Temmuz 2016 Hacı BAYRAM A- A+
A- A+

Kalp Hislenmeyince Göz Ağlamıyor

Dinin temel gayesi Allah’a kul olduğunun idrak ve şuurunda insan yetiştirmektir. Bu maksadın gerçekleştirilmesi de ancak kulluğun layıkıyla idrak ve ifa edilmesine bağlıdır. İnsanın manen olgunlaşarak yükselebilmesi kalp âlemindeki ulvi heyecan ve ürperişlere bağlıdır.

Kalp, bedenî ve manevî âlemimizin merkezidir. Onun bedeni hayatımızın devamı için merkezi bir önemi vardır. Vücudumuzdaki milyarlarca hücreden birine bir an için kan gitmese hayatiyetini kaybeder.

Bedenimiz için bu kadar önemli olan kalp, manevi hayatımız için de bir cevherdir. Hatta akıl bile ondan sadır olan hissiyatın tesiri ile fikir üretir. Nasıl ki âlemin özü insan ise, insanın özü de kalptir. İnsan kalıbıyla değil, kalbiyle insandır. Kısaca kalp beden ülkemizin sultanıdır.

Bedenimiz kalbimizin durumuna göre konum alır. Eğer kalp âlemimiz huzurlu ise bedenimiz de mutludur. Kalbimiz sıkıntılı ise bedenimiz de sıkıntılıdır. Rasulullah aleyhisselam Efendimizin buyurduğu gibi “İnsanın vücudunda bir et parçası vardır ki, o düzgün olduğunda bütün beden düzgün olur, o bozulduğunda bütün beden bozulur. İşte orası kalptir.”

Kalbimizin bedenî ve ruhî âlemimiz için görevlerini tam manasıyla yerine getirebilmesi için beşeri terbiye pek ehemmiyetlidir. Gerekli eğitimleri yapmadığımız zaman fıtri yörüngeden uzaklaşarak menfiliklere sürüklenmekten kurtulamayız. Hazret-i Mevlana -kuddise sirruh- insanın asli gayesinden sapmaması için nefsanî arzularını dizginlemesi gerektiğini şöyle ifade eder:

“Teni aşırı besleyip geliştirmeye bakma! Çünkü o, sonunda toprağa verilecek bir kurbandır. Sen, asıl gönlünü beslemeye bak! Yücelere gidecek ve şereflenecek olan odur.”

“Bedenine yağlı ballı şeyleri az ver. Çünkü onu gereğinden fazla besleyen, nefsanî arzulara düşüyor ve sonunda rezil olup gidiyor.”

“Ruha manevi gıdalar ver. Olgun düşünüş, ince anlayış ve ruhi gıdalar sun da, gideceği yere, güçlü kuvvetli gitsin.”

Bir yönüyle bedenin, diğer yönüyle maneviyatın merkezi olan kalp, beden için ne kadar önemli ise, ruhanî hayat için de o ölçüde büyük bir ehemmiyet taşır. Lakin insanı insan yapan, suretten ziyade ruhî yapısı olduğundan, kalbin manevi rolü, uzvi rolünden her yönüyle üstündür. Bu sebepledir ki iman “dil ile ikrar”dan önce “kalben tasdik” ile vücut bulur.

Kalbimiz beden ülkemizin merkezidir. Bütün iyi, güzel, iman, İslam, tevhid, şuur gibi iyiliğe dair her ne var ise hepsinin yeri kalbimiz olduğu gibi; tüm kötülüklerin, isyanların, küfrün merkezi de kalptir. Kalbimizi yaratıldığı gibi fıtrat üzere korumamız gerekiyor.

