Temmuz 2016 Selim ARMAĞAN A- A+
A- A+

İzleri Silmeyin

“Yeryüzünde hiç dolaşmıyorlar mı? Dolaşsalardı elbette olanların akıl edecek kalpleri, işitecek kulakları olurdu. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur.” (Hacc, 46)
Doğru bilginin elde edilmesi ve doğru bilgi kaynağı konusu dinin ve felsefenin ana konularındandır. Bu kaynağın temelini yazılı ya da sözlü rivayetlerle araştırma sonuçları oluşturur. Bu nedenle tarihte yaşamış insanlar ve milletler hakkında doğru bilgiye sahip olmak hayati önem arz eder. İnsan, yaratılışı, eğilimleri ve zaaflarıyla aynı insandır. Tarihte yaşamış insanlar ve milletler için söz konusu olan, bugünün insanı için de söz konusudur. Onların başından geçen olayları ve sebeplerini anlatmak, bugünün insanına da yol gösterir, ders verir.

Yüce Rabbimiz hakkı ve hakikati bulalım, bulduğumuz bu hak yolda gönlümüz mutmain olsun, ayaklarımız sabitkadem dursun diye “Muhbir-i sadık” Allah’a sadık haberciler yani peygamberlerle “Haber-i sadık” yani Allah’ın vahyini, kitaplarını göndermiştir.

Mü’min kişi Allah’a inanan, O’na güvenen ve O’nu doğrulayan kişidir. Mü’min kişi Allah’ın kitabını başkaları tarafından doğrulanması gereken bir kitap olarak göremez. Mü’minin Kur’an’a inancı “Kur’an gerçek doğrudur, diğer doğrular Kur’an’a uygun olmalıdır” şeklinde olmalıdır. Kur’an sayesinde Rabbimiz bizi günümüzle yalnız başımıza bırakmaz. İlk insan Adem aleyhisselam ile irtibatımızı kurarak bizi evrende türedi bir varlık olmaktan kurtarır. Aracısız bir şekilde kendisi ile irtibatlandırarak bizi evrende güçlü kılar ve halifesi statüsüne yükseltir.

Kur’an bize, geçmiş peygamberlerin ve milletlerin kıssalarını anlatır. Kur’an-ı Kerim’in yarısına yakın bölümü, insanlara ders ve ibret olmak üzere anlatılan geçmiş peygamberlerin ve milletlerin kıssalarıdır. Kur’an eskilerin masallarını değil, geçmişlerin gerçek haberlerini anlatır. “Şüphesiz ki, Hicr halkı da peygamberleri yalanladılar. Biz, onlara ayetlerimizi vermiştik de onlar, yüz çeviriyorlardı. Onlar, dağlardan emniyetli evler yontuyorlardı.” (Hicr, 80-82) Hicr, Medine ile Şam arasında olan ve Semud kavmine başkentlik yapmış bir yerdir. Harabeleri halen el-Ula şehri yakınlarındadır. Eyke denilen bu yerde Şuayb peygamberin kavmi, Medyen halkı ve Salih peygamberin kavimleri yaşamıştı. Uyarıcılara karşı hepsinin durumu da aynıydı. Hiç şüphesiz hepsi de zalim kimselerdi.

“Bu yüzden onlardan da öç aldık; bu beldelerin her ikisi de işlek bir yol üzerindedirler.” (Hicr, 79) Unutmamamız gerekenler işte tam da bu ayet-i kerimenin işaret ettiğidir: “Gündelik meşgalelere kapılarak esas görevimizden uzaklaşmak.” Hacc suresi 46. ayetin izahına en çok ışık tutan ayet de bu ayet olmalıdır. “Yeryüzünde hiç dolaşmıyorlar mı? Dolaşsalardı elbette olanların akıl edecek kalpleri, işitecek kulakları olurdu. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur.” (Hacc, 46) Bu ayet bize gözümüz göre göre nasıl kör olduğumuzu, kulağımız duya duya nasıl sağır olduğumuzu, kalbimiz olduğu halde nasıl duyarsız ve vicdansız olduğumuzu hatırlatıyor.

