KAPAK-Firdevs Cennetinin Mirasçıları
Kasım 2018 Mustafa YAYLA A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

KAPAK-Firdevs Cennetinin Mirasçıları

Hazreti Ömer Radiyallahu anh’ın bildirdiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, bir ara olağanüstü vahiy hallerinden birini yaşarken kıbleye dönüp ellerini kaldırarak: “Allah’ım! Bize nimetlerini arttır, eksiltme. Bizi onurlandır/bizi şereflendir, alçaltma/zillete düşürme. Bize ihsan et, mahrum etme. Bizi seçkin kıl, düşmanlarımıza karşı zayıf duruma düşürme. Bizden hoşnut ve razı ol ve bizi senden razı ve hoşnut kıl.” diye dua ettikten sonra “Şu anda bana on ayet indi. Kim bu ayetlerin gereğini yaparsa cennete girecektir.” buyurmuş, ardından da Mü’minûn surenin ilk on ayetini okumuştur.

Bu ayeti kerimelerde, İslam’ın ibadet ve ahlak alanlarında vazgeçilmez saydığı ilkelerin yanı sıra mü’min kavramının içeriği özetlenmekte, kadın olsun erkek olsun “Ben mü’minim, ben Müslümanım” diyen her insanın bu ifadesinin anlamlı hale gelebilmesi için kendisinden beklenen yaşam/hayat modeli ortaya konmaktadır. Buradaki kurtuluşun öncelikle ahiret kurtuluşu ve esenliği olduğu anlaşılır. Ancak doğru inanç ve düzgün yaşayışın sadece ahiret için değil aynı zamanda dünya mutluluğu ve esenliği için de gerekli olduğunu, bu ayetlerin dünyadaki kurtuluşun bir reçetesini verdiği de muhakkaktır.

1. Allah Teâlâ, bu ayeti kerimelerde yedi özelliği kendinde toplayan kimseler için kurtuluşun kesin olacağını müjdelemektedir ki, bu yedi özellikten birincisi imandır. Yeryüzünde Allah’ın kullarına verdiği en büyük nimet iman nimetidir. Kurtuluşa eren mü’minler, Hazreti Peygamberin mesajını kabul edip, O’nu rehber edinerek gösterdiği nurlu yoldan giden ve O’nun Sünnetine tabi olanlardır. Mü’minlerin, bu ayeti kerimelerde sözü edilen seçkin ve yüce nitelikleri, herhangi bir ırk, ulus veya ülkeye has değildir. Bu nitelikler ancak samimi bir şekilde içten bir iman, güzel ahlak ve hayatın her yönünde ve her alanında öngörülen bu kurallara, bu ilkelere uymakla kazanılabilir.

Bu niteliklerin değeri, en yüce ufuklarda Müslümanın kimliğini, kişiliğini, şahsiyetini çizmesinde ve oluşturmasındadır. Allah’ın Peygamberi, O’nun yarattıklarının en hayırlısı, Rabbi tarafından en güzel şekilde terbiye edilen, âlemlere rahmet olarak gönderilen, kendisine uyulacak tek örnek, tek rehber ve yüce kitabında “Kuşkusuz sen yüce bir ahlak üzeresin” (Kalem, 4 ) diye ahlakının güzelliğine şahitlik edilen Hazreti Muhammed aleyhisselamın yer aldığı ufuktur bu. Nitekim Hz. Aişe validemize O’nun ahlakı sorulmuş, cevaben: “Onun ahlakı Kur’an’dı” demiş, sonra da bu surenin “Mü’minler kurtuluşa, mutluluğa ermişlerdir” ayetinden “Onlar ki, namazlarını aksatmadan kılarlar” ayetine kadar okumuş ve “İşte Allah’ın Resulünün ahlakı böyleydi.” demiştir.

Güzel ahlak İslam dininin temel hedefidir. Bir Müslümanın, inancında, amelinde, yaşayışında, ahlakında, söz ve davranışlarında, alışverişinde, ticaretinde, çalışma hayatında, toplumda, eşi ve çocuklarına karşı, komşularına, akrabalarına ve arkadaşlarına karşı, İslam’ın hayat bahşeden Kur’an ve sünnetin ilkelerine uyma zorunluluğu vardır. Başka türlü Müslüman olmak mümkün değildir. Dünya ve ahirette kaybetmekten, hüsrana uğramaktan, zarara uğramaktan kurtulanlar ve kazananlar sadece mü’minlerdir. Müminlerin dışındaki herkes hem dünyada hem de ukbada kaybetmişler ve hüsrana mahkûm olmuşlardır.

