Ocak 2013 Mehmet ERTURAN A- A+
A- A+

Kanun Namına Yokedilmek İstenen Kardeşlerimizden Mektup Var

Ben Doğu Türkistanlı Müslüman bir genç kızım. Bölgemdeki her Müslüman gibi çok zor günler yaşı-yorum. Gazete veya dergilerde okuyabileceğiniz, televizyonlarda izleyebileceğiniz ama idrak etmekte zorlanabileceğiniz sıkıntılı ahir zaman günleri…

Bir zamanlar, ümmetin bütün ümidini bağladığı Anadolu coğrafyasına biz de gönül verdik. Cennetmekân Abdülhamid Han’a elçi gönderdik, biat ettik. Osmanlı adına hutbe okuttuk, para bastırdık.

Osmanlı; Moskof ve Çin karşısında bizim can simidimizdi. Tespihin imamesi kopartılınca taneleriyle birlikte biz de dağıldık. Ama yılmadık, direndik. Lakin Batı yanımızı Moskof, Doğu yanımızı da Çin kâfiri işgal edince tüfek tutan, gök bayrağı sallayan ellerimiz bağlandı.

Yaşları 15 ile 25 arasında değişen biz Uygurlu kızlar fabrikalarda ağır şartlarda çalıştırılmak üzere Çin’in çeşitli bölgelerine zorla götürüldük. Götürülenlerin sayısı 100 bini buldu. Çin bu zorbalığı bize yasayla yani kanun namına yaptı. Bu uygulamaya itiraz edenler yasaya karşı gelmekle yargılandı, para cezası aldı, bölücülükle suçlandı.

Kız ve erkek çocuklarımız ise ‘özel okullarda okuyacaklar’ bahanesiyle bizden alınarak ablaları gibi zorla Çin’e götürüldü. Bu okullarda komünist eğitim veriliyordu. Doğu Türkistan için birer vatan haini olarak yetiştirilmek istenen bu çocuklarımızın sayısı 500 bine ulaştı…

Ailelerimizin ikiden fazla çocuk sahibi olmasının yasaklandığı bir ortamda annelerimiz soykırımın moderncesi olan kürtaj ve kısırlaştırmaya tabi tutuldu. Bizim topraklarımızda yaşamayı kabul eden Çinlilere üç çocuk sahibi olma hakkı tanındı. Çin’de 100 dolar kazanan bir işçi Doğu Türkistan’a yerleştiğinde 300 ile 500 dolar arasında değişen maaşlar aldı.

Kızlarımızın çalıştırılmak, çocuklarımızın ise dinsiz bir müfredatla eğitilmek üzere zorla götürüldüğü bir atmosferde yaşanan gerginliklerle birlikte Çinli polis ve askerlerin yaptığı saldırılarda şehid düşenlerimizin ardın-dan 18 ile 40 yaş arasındaki erkek nüfusumuz neredeyse yok oldu. Anlayacağınız baba ve ağabeylerimizi de ‘kanun namına’ kaybettik.

1 milyar 300 milyonu aşkın çekik gözlünün yaşadığı Çin’de 40 milyon kadarız ve özellikle 11 Eylül’den sonra Müslümanlar olarak terörist görüldüğümüz için daha da zor durumdayız. Çocuklarımız, kızlarımız, ağabeylerimiz ve babalarımız yani ailelerimiz sistemli bir şekilde yok ediliyor…

BM’nin 5 daimî üyesinden biri olan Kızıl Çin, bizim on bin tonluk uranyumumuzun, ciddi miktardaki petrol yataklarımızın, önemli kömür rezervlerimizin ve en önemlisi de olmazsa olmaz imanımızın peşinde!

Bağımsızlık için verdiğimiz mücadelede bizim için ilk ve en büyük ihtiyaç olan ilham, heyecan ve cesaretin imanımızdan kaynaklandığını iyi biliyorlar. Bu yüzden ‘Şincan’ dedikleri topraklarımızda İslâm’ı yani Allah’ın nurunu orak çekiçle söndürmek istiyorlar.

Türkiye’de memur olmak için bazı sınavlardan gerekli puanı almak yetiyormuş. Burada memur olmak isteyen Müslüman Uygurlar’ın ödemesi gereken bedel tahmin edemeyeceğiniz kadar ağır: memurluk için Komünist Parti’ye üye olmanız gerekiyor. Parti’ye üye olmanın bedeli ise dinsiz olmak! Hükümet kurumlarında çalışanların namaz kılması, oruç tutması, hacca gitmesi ise yasa dışı faaliyet olarak sayılıyor.

Siz Misak-ı Milli sınırlarına hapsolmuş ‘bir başkadır benim memleketim’ diye keyifle şarkılar söylerken bizim dilimiz son altmış yılda dört defa değiştiriliyor. Biz ‘selamün aleykum’ demenin dahi yasak olduğu bir dünyada yaşarken size ne oluyor? Türkiye bize niye vize vermiyor? Barat Hacı’yı kim tanıyor?


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2013

Sayı: 294

İlkadım Arşiv