KAPAK- Allah Ancak Takva Sahiplerinden Kabul Eder
Temmuz 2020 Sinan GÜN A- A+
A- A+

KAPAK- Allah Ancak Takva Sahiplerinden Kabul Eder

İnsanlığın bildiği en eski ibadet türlerinden birisi olan kurban her zaman bir adanmışlığın sembolü olmuştur. Şekil ve amaç olarak değişiklik gösterse de bir kararlılığı, bir fedakârlığı ve yoluna serilen varlığa verilen değeri ifade etmiştir. Sözlük anlamına da uygun olarak insanoğlu kurbanı yaklaşmak, yakın olmak ve yakın olmaya vesile kılmıştır.

Kur’an’ımızda da İsrail oğulları, Mekkeli müşrikler, Hz. İbrahim’in Hz. İsmail’i kurban etmesi ve Hz. Âdem’in oğullarının Allah’a sundukları gibi kurban ile ilgili birçok mevzu bulunmaktadır. Kurban, Hanefi mezhebine göre vacip, diğer mezheplere göre müekket sünnettir. Fakat Hanefi mezhebinin vacibi, sünnet ile farz arasında özel anlamda kullandığı gibi diğer mezhepler de müekket sünneti bu şekilde görürler. Yani bütün mezheplere göre kurban derece olarak farza yakın ve çok önemli görülmüştür.

Kurban, kulluk bilincinin gerçek anlamda ete kemiğe(!) bürünmüş halidir. Kul bu ibadet ile Hz. İsmail’in itaat ile ilgili hatırasını tazelerken kendisinin de malıyla, canıyla itaate hazır olduğunu belgelemektedir. Mümin bu itaat ile der ki ‘’Ey Rabbim ben de bir İsmail’im.‘’ Kurbanlık hayvanlar da Allah’a yaklaşmak niyeti ile seçilmiş özel hayvanlardır. Dünyadaki bütün hayvanlar ya kesilir ya da bir şekilde telef olur. İçlerinden pek azı Allah için ‘’kurban’’ olur. Tıpkı insanlarda olduğu gibi: Dünyaya gelen her insan değişik vesilelerle ölür. Sadece özel insanlar şehitlik mertebesine yükselir.

Kurban ibadeti insanları merhamet ve muhabbetle birbirine bağlayıp kardeşlik duygusunu pekiştirir. Kurbanın psikolojik ve sosyal olarak birçok faydası vardır. Bunun yanında cimrilik, bencillik, mala tamah gibi birçok manevi hastalığın da ilacıdır. Kişi o gün kurbanı ile beraber hırsını, kibrini, dünya ve mal sevgisini de keser atar. ‘’Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.’’ (Kevser, 2) ilahi buyruğunu baş tacı edinen Müslümanlar; Peygamber Efendimize aleyhisselam hitap eden bu ayeti mümince anlayıp kendilerinin de muhatap alındığını düşünerek haftalar hatta aylar öncesinden bu vazifeyi gerçekleştirebilmenin kaygısını taşırlar.

Bu teslimiyet nişanesi ibadeti yapabilmek için manevi bir heyecan kuşanırlar. Bu ulvi heyecan ile kurban ibadetine hazırlanan müminler son nefeslerini de bir bayram sabahı huzuruyla verebilmenin ümidiyle Rablerine yalvarırlar. Hz. Peygamber’in hiç terk etmediği bu ibadetin o gün (Kurban Bayramı’nın birinci günü) Allah’a en sevimli gelen ibadet olduğunu bilirler. Bu niyetle yola çıktığı zaman daha kurbanın kanı yere düşmeden Allah’ın rızasının arşa düştüğünün idrakindedirler. İlahi merhameti celbeden böylesi güzel bir ibadeti yapıyor/yapacak olmanın huzuru ve gönül rahatlığı ile keserler kurbanlarını.

‘’Ameller niyetlere göredir.’’ düsturunca bir amelin Allah katındaki değeri onun ne için yapıldığı ile ölçülür. Allah içinse karşılığını Allah hesapsız, sınırsız, kerimce verir. Bu nedenle kurban keserken En’am suresi 162. ayeti kerimeyi okuruz. ‘’Benim namazım, ibadetlerim (kurbanım) yaşamım ve ölümüm âlemlerin rabbi Allah içindir.’’ İnsanımız günlük konuşmasında dahi sık sık ‘’Kurban olduğum Allah’’ ifadesini kullanır. Anadolu insanı ve irfanı ancak Allah’a kurban olunacağını çok iyi bilir ve ancak Allah için feda-yı canda bulunur.

İmtihan içinde imtihandır kurban. Kurban kesmek önemli bir fedakârlık iken kestikten sonraki tutum ve davranışlar da Allah’a yaklaştırmaya devam etmektedir. Bu yol baştan sona kulluk bilinciyle aşılır. Yoksa nefse zor gelir. Bu bilinç düzeyine kısaca takva diyoruz. Ayet-i kerimede şöyle buyrulur: ‘’Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini gerçeğe uygun olarak anlat: Hani ikisi de birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş diğerininki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen diğerine, 'And olsun seni öldüreceğim’ dedi. O da dedi ki: ALLAH ANCAK TAKVA SAHİPLERİNDEN KABUL EDER.’’ (Maide, 27)

Kalplerde olanı ancak Allah bilir. Hz. Âdem de bu gerçeğin farkında olarak iki kardeş arasında çıkan ihtilafı çözmek için Allah’a kurban sunmalarını istemişti. O zamanlar gökten inen bir ateşin kurbanı yakması kurbanın kabul edildiğini gösteriyordu. Allah için yola çıkan ve elindeki malın en güzelini Allah yolunda kurban seçen Habil’in kurbanı kabul edilir. Baştan beri kendisini haklı gören, bir güzellik varsa onun kendisine layık olduğunu düşünen ve elindeki en kötü şeylerden kurban seçen Kabil’in kurbanı kabul edilmez.

