İMBİK-Ümitsizlik Bize Yakışmaz
Mart 2019 Nuri ERCAN A- A+
A- A+

İMBİK-Ümitsizlik Bize Yakışmaz

İki binli yılların öncesine ve sonrasına şahit olmuş ve medya sektöründe bulunmuş bir hanım kardeşimizin (Bkz. Nihal Bengisu KARACA, Bu Feryat Bülbül Sesi mi?) sosyal medyada yayımlanan yazısı büyük yankı yaptı. Geçmişle anın mukayesesinin yapıldığı yazının benzerleri aslında değişik kanallar vasıtası ile son dönemlerde yayımlana gelmekte idi. Bu tür yazıların ortak özelliği ise, son yıllarda Müslümanların iyiden kötüye doğru değişim sürecini duygusal bir dille incelemeleridir.

Evet, söylenenler hiç de yabana atılır cinsten değil. İfade edilenlerin neredeyse yüzde yüzü doğrudur. Son dönemlerde bu tür şikayetler sözlü ya da yazılı biçimlerde herkesin diline pelesenk olmuştur. Ne var ki bu tür gerçeklik ifadelerinin insanları ümitsizliğe sevk ettiği de bir gerçektir. Bu durum topyekun tükenmişlik sendromuna sebebiyet vermektedir. Bu ise Müslümanların geleceğe bakışına olumsuz katkılar sağlamaktadır.

Son dönemlerde daha çeyrek yüzyıl öncesinde aramızda hâkim olan iddialarımızdan vazgeçmekte olduğumuzu ya da iddialarımızı dile getirmekten çekinmeye başladığımızı inkâr edemeyiz. Evet, doğru iddiamızı kaybettik gibi. Lakin bir iddiadan bahsediliyorsa bu iddianın yeniden neşet etmeyeceği nereden bilinebilir ki!

Evet, dava bilincimiz dumura uğramış gibi. Lakin davamızın kökenleri ve beslendiği ana kaynaklar hemen elimizin altında durmaktadır. Davamızı kaybettiğimize oturup ağlamak yerine kaybediş sebepleri üzerinde durup yeniden elde etmenin yollarını aramak gerekmez mi?

Adetlerimiz değişti. Değişenlerin yerine yenilerini getiremiyoruz. İktidarla paralel hareket ederek yeni değerleri hâkim kılamıyoruz. Bu bir gerçek. Lakin bu acı gerçeğin üzerine oturup ah vah etmenin alemi yok. Önce bu konuda eksiğimiz gediğimiz nedir, tespit edilmeli. Kaybolan adetlerin yerine yeni adetleri tespit edip, gerekirse yeni gelenek-görenekler ihdas edip topluma sunulmalıdır.

Nimetlere gark olalı beri, uğrunda çabalayacağımız herhangi bir değer, kıymet yokmuş hissi hepimizi kaplamış durumda. Ne var ki bu duyguya kapılma hakkımız var mı yok mu hiç düşünmüyoruz. Oysa nimetler şükrü çağrıştırmalı; şükür ise fedakarane çalışmaları doğurmalıdır. Daha dün şöyleydik, şimdi böyleydik cümlesinin devamını niye böyleyiz ve ne olmalıyız cümleleri almalıdır.

Haklısınız, bir İslâmî gençlikten söz edemez haldeyiz. Fakat bunun sonucu sık sık bu konuyu dile getirip ağlayıp sızlamak olmamalıdır. Bu mevzuda ne gerekiyorsa ortaya konulmalı ve gereken yapılmalıdır. Tarihimiz böyle fetret dönemlerindeki sıkıntıları gayet güzel bir şekilde aşmış nice numunelerle doludur. Üstelik eğitim işlerinde uzmanlaşmış büyük bir camianın mensuplarına, işin bir ucundan tutmak yerine ümitsiz cümleler kurmak asla yakışmaz.

Alim tipi değişti. Alimlerimizden bazıları ekranlarda birbirlerinin ölü etini yer bir imaj oluşturmaktan çekinmediler. Şimdi kimin alim kimin cahil olduğu da belli olmaz bir hale dönüştü. Lakin Kur’an ve sünnetin alim ölçüsü bellidir. (Alimler ancak Allah’tan korkanlardır) O halde alimlerimiz yok oldu cümlesi yerine hangi alim Allah’tan korkuyor cümlesini kurup yola devam etmelidir.

Yıllardır İslâmi çalışmalarını sürdüren cemaatlerimiz de kötü örneklerden etkilenerek iyi insan ve âlim yetiştirme yöntemlerini yeniden elde etmelidirler. Yoksa halkın nezdinde hepsi sepetteki çürük yumurtalar mesabesinden asla kurtulamazlar.

Geçmişi övüp şimdiyi eleştiren yazıların içeriklerindeki menfi hallerin ana sebeplerinden birisi de nefis terbiyesini terk edip bireysel endişelere kapılmamızdır. Nefis tezkiyesi sanıldığı gibi sadece çilehanelerde gerçekleşecek bir olgu değildir. Bu konuda sivil toplum örgütlerine (İslamî cemaatler) büyük iş düşmektedir. Sosyal hayatın her veçhesinde nefis tezkiyesini gerçekleştirecek yöntemler sunmak ve hamleler yapmak kaçınılmazdır.

Hiçbirimizin inkâr edemeyeceği bir vakıa da geçmişte bizim atardamarlarımız olan muhalifliğimizin kesilmiş olmasıdır.

Bunun ana sebebi iktidar eşittir masumiyet gibi bir anlayışın aramızda revaç bulmasıdır. Oysa iyi ve kötü Rabbimiz tarafından ve Efendimiz vasıtası ile bize iletilmiştir. Ona göre muhalif olmamız ve ona göre taraftar olmamız gerekirken bu hakikati unutup muhalif olamamanın acısı ile inleyip durmak hiç doğru bir tavır değildir.

Neticede dertlerimiz çok fazla. Çaresi de var. Bu çareye eğilmek yerine geçmişi gündeme getirip gelecekten ümit kesmeye sebep olmak asla doğru değildir. Ümitsizlik bize yakışmaz.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mart 2019

Sayı: 368

İlkadım Arşiv