Kalbimizin fıtrat üzere olduğunun işareti Allah hatırlatıldığında, Allah’ın ayetleri ile karşı karşıya geldiğinde büyük bir haşyet içerisinde hislenerek, ürpererek kendinden geçmesidir. Bu his ve ürperme sonucunda Allah’a olan bağlılık ve kulluğunun artması gerekiyor. İşte bütün bunlar olmadığı zaman kalbimiz safiyetini yitirmiş demektir. Artık huzurun kaynağı olması gerekirken, huzursuzluğu merkezi haline gelir. Bu haliyle de artık bedene yüktür. Kalb-i selim halimizin devam etmesi için onun eğitilerek tasfiye ve tesviye edilmesi gerekmektedir.

Kur’an-ı Kerim kalp ve gönül eğitimi için de bize ışık tutmaktadır. Kalbin hastalanmasından, mühürlenmesinden bahsetmesi bu eğitim ile ilgilidir. Gönül eğitimi bu hastalıkları tedavi etmek, söz konusu kir ve pasları gidermek, nihayet bu mühürlenmeleri açarak onu “selim kalp” haline getirmek demektir.

“Ancak Allah’a selim kalp ile gelmiş olanlar müstesna.” (Şuara, 89)

“Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu Kitab’ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitap, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz.” (Zümer, 23)

Kalplerimizdeki ürpermeyi ve hislenmeyi artırabilmemiz için Allah’ın kitabıyla birlikteliğimizi, Allah’ın tüm ayetlerine yönelik tefekkürümüzü ve zikrimizi artırarak sadıklarla beraber olmamız gerekir. Ayrıca kalplerimize açılan kapılar olan göz ve kulaklarımıza dikkat etmemiz gerekir. Hayrı ve iyiyi dinleyip helal olanlara ibretle bakmamız gerekiyor. Nihayetinde kalplerimize şekil veren kulak ve gözlerimizden gönderdiklerimizdir. Göz görür, kulak işitir; kalp de bunlara bağlı olarak ya kayar ya da Rabbine bağlılığını artırır.

“(Resulüm!) De ki: Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!” (Mülk, 23)

Kamil bir insan olmak için bu organlarımızın imkânlarını birleştirerek, sonuna kadar kullanmak, bunlar arasındaki ortak alanı bulmak yani aklımızla kalbimizi, bilgimizle duygumuzu buluşturmak gerekir.
Bugün insanlar bir girdabın içerisinde bocalayıp durmaktadır. Hem Allah diyor hem de acımasız bir şekilde kıble ehlini katlediyor. Bu durumu öncelikle kalb-i selim ve akl-ı selim sahibi düşünüp değerlendirmemiz gerekiyor.

Kalp ve gözler birbirine zincirin halkaları gibi bağlıdır. Kalplerimiz gözlerin gönderdiği ile hislenirken, gözlerimiz de kalbimizin durumuna göre hislenmektedir. Yani kalplerimizin gözü açılıp suyu bırakmadan gözlerimiz ağlayamamaktadır. İşte bu halde manevi dünyadan uzaklaştığımızın işareti olmaktadır. Bu yüzdendir ki Allah Resulü bu hallerden Allah’a sığınmıştır.

“İşte bunlar, Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Adem’in soyundan, Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail (Ya’kub)’in soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir. Onlar, çok merhametli olan Allah’ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlar.” (Meryem, 58)

“(Seni yalanlayanlar) Hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lakin göğüsler içindeki kalpler kör olur.” (Hac, 46)

“Mü’minler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.” (Enfal, 2)

Bugün Allah’ın kitabını okumamıza, Ümmet-i Muhammed’in bunca acınası haline rağmen, hislenemiyor, gönül pınarlarımızdan kaynayan sular gözlerimizden boşanmıyorsa oturup uzun uzun düşünmemiz, kendimizi sîgaya çekmemiz gerekiyor. Bugün insanlık ürpermeyen kalp krizi yaşıyor. Bunu çözdüğümüz zaman insanlığın problemlerinin büyük bir kısmı çözülecektir.

Allah’ım ürpermeyen kalpten, ağlamayan gözden sana sığınırız. Bizlere kalpleri hislendirecek bakışlar; gözleri ağlatacak duyuşlar nasip et. Amin.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Temmuz 2016

Sayı: 336

İlkadım Arşiv