KAPAK - Bahçe Sahipleri
Mart 2020 Abdulkadir YILMAZ A- A+
A- A+

KAPAK - Bahçe Sahipleri

Rabbimiz, bir nasihat ve vaaz kitabı olan Kur'an-ı Kerim'in üçte birini kıssalara ayırmış ve kıssalar yoluyla nasihatlerde bulunmuştur. Kur’an'da yer alan kıssaların şüphesiz ki en güzel ve en çok dikkat çekici olanı “Ahsenü'l Kasas” ifadesiyle anılan Yusuf aleyhisselam'ın kıssasıdır. Bunun yanı sıra varlığıyla övünen Karun gibi, Kehf suresinde anlatılan bahçe sahipleri gibi bazı varlık sahiplerini de Kur'an bize anlatır.

Yazımızın konusu olan bahçe sahipleri ise Kalem Suresi’nde anlatılmaktadır. Bu bahçenin salih ve cömert bir sahibi vardır. Bahçeyi de sahip olduğu maddi manevi her türlü güzelliği de verenin Allah azze ve celle olduğunun farkındadır. Her hasat dönemi geldiğinde de "Çardaklı ve çardaksız bağları, değişik ürünleriyle hurmaları, ekinleri, birbirine benzeyen ve benzemeyen biçimlerde zeytin ve narları meydana getiren O’dur. Her biri ürün verdiğinde ürününden yiyin; hasat günü de hakkını verin; fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez." (Enam, 41) buyruğuna uygun olarak ürünlerindeki -fakirin hakkını- vermektedir.

Her fani gibi o da ömrünü tamamlayıp bu dünyadan ayrılır. Bahçenin yeni sahipleri (salih kişinin varisi olan çocukları) babaları gibi cömert değildirler. Sahip oldukları her nimeti, ikram edenin Allah azze ve celle olduğunu, malın mülkün asıl sahibinin de o olduğunu bir an unutup bahçelerinden hiçbir yoksulu nasiplendirmek istemezler. Bahçe, her yıl olduğu gibi bütün güzelliğini üzerine almış, ürünler bütün cazibesi, bolluğu ve güzelliği ile sahiplerinin hasadını bekler hale gelmiştir.

Bahçe sahipleri ise akşamdan, bahçeye hiçbir yoksulu yaklaştırmamak, hiçbir kimseye en küçük bir pay vermemek üzere planlarını kurarlar. Ertesi gün sabah erkenden bahçeye vardıklarında görürler ki meğer bahçenin gerçek sahibi de aynı planı yapmış; cimri, malı ile övünen, paylaşmayı bilmeyenlere bahçesinden bir şey vermek istememiş... Bahçe sahipleri bahçelerine vardıklarında, bahçenin asıl sahibi tarafından adeta yakılıp kapkara hale getirilip, ellerinden alındığını ve mahrum bırakıldıklarını görmüşler. Hatalarını anlamışlar pişman olup tövbe etmişlerdir. Bu kıssanın orijinali Kalem suresinin 17-33 arası ayetlerinde anlatılmaktadır!

 

Kıssadan Hisseler

Övünmek

Övünmek, bir kişinin mal, mevki, ilim gibi değerlere ve imkânlara sahip olduğu için kendini üstün görmesidir. Hâlbuki övünmek Allah azze ve celle’ye ait olan, Allah'a yakışan bir özelliktir. Hem de bunu Kur'an-ı Kerim’in ilk ayetinde vurgulamıştır: Elhamdülillahi rabbil alemin: Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah´a mahsustur." (Fatiha, 2)

Rabbimiz, kullarını övünmekten men etmektedir: “Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.” (Lokman, 18)

“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçıların hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah´ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.” (Hadid, 20)

“Allah´a ibadet edin ve O´na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.” (Nisa, 36)

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de “Birbirinize karşı alçak gönüllü olunuz, kimse kimseye karşı övünmesin” (Müslim, “Cennet”, 64; Ebû Dâvûd, 40) "Ben Hatemü'n Nebiyyin'im ama övünmek yok” buyurarak övünmeyi yasaklamıştır. Mütevazı hayatıyla da bu konudaki en güzel örnekliği ortaya koymuştur.

Resûl-i Ekrem efendimiz sallallahu aleyhi ve selem; Mekke’nin fethinde 10 bini aşkın İslam ordusuyla terekesin de Usame bin Zeyd, yanında Hz. Ebubekir olduğu halde Mekke'ye girerken, -İslam davasına tek başına başladığı ilk günkü gibi-  mütevazı idi.

 

Fakir'den Kıskanma

Kur'an, yoksulu doyurmaya yanaşmamayı, dini yalan sayan kâfirlerin özelliği olarak zikrediyor; “Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip kakar, yoksulu doyurmaya teşvik etmez;” (Maun, 1-3) Müminlere ise “isteyeni de sakın azarlama” (Duha, 10) buyurarak isteyene vermeyi emrediyor.

“Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O´nun azabına uğramaktan) korkarız” (derler).

İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir. Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cenetteki) ipekleri lütfeder.” (İnsan, 8-12)

Son dönemlerde yaşadığımız, Türkiye'nin tek başına milyonlarla ifade edilen yoksul mültecilere sahip çıkması, Batı’nın ise bütün zenginliğine rağmen (Avrupa Birliği ülkelerinin tamamında) 10 bine bile varmayan mülteciyi ülkelerine alabilmesi; bizim İslam ülkesi, onların ise dini yalanlayanlar sınıfına girdiğini gösteren bir turnusol özelliği olmuştur.

 

Mülkün Sahibinin Allah Olduğunu Unutmak

Rabbimiz “Göklerin ve yerin (ve bunların arasındaki her şeyin) mülkü Allah'ındır ve dönüş yalnızca (ve kaçınılmaz olarak) O'nadır.” (Nur, 42) buyurarak ve bunu Kur'an'da sıkça vurgulayarak kullarının dünyada kalıcı olduklarını sanmamalarını ister, benim bahçem, benim malım, benim mülküm, bunların sahibi benim duygusuna kapılmamasını ister. Yine birçok ayet-i kerimede “size rızık olarak verdiklerimden -benim verdiklerinden- infak edin” buyurarak asıl mal verenin kendisi olduğunu vurgular (Bakara 3, 177, 195, 259...)

Mümin, mülkün Allah'a ait olduğunu bilen kendisinin emanetçi olduğunun farkında olan ve buna göre hareket edendir. Kâfir ise kendisini mülkün sahibi zanneder. Bundan dolayıdır ki, ne zaman güç, dünya iktidarı kâfirlerin eline geçse, bunu dünyayı elde etmek için kullanmışlar ve dünyayı kan ve gözyaşına boğmuşlardır. -Günümüzde olduğu gibi.-

Rabbim; malı mülkü olması gereken yerde tutan, onların sevgisini kalbine koymayan kullarından olmayı nasip etsin.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mart 2020

Sayı: 380

İlkadım Arşiv