Kur’an Kıssaları önemlidir. Kıssanın insan eğitiminde rolü de çok büyüktür. Bir haberi nakletmek, bir olayı anlatmak için “kıssa” kelimesi kullanılsa da “Kıssa”; izlemek, izi takip etmek anlamına gelir. Kur’an Kıssası edebiyatta kullanılan “hikâye” anlamında kullanılmaz. Hikâye; olmuş veya olması muhtemel olayları belirli bir takım ilkeleri ön planda tutarak anlatan edebiyat türü iken; Kur’an’ın anlattığı kıssalar, müsteşriklerin iddia ettiği gibi tarihi hakikatlerle ilgisi olmayan, sırf öğüt vermek maksadıyla söylenmiş hikâyeler değildir. Kur’an’ın anlattığı kıssalar tarihî hakikatler ve geçmişlerin haberleridir:

“Böylece sana geçmişlerin haberlerinden bir miktar anlatıyoruz. Gerçekten sana katımızdan bir zikir verdik” (Taha, 99)

“Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz. Onlar Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.” (Kehf, 13)

Kur’an’da geçen kıssaların esas gayesi tarihi bilgi vermek olmadığı için yer ve zaman gibi teferruata girilmez. Çeşitli milletlerin tarihlerindeki bir takım özellikler ve peygamberlerinin karşılaştıkları ile Hz. Muhammed aleyhisselam’ın ve mü’minlerin hayatlarında karşılaştıkları hadiselerin açıklanması, O’nun ve ümmetinin tesellisi, irade ve azmini artırması, hak ve hakikatin daima üstün geldiğinin görülmesi, imana olan muhalefetin eninde sonunda yıkıldığının ve eridiğinin tarihten örneklerle tespiti mü’minleri zinde tutmaktadır.

“Nice memleketler vardı ki zulüm yaparlarken biz onları yok ettik. Artık damları çökmüş, duvarları üzerine yıkılmıştır. Geride nice terk edilmiş kuyularla bomboş kalmış yüksek saraylar bırakılmıştır.” (Hacc, 45)

Tarihi kalıntılar birer kıssa yani birer “iz”dir. Bu izleri silmek ya da görülmez etmek aslında bizi insanlık tarihinden uzaklaştırır. Kötünün ne olduğunu, neler yaptığını, neler yapabileceğini; iyinin, hakkın ve hakikatin ne olduğunu, neler yaptığını ve neler yapabileceğini bilmek, iyisi ile kötüsü ile atasını tanımak her insanın hakkıdır. Bugün tarihi eser diye gezilen veya gezdirilen yerlerde ziyaretçi -ister harabe olsun ister saray olsun- orada kullanılan malzemelere, kaliteye, mermerlerinin yekpareliğine veya mozaiklerinin şaheserliğine vs. takılıp kalıyor da oradaki insanı göremiyor, ondan ibretler alamıyor, o sütunlar, o yıkık duvarlar bir şeyler söylemiyorsa ayetin ifadesi ile hem gözü kör hem de gönlü kördür.

“Biz de bugün senin bedenini arkandan gelenlere bir ibret olsun diye kurtaracağız. Bununla beraber, insanların birçoğu ayetlerimizden yine de gafildirler.” (Yunus, 92)

Cenab-ı Mevla’mız, firavunun cesedini bile bize ibret olsun diye yok etmezken “Bu İslamî’dir, bu değildir!” diye şahsi kanaatlerine göre tarihin izlerini silenler sünnetullahtan ibret alıp utanmalılar. Kıssa, bir iz takibidir. İmanın izini, mü’minlerin izini kaybedenler başkalarının izinden giderler. Onların kıssaları hatta hikâyeleri ile büyürler, onların kalıntılarından ilham alıp onlar gibi olmak isterler. Bol sütunlu Roma evleri, sarayları ve köşkleri yapmak yolunda yarışırlar da Müslüman olduklarını unutup …izmci ve tamamen dünya olurlar.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Temmuz 2016

Sayı: 336

İlkadım Arşiv