KAPAK-İletişim Çağında İletişimin Dibine Vurduk!
Ocak 2019 Mehmet Akif ÇELİK A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

KAPAK-İletişim Çağında İletişimin Dibine Vurduk!

Bütün iletişim araç ve imkânlarına rağmen iletişimin, iletişim olmaktan çıktığı/çıkarıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Aynı mekânda oturan insanlar ayrı mekânda oturan ruhlar gibiler. Ceset birlikteliğinin dışında bir birliktelikten bahsetmek bazı zamanlar mümkün görünmüyor. İnsanın insan ile insanın cemadat, nebatat ve hayvanat ile insanın Rabbi ile olan iletişimi sanal dünyanın, teknolojinin iyi yönde kullanılamaması ve menfaat öncelikli bir dünya görüşü öncülüğünde sekteye uğramış görünüyor. Bununla ilgili düzelme ve düzeltme çalışmaları da maalesef yetersiz kalmaktadır. Ya da başka bir deyişle bu değişime karşı önü alınması zor, kuvvetli bir direnç ortaya çıkmıştır.

İletişimi, yeniden sağlıklı bir yapıya kavuşturmak için bilimsel ya da amatör ruhla yapılan birçok çalışmadan bahsedebiliriz. Bu çalışmaların ışığında insanoğlu öncelemesi gereken iletişim profilini iyi seçmelidir. Şunu bilmelidir ki insan, Rabbi ile olan iletişimini kuvvetlendirmeden diğer iletişim paydaşlarının kuvvetlenmesi pek de mümkün değildir. Bizi yaratan ve yaşatan, rızkımızı veren, evrendeki nizamı sadece “ol” emri ile düzene koyan ve yine sonunda bizi hesaba çekecek olan, cennet ve cehennemin sahibi Allah ile olan iletişimini her daim kontrolden geçirmelidir insan. İletişim kurmak ve sonunda diğer paydaşlar (insan, cemadat, nebatat, hayvanat) ile de iletişimi kuvvetlendirebilmek için her doğan ve yaşayan, Allah ile olan iletişimini en sağlıklı bir şekle büründürmek zorundadır.

Peki, insan, Rabbi ile olan iletişimini yeniden canlandırmak ya da var olan iletişimini daha da kuvvetlendirebilmek için neler yapabilir, neler yapmalıdır? Bu, hepimizi ilgilendiren can alıcı bir sorudur.

İletişim Kurabilmek İçin Tanımak Gerekir

Öncelikle Rabbimiz ile bağımızı kuvvetlendirebilmenin yolu O’nu tanımaktan geçer. Tanımadığımız, bilmediğimiz bir Rab ile iletişim kurmak mümkün değildir. Rabbimiz bizler için kendini tanıtıcı ayetler ve peygamberinin dili ile hadisler göndermiştir. Bize düşen, bu ayetleri ve hadisleri irdelemektir. Her şeyden önce de Rabbimizi tanımak için niyetimizi almak, sonra da rabbimizin sıfatlarına göre O’nunla iletişime geçmektir vazifemiz. Mesela Rabbimizin er-Rahman ismi olduğunu bilip, merhamet ehli olmak; er-Rezzak ismini bilip rızık kaygısı çekmeden Rabbimizin hakkını teslim etmek; el-Kabıt - el-Basıt ismini bilip daraldığımızda sabrı Allah’tan dilemek, ferahladığımızda da şükrü Allah’a yapabilmek; eş-Şafi isminin tecellisi olarak şifayı Hakk’tan bilmek gerekir. Bunun gibi daha nice örnekler verilebilir. Aslolan bu isim ve sıfatlara uygun hayat sürebilmektir. Şimdi soralım kendimize, ben Allah’ın hangi isimlerinin tecellisini üzerimde taşıyorum diye. Bu yazıdan sonra elimize alalım bir esma-i hüsna listesi ve tek tek kendimizi ölçelim, kaçta kaç çıkacak karnemiz.

