Kasım 2022 Mehmet ŞENTÜRK A- A+
A- A+

KAPAK - Din Yaşanmak İçindir

Din bir ihtiyaçtır. Dinsiz bir fert, dinsiz bir toplumun insanca yaşaması asla mümkün değildir. Hz. Adem aleyhisselam’dan, ahir zaman nebisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e kadar bütün peygamberlerin tebliğ ettiği hak dinlerin gayesi; kişinin aklını, kalbini ve amellerini ıslah ederek hem dünya hem ahiret saadetini sağlamaktır.

İslam dini bir kabileye, bir bölgeye gönderilmemiştir. Bilakis bütün insanlığa gönderilmiştir. Artık başka bir din de gönderilmeyecektir. Başka bir peygamber de gelmeyecektir. İnsanların din olarak İslam’dan başka bir tercih imkânları yoktur.

İslam dini ilahî bir rahmettir. Bir hukuk nizamı, bir ahlâk nizamıdır. Aile hukuku, miras hukuku, ceza hukuku, ticaret hukuku gibi hukuk esasları yanında, önleyici hukuk diyebileceğimiz tedbirî yasaklar da vardır ki bu hususa başka hiçbir hukuk sisteminde rastlamak mümkün değildir. İslam’da harama götüren her şey haramdır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Allah indinde hak din, İslam’dır. ..." (Âl-i İmran, 119)

Bilmeliyiz ki, düşüncelerimizi İslâmlaştırmadan yaşantımızı İslâmlaştıramayız. İslam’ı hayatımıza aksettirirken de İslam’ın sadece bir bölümünü alıp onunla yetinmemeliyiz. İslam’ın tamamını, yapabildiğimiz kadarıyla hayatımızda uygulamalıyız.

Allah Teâlâ, ahir zaman nebisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem vasıtasıyla son dini, son kitabı göndermiş ve kıyamet gününe kadar uyulması gereken esasları bildirmiştir. Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Peygamberimiz aleyhisselam şöyle buyurdu: “Size iki şey bırakıyorum. (Bunlara tutunursanız) Asla delalete düşmezsiniz: Allah'ın kitabı ve sünnetim.” (Hâkim, 1/93). Kur’an bize ne yapmamız gerektiğini, Hadisler ise nasıl yapmamız gerektiğini öğretir.

Her Müslümanın öncelikle iman esaslarını, hemen ardından ibadet ve muamelatı, haram ve helali, İslam ahlakını, beşerî münasebetlerde İslamî esasları öğrenmesi farzdır.

Yapılması farz olan bir amelin, öğrenilmesi de farzdır. Mesela, namaz kılmak farzdır. Namazın nasıl kılınacağını öğrenmek de farzdır. İnanılması farz olan bir şeyi, öğrenmek de farzdır. Mesela, Peygamberlere inanmak farzdır. Dolayısıyla peygamberler hakkında bilgi edinmek de farzdır.

Her Müslüman, İslam’ın bütün emirleriyle muhataptır. Zamana ve zemine göre bazı hükümler uygulanamayabilir veya bazı hükümlere öncelik vermek gerekebilir. Bu durum belli bir süre uygulanamayan bazı emirlerin önemini azaltmadığı gibi, bizim bakışımızı da değiştirmemelidir. Uygun şartlar oluştuğu anda o hüküm uygulanır, dahası o şartların oluşması için çalışmamız, gayret etmemiz gerekir.

İslam'ı bir bütün olarak görmek, anlamak ve yaşamak, kul olmanın, Müslüman olmanın en tabi gereğidir. Müslüman, İslam'ı bir bütün olarak gündeminde tutacak, gücünün yettiklerini yapacak, güç yetiremediklerini gündeminden çıkarmayacak, onu uygulama ve hayata geçirmenin çarelerini arayacak ve imkân bulduğu zaman yerine getirecektir.

"Kim İslam'dan başka bir din ararsa bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır." (Âl-i İmran, 85)

İslam dini mükemmeldir. Kıyamet sabahına kadar, insanlığın bütün ihtiyacına cevap verecek, onu huzur ve saadetle yaşatacak ahkâmı hâvîdir. "Bugün size dininizi ikmal ettim. Üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı beğendim." (Maide, 3)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yaşantısına bakalım. Bir ömür boyu sürdürdüğü tevhid mücadelesinde karşılaştığı güçlükleri, zorlukları düşünelim. O, bu zorlu mücadelenin, sıkıntıların içerisinde, Allah Teâlâ'nın kendisine farz olarak emrettiklerinin dışında nâfilelerle de meşgul olmuş ve bize bu hususta tavsiyelerde bulunmuştur.