2. Namazda derin saygı hali yaşamak kurtuluşun imandan sonraki ilk şartı olarak gösterilmiştir. Onlar, namazlarında huşu sahibidirler. Namazı isteyerek, severek, zevk alarak ve gönül huzuru içerisinde huşu ile kılarlar. Allah’ın huzurunda olmanın bilinci ve şuuru içinde bir namaz kılarlar. Kalpleri Allah’ı ve Allah’ın ayetlerini anmakla yumuşamış, Allah’ı ve Allah’ın ayetlerini hatırlamaktan zevk alan kimselerdir. Rablerini razı edememenin, Rablerinin istediği kulluğu yapamamanın endişesi ve derdiyle kıvranırlar, bunun sancısını çekerler.

Ne okuduğunu, ne dediğini, okuduklarının ne anlama geldiğini bilmeyen kimsenin kıldığı namaz huşulu bir namaz değildir. Ne dediğimizi bilerek bir namaz kılacağız. Namazda nasıl bir mesaj almışsak öylece bir hayat yaşayacağız. Namazın özeti budur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, namaz kılarken sakalıyla oynayan bir kimseyi görünce: “Kalbinde huşu olsaydı, bedeni onu gösterirdi” buyurmuştur. Huşuun, huzurun ve mutluluğun adresi namazdır. Namaz, mü’minin hayatı, sevdası ve aşkıdır. Nitekim bu konuda Hazreti Peygamber efendimiz, namazın huşu, huzur ve şuur halini yorumlayarak şöyle buyurmaktadır: “Namaz gözümün nuru kılındı. Namaz gözbebeğimdir, namaz göz aydınlığımdır.”

3. Mü’minler, boş işlerden, boş sözlerden ve boş bir hayattan yüz çevirirler. Bunlardan uzak dururlar. Tüm hayatlarında, tüm konuşmalarında, tüm davranışlarında, tüm hareketlerinde boş şeyleri terk ederler. Müslüman, hem söz hem de amel olarak boş şeylerin peşine takılmayan kimsedir. Nitekim bu konuda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyuruyor: “Malayaniyi (boş, faydasız ve lüzumsuz şeyleri) terk etmek kişinin İslam’ının güzelliğindendir/iyi Müslüman olduğunun göstergesidir.” “Kişinin kendisini ilgilendirmeyen konular üzerinde lüzumsuz bir şekilde konuşmaması onun fakih olduğunun göstergesidir.” “İnsanın ağzından çıkan her söz aleyhinedir. Ancak emri bil maruf ve nehyi anil münker yapması ile Allah’ı zikretmesi bunun dışındadır.”

Ebu Hureyre radiyallahu anh’ın bildirdiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, bir gün ashabı kiram ile otururken: “Biraz sonra cennetlik birisi gelecek.” buyurdu. Bir müddet sonra da Abdullah b. Selam çıkageldi. Onun hakkındaki bu güzel müjdeyi duyan ashabı kiram, O’na en güvendiği amelini sordular. O da “Benim amelim zayıftır. Ama kendisiyle umutlandığım en güvenilir amelim şudur: Kalbimi mü’minlere karşı selamette tutmam ve beni ilgilendirmeyen konuları kesinlikle terk etmemdir.” dedi.

4. Onlar ki, hem kendilerini hem de başkalarını arındırmak üzere İslam toplumunun sosyal güvencesi olan zekâtı bir kurum halinde yaşatma ve yaygınlaştırma görevini yerine getirirler ve ayrıca zekât verecek bir duruma gelmek için meşru çerçevede çalışır, gayret gösterirler. Kurtuluşa ve mutluluğa eren, dünyada ve ahirette başarıya ulaşan mü’minler zekâtı verirler. Zekâtı asla unutmazlar. Namazla bedenlerinde Allah’ı söz sahibi kabul ettikleri gibi zekâtla da Allah’ın mallarına karıştığını ispat edip ortaya koyarlar. Namazla zekâtın arasını ayırmazlar. Zekât, mal için temizliktir. Geri kalanını temiz ve helal kılar.