Yaratılış Gayemizi Unutmamak

Rabbimiz ile iletişimi sağlıklı hale getirebilmenin diğer bir aşaması ise insanın yaratılış gayesini her daim hatırında ve hayatında tutabilmesidir. Yaratılış gayemiz Rabbimize kulluktur.[1] O’nun belirlediği bir hayat standardını kurabilmektir. Yaratılış gayemiz insanın, alışını-satışını, siyasetini, fikrini-zikrini, sosyal yaşantısını, hayat nizamını Allah’a göre ayarlamasıdır. Yaratılış gayesini unutan bir insan, bir toplum maalesef Rabbi ile iletişim noktasında hep sıkıntılı bir süreç geçirmiştir. Tarihe baktığımızda bunun sayısız örneklerini görmek mümkündür. Yaratılış gayesini ve sorumluluklarını unutmayan bir Habil, Hak ve halk nazarında iyi anılırken, yaratılış gayesini unutan Kabil, kötü bir anı ile yer etmiştir. Nuh’a inanan seksen kişi ile Nuh’a karşı gelen nice seksenlerin hali ortadadır. Yaratılış gayesine matuf bir hayat süren İbrahim’in şanı ile O’nu yakma cüretinde bulunan Nemrut’un hali bizlere ne büyük bir ibret vesilesidir. Velhasıl; yaratılış gayemizi her daim canlı tutmak ve sorumluluklarımızın gereğini yerine getirmek asli vazifemiz olmalıdır.

Yaratılan Her Şey Yaratana Tabi Olmalıdır

Unutmamamız gereken bir durum daha vardır ki, o da insanın yaratılmış bir varlık olduğu gerçeğidir. Yaratılan her şey gibi insan da hayatındaki düzen ile ilgili emir ve yasakları yaratanından alır. O halde biz de Allah’ın “Rab”[2] ismini ne kadar hayatımızda taşıyoruz, bir kontrolden geçirmeliyiz. Gelin şimdi kendimize ikinci bir karne verelim ve Rab kelimesinin anlamlarına bakarak hayatımıza etkilerine ve Allah’ı rab anlamıyla hayatımıza ne kadar müdahale ettirdiğimizi kontrolden geçirelim. Rabbimiz Rab ismi ile ekonomimize, giyim kuşamımıza, düşüncelerimize, ahlakımıza, ibadetlerimize, gözümüze-kulağımıza, çarşımıza-sokağımıza, evimize ne kadar karışıyor, daha doğrusu bu alanlarda Rabbimizin Rablik sıfatını ne kadar karıştırıp ona göre bir düzen kurma gayretindeyiz bir bakalım. Bakalım da ikinci karnemizi ona göre dolduralım.

Mü’min isek Allah ile olan iletişimi mutlaka sağlamak zorundayız. Sağlamanın da ötesinde bu iletişimi kuvvetli ve sağlıklı bir biçimde devam ettirecek yol ve yöntemler bulmalıyız. Sürekli bir arayış içinde olmak zorundayız bu konu ile ilgili. İnsanın hayatında Rabbimizin müdahalesinin olmadığı hiçbir an olmamalıdır.

Asli Vazifemiz Temel Kaynaklara Sarılmaktır

İnsanın, Rabbi ile iletişimini canlı tutabilmesi için öncelikle Rabbinin kitabı Kur’an ve O’nun peygamberinin sünneti ile meşgul olmalıdır. Yoksa her türlü kirliliğin yaşandığı şu dünyada kirlenmemek için ayakta kalabilmek gerçekten de zor bir hal almaktadır. Seven sevdiğini belli etmeli. Kur’an ile bağını kuvvetlendirmeli ki, Rabbimiz ile iletişim zamana ve zemine meydan okuyabilsin. Hadislerle meşguliyetimizi artırmalıyız ki, Rabbimizin en büyük müfessiri olan peygamberi tanıyalım, tanıdıkça sevelim, sevdikçe Rabbimiz ile bağımız canlı kalsın. Bundan dolayı hepimiz, gücümüz ölçüsünce Kur’an’dan belli bir yeri (günlük bir sayfa, bir hizb, bir cüz) her gün meali (mümkünse tefsiri ile birlikte) ile birlikte okumalıyız. Günde bir tane de olsa hadis okumalarına devam etmeliyiz ki Rabbimiz ile bağımız canlı kalabilsin. Gelin şimdi kendimize üçüncü bir karne verelim ve bu karnede de Kur’an ve hadis ile bağımızı kontrol edelim.