İslam'ı anlama, kavrama ve hayata hâkim kılmada, İslamî çalışmalarda, İslamî hareketlerde alınması gereken ilk ölçü, İslam'ı bir bütün olarak algılamak ve İslam'a bir bütün olarak bakmak ölçüsüdür.

İman ile amel arasındaki münasebet öyle bir boyuttadır ki, amelsiz bir Müslüman, amelsiz bir İslamî toplum düşünülemez.

Kezâ ahlâkın amellerle de çok sıkı bir ilişkisi vardır. İslam dini, mücerret bir itikat olmadığı gibi, bir şekilden, ruhsuz, ihlassız bir amelden de ibaret değildir.

İman; bir kabul, bir tasdik, İslam ise bu kabul ve tasdikle beraber imanın gereği, Müslüman olmanın icabı olan dînî vecibeleri yerine getirmektir. İmana delalet eden alâmet ve şartları ifâ etmeden, kâmil bir mü'min, olgun bir Müslüman olmak mümkün değildir.

İmanın fayda verebilmesi için, kişinin ömrünün sonuna kadar iman üzere yaşaması ve iman üzere ölmesi gerekir. Zira itibar sonadır. Bu güzel sonu elde etmek ve iman ile Rabbe ulaşmak için, evveliyatla düşüncemizi ve yaşantımızı İslamlaştırmak mecburiyetindeyiz.

Hicr suresi 99. ayette Rabbimiz: “Ve Sana yakin (yani ölüm) gelinceye kadar Rabbine kulluk ve ibadete (ve Kur’ani istikamete) devam et.” buyurmaktadır. Bu sağlam iman ve tevhid akidesi iyi bir niyet, sâlih bir amel, tam bir teslimiyet ile takviye edilmelidir. Ölçülerimiz, eğitimlerimiz, tebliğimiz, yaşantımız, diğer insanlarla ilişkilerimiz, hizmet anlayışımız, gâyemiz, her şeyimiz Tevhid Akîdesi’nden, İslâm inancından hayat bulmalıdır. Çünkü Müslüman ancak ve ancak Tevhid Akîdesi ve İslam dini ile hayat bulabilir. Onsuz yaşamak hayat değil, bir ölüm, manevî bir yok oluştur. Müslüman, Tevhid Akîdesi’nin ve İslam dininin dışındaki, ona mugayir olan her şeyi reddetmekle mükelleftir. Rab olarak Allah'ı, din olarak İslam'ı kabul etmek, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in önderliğinde İslam'ı hayata hâkim kılmak... İşte Müslüman bunun için yaşar, bunun için ölür. İşte o zaman yaşamak da güzel, ölmek de güzeldir.

Müslüman, gayesiz, mefkûresiz, günübirlik bir hayatın adamı olamaz. O, hayatın bütün safhalarında İslam'ı hâkim kılmak ve bunun için cihad etmek ve İslam'ın üstün medeniyetini tesis etmek gibi büyük mükellefiyetler yüklenmiştir.

İslam'ın hayata hâkim kılınmasını isteyen Müslümanlar evveliyatla, İslam'ı kendi yaşantılarında hâkim kılmak gayreti içinde olmalıdır. Bugün, İslami çalışmaların önündeki en mühim mesele budur. Başkalarının yapmasını istediği şeyleri kendisi yapmayanlar, inandırıcı olamazlar. İslam bir slogan değildir. O, yaşanılması gereken ilahi bir nizamdır. İslam'ı İslam'a göre yaşamak bir mecburiyettir. "Ey iman edenler! Yapmadığınız şeyleri niçin söylersiniz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah indinde şiddetli bir buğz (u davet etmiş olmak) bakımından büyüdü." (Saf, 2-3)

Gerçek bir inanca sahip olan insan, bütün davranışlarının Allah tarafından görüldüğüne ve bunların görevli melekler tarafından da yazıldığına inanır. Dünyada yaptığı her iş ve davranışın kıyamet gününde kendisinden sorulacağını bilir. İyilik yapanların bunun mükâfatını göreceğine, kötülük edenlerin de cezasını çekeceğine kesinlikle inanır.

İman zorunlu olarak ibadeti, iman ve ibadet de güzel ahlak sahibi olmayı gerektirir. Bir başka deyişle imansız bir ibadetten, ibadetsiz bir ahlaktan bahsedemeyiz. İslam dinini bir binaya benzetecek olursak, iman; binanın temelini, ibadet; duvarlarını, ahlak da binanın çatısını ifade eder. Şayet bir ağaca benzetilecek olunursa iman; gövde, ibadetler; dallar ve güzel ahlak ise meyvedir. Elbette en iyi ağaç, meyve veren ağaçtır. Rabbim bu şuurla yaşamayı, bu şuurla ölmeyi bizlere nasip eylesin.

Amin yâ Muîn…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr