KAPAK -  Bizim Kevser
Temmuz 2021 Mehmet ERTURAN A- A+
A- A+

KAPAK - Bizim Kevser

1. Şüphesiz biz sana kevseri verdik.

2. O halde Rabbin için namaz kıl, kurban kes.

3. Doğrusu sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir.

 

Kevser suresini işleyeceğimiz yazıya “Bizim Kevser” başlığını seçmemin iki nedeni var. İlki; Kur’an’ın en kısa suresi olması. İkincisi de buna paralel olarak namazlarda en çok okunan surelerden biri olması. Yoksa Kur’an’daki bütün sureler bizim.

Fatiha bizimdir mesela. Bizim Fatiha diyebiliriz ona. O, yani Kevser ya da Fatiha da bizde kendini bulabilir mi, din gününde “Bizim Mehmet” diyerek bizlerden şefaatçi olabilir mi? Bu başka bir yazının konusu olsa da düşünmeye, akletmeye değer. Değil mi?

Kevser suresini; istatistikî bilgilerden, surenin veya ayetlerinin sebeb-i nüzulünden vb. yorum ve tartışmalardan ziyade, içinde geçen kavramlar üzerinden anlamaya çalışacağız. Kur’an sayfaları arasında tek satırlık bir yer kaplayan Kevser suresi 3 ayetten oluşuyor ama bu ayetlerdeki kavramlar ömre bedel. Merhum Ali Küçük hocamızın tabiriyle; “Allah böyle kısacık ayetlerle dağlar kadar manayı ortaya koyuverir.”

Kavramlarımızdan ilki “Kevser”. İkincisi “Namaz”. Üçüncüsü “Kurban”. Dördüncüsü “Ebter”. Gördüğünüz gibi üç ayetlik bir surede karşımıza dört kavram birden çıkıverdi. Bu kavramları sadece Kevser suresinde geçtiği yerleri ve manaları dikkati alarak işlemek, anlama çabamızı eksik kılar.

Kevser ve Ebter kavramları sadece bu surede dikkatleri çekiyor gibi olsa da Namaz ve Kurban kavramlarının anlaşılması hususunda diğer ayetlerin de bizlere büyük desteği var. Bu yüzden bu kavramların işlendiği başka ayetleri görmezden gelmek haksızlık olur. Enam suresi 162. ayet. bu hususta verilecek en güzel ve isabetli örneklerden biridir:

“De ki; benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”

Bir Kur’an kavramını ilgili ne kadar çok ayeti dikkate alarak işlerseniz o kadar anlaşılır ve yaşanır bir dünya içinde bulursunuz kendinizi. Bu ciddiyet, kavramların yanlış anlaşılmasını da önler.

Kevser

Kevser, bir “sıfat” olarak sözlükte “çok, pek çok” gibi anlamlara gelirken “isim” olarak da “iyilik ve hayır” manalarını taşır. Kevser; en genel kabulle, Allah Teâlâ’nın cennette Peygamberimize vermeyi vaat ettiği ırmak, nehir olarak anlaşılmıştır. Hadis-i şeriflerde Kevser’in özellikleri konusunda detaylı tasvirler bulunur. “Havz” da Kevser nehrinin bir uzantısı olarak değerlendirilmiştir.

Arapçada birbirinden ayrı olarak kullanılan “havz” ve “Kevser” kelimeleri Türkçede “havz-ı Kevser” şeklinde bir tek terime dönüşmüştür. Kur’an’da havz ifadesi yer almazken, Kevser ifadesi bir yerde geçer.

Kevser’in sözlük anlamı olan “çok, pek çok” karşılığını dikkate alan bazı âlimler, Kevser ırmağının Peygamberimize verilen hayırlardan sadece biri olduğunu hatırlatmış, buradaki Kevser kavramının Peygamberimize verilen diğer nimetlerden “Nübüvvet, Kur’an, İslam, İslam âlimleri, hikmet, Tevhid, manevi nimetler, ümmetin çokluğu, güzel ahlak, ilim, şefaat hakkı, dualarının makbul olması” gibi durumları da ifade edebileceği üzerinde durmuşlardır. Böylece Kevser, geniş bir lütuf dairesi içinde anlaşılmaya ve yorumlanmaya çalışılmış, cennette vaat edilen nehri bunlardan sadece biri olarak kabul edenler olmuştur. Küsur, kesîr ve kevser gibi çokluk belirten kelimeler hep aynı kökten gelir.