İnsan Zaman ve Zeminden Etkilenir

İletişimin canlı kalabilmesinin bir başka yolu da insanın bulunduğu ortam ve arkadaş çevresinin nasıl olduğudur. Bundan dolayı her gün içinde bulunduğumuz ortamlarımızı gözden geçirmeliyiz. Allah’ın rızası bu ortamlarda bulunmamıza müsaade ediyor mu, sormalıyız kendimize. Sürekli gezdiğimiz, etkilediğimiz-etkilendiğimiz arkadaşlarımız Allah’ın razı olduğu kimseler mi bakmalıyız. Her ikisi için de eğer Allah’ın rızası yoksa ya ortamlarımızı ve arkadaşlarımızı Allah’ın rızasına uygun bir hale getirmenin yollarını aramalı ya da bu iki durumu terk edebilmek için gayret göstermeliyiz.

Ailedeki Rolümüzü Hakkıyla Oynayabiliyor muyuz?

Rabbimiz ile iletişimde bir başka dikkat etmemiz gereken nokta ise ailemizdir. Aile içinde hangi rolde ise, Allah adına rolümüzün gereğini yerine getirebilmeliyiz. Özellikle ebeveyn, bir çoban olduğunu unutmadan, yavrularına küçük yaştan itibaren Rabbimizi tanıtmalı, O’nu sevdirmelidir. Allah rızası kavramını içi dolu olarak zihinlerine yerleştirmelidir. Evlat isek kendimizi kontrol edebilmeli, anne-babamızın iyi yöndeki yönlendirmelerine uymaya çalışmalıyız ki, Rabbimiz ile iletişimdeki sıkıntılarımız azami derecede azalsın. Zira kim anne-babasının duasını alırsa sırtı yere gelmez biiznillah. Gelelim şimdi dördüncü karnemize. Soralım kendimize aile içindeki rolümüzü bittamam yerine getirmenin gayreti var mı bende diye. Ne kadar başarılıyım diye kendimize bir soru soralım ve karnemize işaretleyelim.

Zamanın hızla akıp gittiği, modernizmin(!) hâkim olduğu şu asrımızda, Rabbimiz ile iletişimimizi olumlu ya da olumsuz etkileyen daha nice sebepler saymak mümkündür. Okuduğumuz eserler, artık vazgeçemediğimiz ve vazgeçmek istemediğimiz, kontrolsüz ve seçmeden izlediğimiz TV kanal ve programları, cebimizde patlamaya hazır bir hale gelmiş cep telefonları, zararlarını bildiğimiz halde yine de faydadan çok faydasız işlere kullanmakta ısrar ettiğimiz internetimiz, menfaat temelli kurulan arkadaşlıklarımız, çirkin siyaset anlayışımız, parasal ve makamsal kaygılar üzerine kurulu bir düzen, ahlaksızlık, hem gözlerde hem gönüllerde hem de cesetlerde… vs.

Mü’min olarak bizlere düşen Rabbimiz ile iletişimi kuvvetlendirmek ve var olan imanımızı ihsana, ihlâsa çevirebilmektir. İhsan ve ihlâs üzere yaşayabilmenin tadını alan mü’minler zaten gerisin geriye o boş hayata dönmeyi hiçbir zaman arzu etmeyecektir. Bundan dolayı bize düşen iki vazife vardır. Biri kendimizin iletişimini ihsan ve ihlâs kıvamına yerleştirmek; diğeri de bizimle iletişimi olan herkesin Rabbimiz ile olan iletişimini ihsan ve ihlâs kıvamına çıkarabilmesi için yardımcı olmaktır. Bu durumda son ve beşinci karnemiz de bu olsun. Başta kendimiz olmak üzere diğer mü’min gönüllerden kimleri ihsan ve ihlâs ile tanıştırabildim ya da tanıştırma gayretinde oldum. Soralım kendimize.

 


[1] Zariyat, 56

[2] DİA, Rab: “Mâlik, seyyid, idare eden, terbiye eden, gözetip koruyan, nimet veren, ıslah edip geliştiren, mâbud.” (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “rbb” md.)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2019

Sayı: 366

İlkadım Arşiv