Mayıs 2014 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

İsyancı Zorba Olma

Vahiy nurdur. Vahiy hidayettir. Vahiy öğüttür. Vahiy huzurdur. Vahiy kurtuluştur. Vahiy saadettir. Vahiyden mahrumiyet ise felakettir. Vahiyden beslenen fert ve toplumlar iki cihanda da huzurlu ve mutludur. Vahiyden mahrumiyet, zirai mücadelesi yapılmamış tarım alanları gibidir, her türlü zararlı yetişir ve mahsullere zarar verir. Vahiy ise her çeşit zararlının yetişmesine mani olur. Vahyi hayatına uygulayan fert ve toplumlar her çeşit zararlıdan korunur. Uygulamayanlar ise her çeşit zararlının üremesine zemin hazırlar. İnsanlık tarihi vahiyden mahrumiyetin bedelini çok acı ödemesine rağmen cehaleti sebebiyle teşhis ve tedavide sürekli yanlışlıklar yapmıştır. Yapmaya da devam etmektedir. Rabbimiz buyurdu ki:
“Allah, göklerin ve yerin nurudur.” (Nur, 35)
“Yeryüzü, Rabbinin nuruyla aydınlanır.” (Zümer, 69)
Beşeri hastalıklar şekil ve karakter değiştirmiş fakat günümüze kadar gelmiştir. İnsanlardaki bu hastalıkların en önemlilerinden biri de isyan/başkaldırı hastalığıdır. Bu hastalık günümüzde gençler arasında övünç vesilesidir. Teşhis ve tedavisi de vahiydir. Vahyi korumayan hiçbir şeyini koruyamaz. Ne nefsini, ne neslini, ne aklını, ne de malını. İnsanın canına kastedildiğinde kıyametler koparken, insanın ruhu katledilerek canına kast edildiğinde kimsenin kılı kıpırdamamaktadır. Dikkat edilecek olursa günümüzde asi bir nesil yetiştirilmeye gayret edilmektedir. Ne Rabbine, ne anasına babasına, ne de itaat edilmesi gerekenlere itaat etmeyen bir nesil.
“İnsana da anne babasına iyi davranmasını emrettik.” (Lokman, 14)
“O, Allah’dan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.” (Meryem, 14)
Vahye kulak veren, Rabbinden sakınır, ana babasına iyi davranır. Rabbine ve ana babasına itaat eder. İsyan etmez. Rabbine iman eden, Rabbinin emir ve yasaklarına boyun eğer.
“De ki: “Ben Rabbime isyan edersem gerçekten, büyük bir günün azabından korkarım.” (En’am, 15)
Hakiki iman sahibi, Rabbinin azabından korkar. Rabbine itaat eder. Rasulüne itaat eder. Rabbinin ve Rasulünün itaatı emrettiği herkese itaat eder. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu ki:
“Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah’a itaat etmiş olur. Kim de bana isyan etmiş ise, mutlaka Allah’a isyan etmiştir. Kim emire itaat ederse mutlaka bana itaat etmiş olur. Kim de emire isyan ederse mutlaka bana isyan etmiş olur.” (Buhari, Müslim, Nesai)
İsyan çok çirkin bir ameldir. İsyancı bile etrafına topladığı isyancıların kedisine itaat etmelerini ister. Hayvanlar âleminde bile isyanın cezası ölüme kadar gider. İsyanı kimse sevmez. Ne Allah, asi kulunu; ne ana baba, asi evladını; ne koca, asi hanımını; ne amir, asi memurunu; ne büyük, asi küçüğünü.
İsyan eden kim olursa olsun, tevbe edip isyanından vazgeçmediği sürece, dünya ve ahirette ilahi azaba müstehak olur.
“Âdem Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.” (Ta-Ha, 121)
“Dediler ki: “Rabbimiz biz kendimize zulmettik, Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”(A’raf, 23)
İnsan haddini ve hududunu bilmelidir. Hakka ve hukuka riayet etmelidir. Haddini hududunu bilmemek kişiyi isyana, dolayısıyla felaketlere sürükler.
“Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların Allah’ın ayetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve sınırları çiğnemekte oluşları idi.” (Al-i İmran, 112)
“İsrailoğullarından inkâr edenler, Davud ve Meryemoğlu İsa diliyle lanetlendi. Bu, onların isyan etmeleri ve hadlerini aşıyor olmalarından ötürüydü.” (Maide, 78)
Mü’min, Rabbinin çizdiği hududullaha riayet etmelidir. Sınırların dışına çıkmamaya gayret etmelidir. İsyan lanetlenmeye, aynı zamanda da nimetten mahrumiyete vesiledir.
“Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.” (Yunus, 15)
Mü’min, cin ve insan şeytanları isyana davet ettiği zaman; “Ben ancak bana vahyolunana uyarım” diyebildiği zaman kurtulmuştur. Bunun için de asilerden mümkün olduğunca uzak durmalıdır.
“Ey iman edenler! Siz başbaşa gizlice konuştuğunuz zaman, günah düşmanlık ve peygambere isyanı konuşmayın.” (Mücadele, 9)
Mü’min isyanın konuşulduğu ve teşvik edildiği ortamlardan uzak durmalıdır, Çoğu zaman insanı isyana yakın çevresi sürükler. Mü’minler, bir araya geldiklerinde, Rablerine karşı sorumluluklarını, hakkı hakikati, iyilik ve güzelliği konuşmaları gerekir. Fitne ve fesadı, hıyanet ve bozgunculuğu asla konuşmamalıdır. Bunları yapanlar ilahi rahmetten mahrum, ilahi azaba da müstehak olmuş olurlar.
“Babacığım! Şeytana tapma! Çünkü şeytan Rahman’a isyankâr olmuştur.” (Meryem, 44)
“Sonra her bir topluluktan, Rahman’a karşı en isyankâr olanları çekip çıkaracağız.” (Meryem, 69)
“Firavun o peygambere isyan etti, Biz de onu ağır ve çetin bir şekilde yakalayıverdik.” (Müzzemmil, 16)
“Kim de Allah’a ve peygamberine isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedi kalacağı cehennem ateşine sokar.” (Nisa, 14)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz; ashabını isyankâr manasına gelen isimlerden bile men etmiştir. İbnu Ömer (r.a):
“Hz. Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem Asiye (İsyankâr, itaatsiz kadın) ismini değiştirip, Cemile (güzel kadın) yaptı.” (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2014

Sayı: 310

İlkadım Arşiv