5. Onlar ki, gerek kadın ve gerek erkek olsun iffet ve namuslarını titizlikle korurlar. İffet, ırz ve namuslarını muhafaza ederler. İffetin korunması İslam’ın temel ahlak ilkelerinden biri olup hem erkekleri ve hem de kadınları kapsamaktadır. Allah’ın kendilerine tanıdığı nikâh dışı ilişkilere girmezler. Mü’minler, ırz ve namuslarını korumalarının kurtuluşa, huzura ve mutluluğa erme sebebi olduğunu bilirler. Bu ise aklın, kalbin, ruhun, yuvanın ve çevrenin temizliğidir. Nefsin, ailenin ve toplumun arınmasıdır. Gözlerin harama bakmaması ve iffetlerin korunması ile ilgili Allah Teâlâ’nın mü’min erkek ve kadınlara özel emri ve talimatı vardır. (Nur, 30-31)

6. Ancak nikâh sözleşmesi yoluyla sahip oldukları eşleri ya da erkeklerin sahip oldukları savaş esiri cariyeler hariç; çünkü onlar eşleriyle veya cariyeleriyle olan ilişkilerinden dolayı asla kınanmazlar. Dolayısıyla meşru yollarla cinsel duygularını tatmin etmek kişiyi hiçbir zaman Allah’tan uzaklaştırmaz. Çünkü İslam’da ruhbanlık yoktur.

7. Ama her kim de evlilik dışı veya sapıkça ilişkilere yönelerek Allah’ın çizdiği bu sınırları aşmaya kalkışırsa işte onlar sınırı aşmış azgın kimselerdir.

8. O mü’minler ki, kendilerine gerek Allah’ın ve gerekse insanların verdiği emanetleri en güzel şekilde korur, verdikleri sözü de mutlaka yerine getirirler. Bu, mü’minlerin imanlarından kaynaklanan en önemli özelliklerinden birisidir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, hutbelerinde ahde vefa göstermenin, sözünde durmanın ve emanetlerin korunmasının üzerinde özenle ve sürekli dururlardı. Nitekim bu ölçülere uymayanların münafık olduklarını ifade buyurmuşlardır: “Münafıkların alametleri üçtür. Bunlar: Konuştuğu zaman yalan söyler. Söz verdiği zaman sözünde durmaz. Emanete ihanet eder.” Verdiği sözü yerine getirmek mü’minin iman kalitesine işaret eden bir göstergedir.

9. Namazlarını muhafaza ederler ve namazlarını korurlar. Namazın üzerine titrerler. Bir Müslüman için namazsız bir hayatın düşünülmesi mümkün değildir. Namazsız Müslüman olmaz, olunmaz. Onlar ki, namazlarını mekanik hareketlere dönüştürmeden, okuduklarını anlayıp özümsemeye çalışarak vaktinde ve gereği gibi dikkatle ve özenle, mümkün mertebe cemaatle birlikte kılarlar, beş vakit namazı hayatın merkezine yerleştirmek onun temel özellikleri ve ana görevini her türlü aşınmaya, pörsümeye karşı titizlikle korur ve böylece Allah ile aralarındaki gönül bağını sürekli canlı tutmaya çalışırlar.

10. İşte onlar en büyük zenginliğe varis olacaklardır.

11. Muhteşem nimetlerle bezenmiş Firdevs cennetlerine varis olacak ve orada ebediyen yaşayacaklar, kalacaklardır.

Allah Teâlâ’nın, mü’minler için yazdığı kurtuluşun ve mutluluğun zirvesi burasıdır. Güven ve huzurun yaygınlaşması için bu ilkelere bağlılık göstermek bir zorunluluktur. Peygamber aleyhisselam: “Allah’tan firdevsi isteyin. Çünkü o cennetlerin en yücesidir.” buyurmuştur.

Yüce Rabbimiz, Kur’an ve Sünneti hayatına hâkim kılan, bu ilkelere göre bir hayat yaşayan, sonunda da cennet ve cemaliyle müşerref olan Salih kullarından eylesin. Amin.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2018

Sayı: 364

İlkadım Arşiv