KAPAK DOSYASI / Akıllı İnsanın Sosyal Çevre Eğitimi
Ekim 2017 Ömer Faruk ÖZCAN A- A+
A- A+

KAPAK DOSYASI / Akıllı İnsanın Sosyal Çevre Eğitimi

EMANETİZ VE EMANETLERE SAHİBİZ

İnsan akıllı, düşünen, bilen, irade sahibi, hür, sorumlu ve inanan bir varlıktır. Bütün bu özelliklerinden dolayı insan diğer canlılardan farklı ve Allah’ın yarattığı varlıklar arasında seçkin bir yere sahiptir. Bu yer kendisine emanettir.

Bununla beraber insanı diğer canlılarla karşılaştırdığımızda birçok farklı özelliğinin olduğunu anlarız.

İnsan hem beden hem de ruh yönüyle yaratılmış mükemmel bir varlıktır. Kur’an-ı Kerim’de insanın bu iki yönüyle beraber en güzel şekilde yaratıldığı ifade ediliyor. İnsanın beden yönü topraktan yaratılmıştır. İnsan beden yönüyle diğer canlılarla pek çok ortak özelliğe sahiptir. Bununla beraber insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği onun akıl ve ruh yönüyle ilgilidir.

Kur’an-ı Kerim’de geçen “Biz, gerçekten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık.” (İsra, 70) ayeti insanın üstün ve değerli bir varlık olarak yaratıldığını belirtmektedir.

Akıl: İnsanı diğer canlı varlıklardan ayıran en önemli özelliğidir. İnsan, aklını kullanarak düşünme faaliyetini de gerçekleştirir. Gerçekten bizi diğer canlılardan ayıran, en güçlü yapan şey, akıl ve bu aklın ürettiği bilgidir. Bazı hayvanlar bizden daha hızlı koşabilir, ancak biz herhangi bir hayvandan daha hızlı olmamızı sağlayacak arabalar yapabiliriz. Bazı hayvanların görme yetisi bizimkinden daha üstündür, ancak hiçbir hayvan, teleskop ya da mikroskop kullanan bir insandan daha iyi göremez.

Kuşlar, bizden farklı olarak uçabilir, ancak bizler herhangi bir kuştan daha hızlı ve daha uzağa uçabilecek uçaklar üretmişizdir. Tüm bu örneklerde hayvanlarla aramızdaki farkı ortaya çıkaran şey arabalar, teleskoplar ve uçaklar icat etmemizi sağlayan, insan aklı ve bilgisidir. Bilgi ve akıl, güç demektir. İnsanoğlunu bütün canlıların en üstünü yapan işte bu akıl yetisi ve onun ürettiği bilgidir.

İnsanı Rabbi karşısında mükellef kılan birinci özellik de akıldır. Bugün bu muhteşem nimet insanoğlu tarafından çoğunlukla şer işlerinde kullanılmakta ve yeryüzü inançsız akılla ifsat edilmektedir. Yani akla ilk lazım olan fıtratı bozmamaktır. İman ile aklı - vahiy ile aklı eğitmek ve geliştirmek insanın yapacağı en önemli eylemdir. Çünkü akıl da emanettir.

İnsanı diğer varlıklardan ayıran özellikleri sahip olduğu duygulardır. Merhamet, şefkat, cömertlik, vicdan, adalet, sabır, sevgi vb. bunları çoğaltmak mümkündür. İnsan yine bu duygular vasıtasıyla diğer varlıklardan ayrılır. Bu duyguları kendi hayatında geliştirdiği ve yansıttığı oranda diğer varlıklar arasındaki farklılıkları artar.

Yüce Allah kâinatta canlı ve cansız pek çok varlık yaratmıştır. Canlı varlıklar bitkiler, hayvanlar ve insanlar olmak üzere üç gruba ayrılmaktadır. Bu varlıkların da birbirlerini ayırt edici özellikleri vardır. Örneğin bitkilerin canlı olmalarına rağmen bir yerden başka bir yere hareket etme özellikleri yoktur. Buna karşı hayvanlar hareket etme ve her biri kendine özgü iş ve işler yapma yeteneğine sahiptir. Tüm bu varlıklar doğar büyür ve kendilerine verilen ömür dolunca ölürler. Yani hayat da bize emanettir. Allah’ın yarattığı canlı varlıklardan biri olan insan da, diğer canlılar gibi doğar, beslenir ve büyür, her canlı gibi insan da ölümlüdür. Kâinatta bulunan her canlı fânidir. Ancak yüce olan ve ikram sahibi Rabbinizin zatı kalacaktır.” (Rahman, 26-27)

Verilen tüm nimetler ve sunulan imkânlar bize emanettir. Sağlık, gençlik, zenginlik gibi nimetler bize emanet olarak verildi. Bu sayılan emanetlere daha niceleri eklenebilir. Bu yönüyle hayat da bize emanettir. Bizler doğumumuzdan buluğ çağına kadar yaşadıklarımızdan sorumlu tutulmasak da Hayy olan Rabbimiz bize verdiği yaşam nimetinden hesaba çekecektir. Ergenlik döneminden başlayarak ölene ya da aklı yitirene kadar geçen sürelerden mesulüz. Hani dünyada elde ettiğimiz mal varlığını nasıl harcadığımızdan dahi hesaba çekileceğimiz gibi, hayat sermayesini nerede ve nasıl tükettiğimizden de hesaba çekileceğiz.