“Şüphesiz biz sana kevseri verdik.” olarak tercüme edilen birinci ayet, “Şüphesiz biz sana hayırlar verdik.” olarak da yorumlanmaya çalışılmıştır. “Hayırlar” kısmından kasıt için de yukarıda saydığımız örnekler zikredilmiştir.

Havz’ın peygamberimize tahsis edilen bir yer olduğu kabul edilmekle birlikte diğer peygamberlerin de havzının bulunacağı ve hepsinin de havzlarının başına toplanacak olan ümmetleri ile övüneceklerine, peygamberimizin de kendi ümmetinin diğer ümmetlerden fazla olacağını umduğuna dair rivayetler vardır.

Havz’ın başına ilk kimlerin geleceği konusunda farklı görüşler ileri sürülmüşse de en çok tercih edilen yorumların başında oraya ilk ulaşanların “Kur’an ve sünnete bağlı olanlar” olduğu yer alır.

Havz ve Kevser hadislerinde, bazı kimselerin havza gelmek isteyecekleri ancak oradan uzaklaştırılacakları bilgisi de vardır. Peygamberimizin bu duruma şaşıracağı ve kendisine cevap olarak “Onların senden sonra neler yaptıklarını (nasıl irtidat edip dinden çıktıklarını) bilmiyorsun.” denileceği rivayet edilir. Bunlara örnek olarak verilenler arasında; “toplumda fitne ve fesat çıkaranlar, isyancılar, Rasulullah’ın sünnetinden yüz çevirip tevbe etmeden ölenler” gibi kimseler bulunur. Hadis-i şerifin şerhleri incelendiğinde örnekleri çoğaltmak ve detaylandırmak mümkündür.

Sahabe, Rasullullah’a “Kevser nedir?” diye sormuş, O da; “O bir nehirdir. Allah onu bana cennette verdi.” buyurmuştur. Peygamberimize Kevser verildiğini işiten hanım sahabelerden O’nu bizzat tebrik edenler olmuştur. Kaynaklarda, havz ve Kevser hadislerini rivayet eden sahabilerin sayısının 50 ile 80 arasında olduğu zikredilir. Cennete gireceklerin havzın suyundan içerek dünyaya ait kötü huylardan arınacakları görüşü de savunulmuştur.

Merhum Ali Küçük hocamız, Kevser başında yaşanacak bu manzarayı surenin tefsirinde anlatırken son derece yerinde, güncel örnekler vererek ilgili ayet ve hadisleri bugüne taşır. Buradan uzaklaştırılacak olanlara “Allah korusun” diyerek günümüzden misaller sunar. Peş peşe sıraladığı ifadelerle bugünün Müslümanları için daha anlaşılır kıldığı ayetleri çarpıcı bir şekilde önümüze koyar. Dileyenler onun Kevser suresi tefsirini video olarak internetten bulabilir ya da Besairül Kur’an adlı eserinden okuyabilir.

Namaz

Müfessirler; namazı hafife alma, namazda gösteriş yapma gibi hallerin de eleştirildiği Maun suresinden sonra Kevser suresinin gelmesi konusuna vurgu yaparak, ilahi nimetlerin bir karşılığı olarak riyadan uzak ve yalnızca Allah için namaz kılıp kurban kesilmesi emirlerine dikkat çekmişler, bu yüzden Kevser suresini, Maun suresinin bir mukabili olarak görmüşlerdir. Kevser suresiyle ardından gelen Kafirun suresi arasında da benzer bağlar kurmak mümkündür.

Ayetteki “namaz kıl” emri genellikle “sana farz kılınan namazlara devam et, sadece Allah için namaz kıl” şeklinde tefsir edilmiş, ayetteki namazı belli bir namaza, kurban kesmeyi de belli bir kurbana tahsis etmenin uygun olmayacağı görüşü tercih edilmiştir. Namaz ve kurban, Allah’ın Kevser olarak adlandırılan nimetleri karşısında kulundan beklediği ibadetlerdendir. Kevser suresi “nimet ve şükür” ilişkisini ortaya koyan surelerimizdendir.

Namaz insanın bedenine ilişkin, kurbansa malına ilişkin bir görevdir. Namaz, bedenimizin Allah’a ait oluşunun, kurban da malımızın Allah’a ait oluşunun göstergelerindendir. Namaz, Hz. Adem’den bu yana bütün peygamberlerin değişmeyen ibadetlerindendir. Amelî farzların ilkidir. Peygamberlerin tevhid mücadelesi boyunca ihtiyaç duydukları en büyük sığınaklardandır.

Rabbimiz, peygamberinin şahsında bizlerden hayatı düzenleyecek bir namaz ortaya koymamızı istemektedir. Öyle bir namaz ki hayatımızı dengede tutacaktır. Çünkü birileri mallarını ve canlarını başkaları uğrunda harcarken Müslüman, canını ve mallarını onları kendine verenin yolunda harcayacaktır. Böylece Müslüman “Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, hepsi âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (Enam, 162) diyebilecektir.

Müfessirler ayetin burasında “Öyle bir namaz kılalım ki Allah’a layık olsun. Öyle bir hayat yaşayalım ki kâfirlerin ve müşriklerinkinden farklı olsun. Kâfirlerle farkımız ortaya çıksın. Yaşarken hep namazda olalım.” diyerek namaz şuuruna, namazla hayat arasındaki irtibata vurgu yapar.

Hayatı bütün kurumlarıyla tevhid içerisinde yani dini parçalamadan yaşamanın esas olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Hayatın bazı bölümlerinde Allah’ın kulu, bazı bölümlerinde başkalarının kulu olarak yaşamak tevhid değildir.

Kurban

İkinci ayette “Nahr” yapılması şeklinde gelen emir çoğunluk tarafından “Kurban kes” olarak tercüme ve kabul edilmiş ancak müfessirler arasında bu emri birbirinden farklı ameller olarak değerlendirenler de olmuştur. Yorumların hepsi kritik edildiğinde en güçlü mananın “Kurban kes” olduğu anlaşılır.

Peygamberimize verilen “Kevser” yani “hayırlar” karşısında şükrün zirvelerinden olan Namaz ve Kurban ile yalnızca Allah’a ibadet etmesinin istenmesi de bu tefsiri doğrular niteliktedir.

Ebter

Peygamberimizin erkek çocukları vefat edince müşriklerden bazıları veya Kureyş’ten bir topluluk, cahiliye devri anlayışına göre; O’nun erkek çocuğu kalmadığı için soyunun tükendiği, devamının gelmeyeceği, davasının unutulacağı, kendilerinin O’ndan daha üstün olduğu gibi şeyler söylemişler, Allah Teâlâ da onlara Kevser suresi üçüncü ayetle hem cevap vermiş hem de “Biz sana kevseri verdik” buyurarak Efendimiz’i teselli etmiştir.

Kevser kelimesinin; çokluk ve sonsuzluk ifade etme gibi bir özelliği de vardır. Böylece onun, yokluğun zıddı olan kelimelerden biri olduğu anlaşılır.

“Ebter” ifadesini kullanan müşriklerin kimler olduğu konusunda verilen farklı isimler, bu tavrı bir kişinin değil, birçok kimsenin benimsediğinin, bunun ortak bir tavra dönüştüğünün işaretlerindendir.

Müfessirler, belirli şahıslara ve dönemlere indirgemeksizin ayetin genel anlamda anlaşılmasının daha uygun olacağını, Peygamberimize buğz ve düşmanlık eden herkesin, O’nu zelil, hakir gören herkesin ve O’nun sünnetinin karşısında yer alan her fikrin sonunun kesik, ebter olacağını söylemenin daha isabetli olduğunu belirtmişlerdir.

Tarihe ve günümüze dönüp baktığımızda, müminlere ebter diyenlerin mi yoksa kendisine çokça hayır verilenlerin mi bugün hala yaşadığını rahatlıkla görürüz. Peygambere ebter diyenler, birkaç yıl içerisinde geberip giderek unutulurken imanlı nesiller çağlar aşmayı sürdürmektedir.

İman ve İslam’ın ebter olmayacağı iyi bilinmelidir, çünkü bu dava Allah’ın davasıdır. Allah, ezeli ve ebedidir. Ama sadece cahiliye döneminde değil, kıyamete kadar Allah’ın dinine ve müminlere düşmanlık edenler hep yok olacaktır, mağlup olacaktır, hüsrandadır ve unutulacaktır, onlar ebterin ta kendisidir.

Hayatın her alanında Peygamberi örnek alarak cömertçe, fedakârca ve sabırla dinini yaşayanlar için manasıyla ya da mecazen de olsa ebter diyen birileri her zaman olacaktır. İşte burada en büyük tesellimiz Kevser’dir. Onlar bize ebter dedikçe Allah bize Kevser diyecektir.

Kimin ebter, kimin Kevser olduğunu ise herkes görecektir.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr