KAPAK - Davasının Delisi Osman Bağcı Hocam
Mayıs 2018 Adil KAPAN A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

KAPAK - Davasının Delisi Osman Bağcı Hocam

“Ustada kalırsa bu öksüz yapı, sürdürmeyen çırak utansın.”

Bize dava adamı nasıl olur’u öğreten, ömrünü hizmete adamış, gönülleri fethetmiş, vefatından önce de sonra da hayırla anılan, ilgilendiği gençliğin şuurlanmasına vesile olan ve aşkla gayret eden fedakâr hocam.

Beraber geçirdiğimiz altı buçuk yıl içerisinde çok şey öğrendim hocamızdan. İlk başta, kendine has üslubuyla anlattığı meseleleri anlayamadık ama zamanla farkına varmaya başladık. Hocamız tatbik ettiği şeyleri anlattığı için tesirini hissediyorduk.

Hocamızı bazı sözleriyle anlatmaya çalışmak gerekirse; ‘Biz kerametimizle değil ferasetimizle yaşarız’ derdi. Dualarında hep Allah’tan akıl, feraset, basiret, şuur ve kaybetmiş olduğumuz melekeleri ister, “Kur’an’ın ahlakıyla ahlaklandır, Resulünün ahlakıyla ahlaklandır Kur’an’ın edebiyle edeblendir, Resulünün edebiyle edeblendir” diye dua ederdi. Ve şu ayeti okurdu: “Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.” (Enfal, 29)

Biz gençlere, olaylara ferasetli bakmayı öğütlemiş, kendi hayatı ile de buna örnek olmuştur. Önemli olan uçmak kaçmak değil; istikamet üzere olabilmektir. İşte hocam yaşantısıyla bize bunu gösterdi.

Bir yerde idareci konumunda olan biriyle tanıştığında ona şunları söylerdi: Bir komutanın zafere ulaşması için şu üç şeyi iyi bilmesi gerekir:

1. Kendi keyfiyet ve kemiyetini bilmesi.

2. Düşmanının keyfiyet ve kemiyetini bilmesi.

3. Mücadelenin yapılacağı ortamın özelliklerini bilmesi.

“Kabakların çarpışmasından longurtu, fikirlerin çarpışmasından ilim meydana gelir.” derdi. Gençlerle ders yaptığımızda gelen sorular karşısında önce gençlerin fikirlerini sorar, sonra kendi gayet sade ve anlaşılır bir üslupla -genellikle bir anısıyla konuyu ilişkilendirerek- görüşünü anlatırdı. Yaptığımız derslerde birimizi başkan seçer, süre dolduğunda uzatmazdı. Akaid derslerine önem verir, Gümüşhanevi hazretlerinin Ehli Sünnet Akaidi kitabını okuturdu. Yurtta kalan öğrencilerle her gün sabah namazından sonra Kur’an-ı Kerim meali dersleri yapar, derslerde öğrencilerin ne anladığını sorar, herkesi dinlerdi.

Dualarında “… Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize sindirmiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir ...” (Hucurat, 7) ve ardından; “Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!” (Haşr, 10) ayetlerini okurdu. Kur’an ile çok irtibatlı olmamızı ister, beş vakit namazdan sonra -kısa da olsa- kesinlikle Kur’an okuttururdu.

Talebelerinin hepsini çok sever, onların her birine “en çok beni seviyor” izlenimi verirdi. Her birini ayrı ayrı takip ederdi. Sabah namazına kaldırmak için telefonla aradığı kabarık bir listesi vardı. Sabah namazı üzerinde çok durur, kendisi her gün evinden -yaz kış demeden- öğrenci yurduna gelir, namazı kıldırırdı.

Yeni tanıştığı insanlar onu sıradan bir hacı abi olarak görürler; onlara güzel öğütlerde bulununca ona sevgi ve saygı gösterirler, ayrı bir muhabbet duyarlardı.

İtaat, sır, izinli hareket, itidal, istişare, cihad, isar, muhabbet kavramlarını üzerinde çok durur ve bu kavramları hayatına aktarmaya çalışırdı. Kendisine bir mesele getirildiğinde onu iyice araştırır, samimiyetine güvendiği kişilerle istişare eder ve ondan sonra mesele hakkında karar verirdi. Daima Kur’an ve sünnet ölçülerini hayatına tatbik etmeye çalışırdı.

Örnek olması için bir anımı paylaşmak istiyorum: Bir gün yemekhanede yemek yedikten sonra kenarında küçük bir çatlağı bulunan tabağını kırıp çöpe attı. Tabi ben o zaman bu olaya anlam veremedim. Aradan çok geçmeden bu konu ile ilgili bir hadis okudum. O günden sonra anladım ki hocamız en ince ayrıntısına kadar sünneti yaşamaya çalışıyordu.

Hocamız dünya malına hiç önem vermez; paraya “şerefsiz para” der ve hatta bazen ayağının altına alır çiğnerdi. Makam mevki ve protokol işlerini sevmez; Enderun Eğitim Vakfı Konya Şubesi Başkanı olmasına rağmen kendini “vakfın hizmetçisiyim” diye tanıtırdı.

Hâsılı, bütün ömrünü İslami hizmetlere vakfetmiş, önemsemiş, benimsemiş ve fedakarane çalışmıştır. Talebelerini bilgilendirmiş, yönlendirmiş ve uygulamaya sevk etmiştir. Teşkilatlanmanın ne olduğunu ve nasılını göstermiştir.

Biz hocamızın samimiyetine, fedakârlığına, azmine, gayretine, tevazuuna, mücadelesine, muamelatına şahidiz. Biz talebelerine bütün özellikleriyle güzel örnek olmuştur. Rabbim taksiratını affeylesin. Güzel yaşadı, güzeli tavsiye etti, güzel vefat etti.

Son olarak diyoruz ki; “Ustada kalırsa bu öksüz yapı, sürdürmeyen çırak utansın.”

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2018

Sayı: 358

İlkadım Arşiv