Bunu içine sindiremeyen Kabil’in kıskançlık duyguları iyice kabarmış, şeytanın oyununa gelmişti. Kardeşi Habil’i öldürerek yeryüzünün ilk cinayetini işlemiş, kendinden sonrası için de kötü bir yolun öncüsü olmuştur. Kabil, Habil’e onu öldüreceğini söylediğinde Habil’in kardeşine verdiği cevap (Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder.) işin özünün niyetlerde gizli olduğunu, takva sahibi olmayanın yaptığı fedakârlığın Allah katında bir değerinin olmadığını en güzel şekilde ifade ediyor.

O halde takvasız amelin içi boştur. Bu takvayı kuşanan mümin elbette nereye gittiğini bildiği hediyenin en güzelini takdim eder. Urve radıyallahu anh bir gün evlatlarına şöyle demiştir: ‘’Evlatlarım! Sakın biriniz, bir büyüğe hediye edince utanacağı bir şeyi Allah için kurban olarak takdim etmesin! Zira Allah büyüklerin büyüğüdür ve o her şeyin en seçkinine ve en kıymetlisine herkesten ziyade layıktır.’’ Mademki kurbanlarımız da Allah’a sunulan birer hediyedir. En güzele hediyelerin en güzeli ile yaklaşmak gerekir.

Hac suresinin 37. ayetinde ‘’Allah’a kestiğiniz kurbanların ne etleri ne de kanları ulaşır. O’na ancak sizin takvanız ulaşır. Böylece o hayvanları sizin emrinize verdi ki size yol gösterdiği için Allah’ı büyükleyesiniz. Muhsinleri müjdele.’’ diyerek asıl değerli olanın Allah’a karşı gelmekten sakınıp O’nun istediği gibi Allah’a kalben yönelerek hareket etmek olduğu beyan ediliyor. Bu ayetle kurban özelinde bütün bir kulluk yolunun nasıl yürünmesi gerektiği de ortaya çıkıyor: Takva ile… Ayetin devamında ’’İşte o hayvanları size musahhar kıldı ki size yol gösterdiği için Allah’ı büyükleyesiniz’’ yani Allahu Ekber’i tarif ediyor. İşte kurban keserken ‘’Bismillahi Allahu Ekber’’ denilmesinin dayanağı da burasıdır.

Dünyevi-uhrevi her türlü saadeti Allah ve resulüne itaate bağlı olan müminlerin eğer imkânları varsa kurban gibi çok yönlü bir rağbet ve mağfiret fırsatını en iyi şekilde değerlendirmeleri gerekir. Mümin zaten Allah’ın rızasını kazanmak için fırsat kollayan kişidir, o halde Allah’ın nimetlerinin herkese ulaşmasını sağlayabilen böyle bir fırsatı kaçırmayacaktır. Kurban ibadetinin ihlâsla, bilinçle, takva ile yapıldığında ne kadar kazançlı bir ibadet olduğunu Rasulullah’a sorulan şu soru ve cevaptan anlıyoruz.

Kurbanın sevabı hakkındaki bir soruya Hz. Peygamber aleyhisselam “Her bir tüye karşılık bir hasene (iyilik) var.” diye cevap vermiş. Bunun üzerine maksadın daha iyi anlaşılması için soru soran kişi kendisine “Ya Rasulullah, yün?” demiş. O da “Yünün her bir tüyüne karşılık bir hasene.” demiştir. Ete ve kana ihtiyacı olmayan Allah Teâlâ’ya ibadetimizi ve rağbetimizi bu bilinçle arz etmeliyiz.

Bu yolun nasıl yürüyeceğini Maide, 27 söylüyordu zaten: Allah en çok takva sahiplerinden kabul eder. Daha kurbanın kanı yere düşmeden Allah’a ulaştıran da işte bu takva ve teslimiyet bilincidir. Allah’a yaklaşmak için takdim edilen, feda edilen, harcanan her şey bir kurbandır. O halde bunun için (rıza-yı ilahi) yaşayan mümin Allah yolunda ve bu gaye ile her neye sahip ve muktedirse kurban etmeye hazır olmalıdır.

Rab Teâlâ, O’na yakınlaşma vesilesi olan bu güzel ibadeti cümlemize hakkıyla eda edebilmeyi nasip eylesin. Yaratanın nasıl hoşuna gidecekse o şekilde bir şuur ve takva anlayışıyla kurbanımızı kesmeyi nasip etsin. Kestiğimiz/keseceğimiz kurbanlarımızı ve yoluna kurban ettiğimiz maddi manevi her türlü fedakârlığımızı bizden kabul buyursun.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Temmuz 2020

Sayı: 384

İlkadım Arşiv