Hayatımızın bize emanet olarak verildiğinin şuurunda olmak, bize bu dünyada nasıl yaşamamız gerektiği konusunda da yardımcı olacaktır. Herhangi bir eşyanın bize emanet edildiğinde gösterdiğimiz hassasiyeti Rabbimizin bize lütfettiği ve kimsenin veremeyeceği bu güzelim hayat emanetine karşı da fazlasıyla göstermeliyiz.

Dünya hayatını yaşamada anahtar birçok kavram var ama sorumluluk bilinci olarak da âlimler tarafından manalandırılan takva, bize bu hayatta en çok lazım olan kavramlardan bir tanesidir. Sorumluluk bilincinin unutulması veya ihmal edilmesi, çoğu zaman bizi hayat karşısında ofsayt pozisyonunda bırakır.

İnsan sorumlulukları yerine getirdikçe değeri artan ve son basamağı Rızayı İlahi olan maneviyat merdivenlerinin basamaklarını koşar adım - ikişer üçer geçmeye başlar. Bu sorumlulukların başında elbette Rabbimize karşı vazifelerimiz birinci sırayı almaktadır. Sadece yap dediklerini yapmak değil, yasaklarından da sakınmak gerekir kâinatın sahibinin.

BÜYÜK BİR SORUMLULUK ALANI SOSYAL ÇEVRE

Bulunduğu ortamda idari manada söyleyecek çok sözü, yapacağı ve yaptıracağı icraatı çok olan bir yöneticinin sorumlulukları da epeyce var demektir. Kâinatta olumlu ya da olumsuz her alanda söyleyecek sözü ve yapacağı işi olan mahlûkatın en şereflisi insanın da konuştuğu ve beraber çalıştığı çevresine karşı sayılamayacak kadar vazifeleri vardır. Özellikle görevleri arasında öyle bir görevi vardır ki, diğer görevlerine başlangıç olacak şekilde kapsamlı ve değerli bir mukaddime şeklindedir. Bu insani ve ilahi vazifenin adı eğitimdir. Sağlıklı bir sosyal çevreye sahip olabilmek için çok ciddi çalışmamız gerekmektedir. Sosyal çevremize vereceğimiz eğitim için sınıfa, tahtaya ve çok fazla materyale ihtiyacımız yok.

Zaten günümüzde muhataplarımız olabildiğince okumaktan ve sürekli eğitinden kaçarak daha kısa metrajlı ya da ayakta hızlı yemek yer gibi bir eğitim istemekte. (Buna ne kadar eğitim denebilirse) Öncelikle en küçük sosyal topluluk olan aileden başlamak üzere akrabalarımız, komşularımız, iş arkadaşlarımız, mahallemiz ve her gün bir vesile ile iletişime geçtiğimiz insanlar bizim kapsama alanımızda olmalı. Yani kayıtsız kalamayacağımız bir büyük sosyal çevreye sahibiz. Bir de sanal gibi gözüken ama çok sosyal olan bir çevremiz daha var ki, yukarıda sayılan kanlı-canlı, hareketli çevreden daha çok iletişimdeyiz onlarla. “Samimiyeti her daim sorgulanan bu çevrede mektep, medrese, gazete ve aklınıza medyanın hangi alanı gelirse çok aktif kullanılmakta. Yani o çevrede kasa ve keseye bakmadan herkes onlarca dükkân açabiliyor ve ürünlerini, fikirlerini ve kopyala yapıştır emeklerini sergiliyor.  Sosyal çevremiz ne kadar geniş değil mi?

SOSYAL ÇEVREMİZİN EĞİTİMİNE KATKILARIMIZ

Yazıda buraya kadar anlatılan bilinçten kopmadan çevremizin bizim için bir imtihan vesilesi olduğu şuurunu hep hatırda tutmak gerekir.

Eğitim, çok konuşmaktan öte yaşamaktır. Hem anlattıklarını hem anlatmaya fırsat bulamadıklarını ihlâsla yaşayan insan en iyi eğitim seminerini vermiş demektir.

Sosyal çevreden bahsediyorsak bizzat bizim de sosyal meziyetlerimizin fazla olması gerekir. İletişimi sağlıklı kurabilecek donanımda olan fakat sosyal olamayan insanlar, bilgi aktarımını da sağlıklı yapamıyorlar. Özellikle gençlerin olabildiğince hızlı ve değişken bir hayata sahip olduklarının farkına varanlar, onların sosyal faaliyet alanında epeyce aktif olmalıdırlar.

Sosyal çevremizin en canlı olması gereken bölümü çocuklar, bu ara makinelerle sosyal ağlarını kurmuş, ya da makineler onları sosyal ağdan koparmış durumda. Acilen camı kırıp müdahale edilmesi gerekiyor. Onlarla saklambaç, mendil kapmaca, kutu kutu pense, sokak futbolu vb oyunlarla bağlantı kurarak, yorulmayı, yoğrulmayı, konuşmayı ve doğru konuşmayı onlara tekrar hatırlatabiliriz. Sanal âlemde çiftlik kurmalarının, etkin savaş taktiklerini bilmelerinin, gaza basarak herkesi arkada bırakan yarışların onları yaşamakta geri bıraktığını, toprağa çıplak ayakla basmanın ne kadar faydalı olduğunu, kalemin ve kitabın ne kadar güzel dost olabileceğini, onlara tekraren dokunarak oyun oynamanın güzelliğini gösterelim.

Sosyal çevrenin en enerjik ve sayıca fazla olanları gençlerdir. Her daim online olan bu çevreyi, içinde bulundukları teknolojik altyapıdan, manevi ortamlara götürmek hiçte kolay değil diye düşünmeyelim. Onlara ısmarlayacağımız bir kahvenin yanında sevgi ve muhabbetin kırk yıl hatırı olabilir. Yani temas edelim gençlere. Halı sahada da sohbet yapılır, piknikte de dava öğretilir diye düşünüp program yapalım. Özellikle üniversite çevresinin ne denli aktif olduğunu, bir o kadar gençlerin günaha yakın olduğunu görerek onlara daha da ihtimam gösterelim. Etiketli, kariyerli ve bir o kadar da medyatik idollerin kapış kapış gittiği yerde, süslü giyinemeyen, sözleri az beğeni alan, hele hele hep ayetten ve hadisten bahseden hocaların işi zor gibi gözüküyor. Ama sağlam bir ekip kurarak bu çevreye doyurucu sosyal faaliyetler ve onları tekrar özüne çevirecek çalışmalar yapmak gerekiyor.

En yakın sosyal çevremiz komşularımıza da maalesef popüler kültür golü attık. Herkesin çok yoğun olduğu hissinin ve bilgisinin verilmesi onlarla sadece bayramlarda selam verir hale getirdi bizleri. Tabii kaçırılmayacak bayram tatili kampanyaları yoksa. Bayramda bindiğimiz tatil otobüsleri bizi dinlenmeye değil, çöküşe götürüyor unutmayalım. Araba şarampole yuvarlanmadan bir el atalım ve tekrar sılaya dönelim. Haftada iki kez misafirlik yapsak sonra onlarda bize iadeyi ziyaret yapsalar, tv ve pc’leri susturup sadece bizler konuşsak en helalinden, olmaz mı? Kim bilir belki gelirken, pişirirken kokan o tarhana çorbasından da getirirler ne dersiniz? Komşuluğun ve komşuluk ziyaretlerinin tekrar canlandırılması çocuklar dâhil tüm aile fertlerine kazandıracaktır. Kolay hazırlanan ikramlar sunalım, komşumuz iadeyi ziyarette zorlanmasın. Elimizde olan lezzeti, gönülden sohbetle ve tebessümle soslandırarak sunalım. Afiyet olur inşallah.

En güzel sosyal çevre kitlelerinden bir tanesi de camii cemaatlerimizdir. Sabah namazında başladığımız mesaide imkân buldukça eve en yakın camii müdavimleriyle el sıkışalım, bu mahalle bizimdir ve bizim kalacak mesajı verelim karşı takım taraftarlarına. (Şeytan ve avenesine)

Okullara da uğrayalım ve ziyaret edelim, bilginin ve terbiyenin sevdalısı hocalarımıza muhabbet sunarak onları motive edelim. Eski itibarlarını kazandırma yolunda adım atalım. Gidince direk çocuklarımızın notunu değil de ahlakını soralım ve şaşırtalım hocalarımızı.

Sosyal çevrenin en hızlısı kadınlarımızı biraz yavaşlatalım diyorum. Eve giremeyenlere evde huzur tesis edelim de lüzumundan fazla dolaşmasınlar ki, haneyi saadetlerimize (hayalde kalan) tekrar kavuşalım. Olmaz değil biliyorum ama zor olacak, onu da biliyorum. (Bu konuya has yazı yazmak ve hatta harekete geçmek gerekir)

Bir sorumluluk yerimizde kamusal alanlar. Bugün insanların toplu bir şekilde organize olmadan gittikleri ve hayatımızın önemli bir yerinde duran sosyal tesislerde iletişimin ve toplumun eğitimine direk katkı sağlayabileceğimiz tabii okullar halindedir. Derse girerken selam ile girmek, besmele ile başlayıp, Rahman’ın yeryüzünü imar yasalarını anlatmak ve yaşamak da yapabileceğimiz en iyi eğitim hizmetlerindendir.

Toplumun her kesimi küresel ahlaksızlık, anlayışsızlık ve eğitimsizlikten bahsederken, çözüm için maalesef bir adım atmamakta. “Her şeyi devletten beklemeyelim.” Zaten devlet de her şeyi bizden bekliyor.

Yeterince tatil yaptık, şimdi ders zamanı…

Selam ve Dua ile…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ekim 2017

Sayı: 351

İlkadım Arşiv