey evlat” muamelesi gören okullar olmuşlardır.

Bu okullara ve buralarda eğitim gören öğrencilere en büyük zulüm, 28 Şubat sürecinde yaşatılmış, diğer lise mezunlarının 50. metrede başladıkları koşuya bunlar 100. metreden başlamış, Müslüman kız öğrenciler başlarındaki örtüler sebebiyle okullarına alınmamış, bu çocukların ah ü figanı arş-ı a’lâyı titretmiştir.

Tarihi süreç içerisinde bu kadar dışlanma, horlanma, engellenme ve ön kesmeye rağmen bu okullar hep ayakta kalabilmiş, “Anadolu İrfanı”na sahip Müslüman halkımızın Milli ve Yerli devlet ricalimizin da desteği ile bugünkü muhteşem konuma yükselerek Ümmet-i Muhammed’in kabul olmuş duası, gerçekleşen rüyası olmuştur.

İlahiyat fakülteleri de Cumhuriyet tarihi boyunca inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. Birinci dönem olarak adlandırabileceğimiz Darülfünun İlahiyat Fakültesi, açıldığı dönemde din konusunda mütehassıs yetiştirmek üzere programlanmış iken farklı nedenlerden dolayı kapanmıştır. İkinci dönem olarak adlandırılan Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi temel amaç olarak din konusunda aydın bir din adamı kimliğini öne çıkarmış; bu okulda ders veren hocaların zaman zaman yaptıkları münferit çıkışlar camiada tartışmalara yol açmıştır. Yüksek İslam Enstitüleri de İmam Hatip Lisesi mezunlarını talebeliğe kabul ederek, Diyanet İşleri Başkanlığı’na müftü ve vaiz yetiştirmenin yanında imam‐ hatip okullarına meslek dersleri öğretmeni yetiştirmeyi de amaçlamıştır. 1982 yılından itibaren Yüksek İslam Enstitüleri ile İlahiyat Fakülteleri birleştirilerek tek çatı altında ve üniversitelerin bünyesinde toplanmışlardır.

  1. İbrahim TURAN, Doç. Dr., Samsun 19 Mayıs Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Din Eğitimi Anabilim Dalı, Samsun

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr