Ocak 2023 Nuri ERCAN A- A+
A- A+

İMBİK - Tek Zindan İnsan

İnsan bir muammadır. Kendini tanıyabildiği oranda huzur ve sükûn bulan tek varlıktır. Dünya hayatı insanın kendisini tanıması için elde ettiği çok önemli bir fırsattır.

İyilik ve kötülük potansiyelini bir arada taşıyabilen yegâne yaratılmış da insandır. İnsanda iki zıt özellik bir aradadır. Ateşle barut gibi… Kişiler, aldıkları eğitim, bağlandıkları değerler, beslendikleri ilahi ya da beşerî kaynaklar ve bizzat kendi iradeleri ile yapacakları tercihlerle yönelimlerini tayin ederler: İyilik veya kötülük, doğru ya da yanlış, hak veya batıl.

İnsan dışında yeryüzünde yaşayan hiçbir varlık kendi kendine tuzak kurmaz. Seçme özgürlüğü insana verilmiştir. Yanlış tercih yapmak insana hastır. Bu özgürlüğü iyi kullanamayan insan, kendi kendinin esaret ağlarını örer. Kendisini birçok şeye mahkûm eder, fakat yaptıklarının farkında olmaz.

İnsanı var eden Vacibü’l-Vücud, mahlûkatın eşrefi kabul ettiği insanın, alçalmaması için gerekli bilgi ve örnekleri ona sunmuştur. Verilen bilgileri ve örnekleri dikkate almayan insanoğlu kendisini yüceltecek metotları ve eylemleri kendisini alçaltmak için kullanabilmektedir. Oysa önüne serilen hürriyet sahalarını bir kullanabilse, kendisinin var ediliş gayesini gerçekleştirmiş olacaktır.

İçindeki “ben” duygusu sınırlandırılmadığı sürece insan, varlığını egoizm zindanlarına atar. Kendini beğenir. Gurur elbisesiyle dolaşmaya başlar. Her şeye yukardan bakar. Nefsini yüceltir. Öyle bir an gelir ki, var edicisiyle ipleri kopartır. Böylece, özellikle kendisine sunulmuş hürriyet alanlarını yok etmiş olur. Artık, bencillik zindanında olduğunun farkında bile değildir. Karanlıklar ona aydınlık gibi gelir. Ruh gözleri körelmiştir. Zindandan kurtuluş imkânı da yok gibidir. (Tövbe hariç)

Âdemoğlu şehevi duyguların esiri olabilmekle maluldür. Zaman zaman bu duygularını tasvip edilmeyen yollarla tatmin etmek ister. Nefsi, haramları tattıkça zevklenir. Zevklendikçe dünyalar onun olur. Oysa kendisini zevklendiren şey, sadece bir zerre gibidir. Zerreler nefsi tarafından kürreler gibi algılanmaktadır. Yasakları çiğnemenin verdiği sarhoşlukla, bir zindan içinde dönüp durduğunun bilincinde değildir.

İnsanın müstağni olduğuna inanması, kendi kendine yettiğine kanaat getirmesi, o insanı bereketlerden ve sayısız nimetlerden yararlanmasından uzak kılar. Böyle düşünen insan, muhtaç olarak bu âleme geldiğini inkâr eder duruma düşmüştür. Bu durum, bakışlarının kendisinden başkasına olmamasını sağlar. Kendisinden başkasını göremez. Bütün düşüncesi kendi özelliklerinde kesifleşir. Kendini öne çıkartmanın yollarını bulmak için aklını kullanır. Zamanının büyük bir bölümünü şahsına ayırır. Fiziken bir benzerinin olmadığını vehmeder. Yaşlanmaktan korkar. İhtiyarlığın bir hikmete binaen gerçekleştiğini kavrayamaz. Etrafındaki ecel haberlerine bigâne kalır. Ölümü anmak istemez. Vücuduna, giyimine kuşamına son derece önem verir. İşte böyle bir insan narsizm zindanında çürümeye mahkûmdur.

Tahakküm fikri, insanın yaratılışla getirdiği özelliklerinden biridir. Başkalarına emretmeyi her insanın sevdiğini inkâr edemeyiz. Bu özellik, ancak ilahi öğretiler silsilesiyle terbiye edildiğinde anlamlıdır. Peygamberler emretmişlerdir, fakat ezmemişlerdir. Bir vesileyle tahakküm etme fırsatı yakalayan insan ezmeye yönelir. Oysa hükmetmek ayrı, tahakküm etmek ayrıdır. Tahakküm etmeye alışmış kişiler nefret zindanında yuvarlanmaktan, sevgi denizine geçmeye fırsat bulamazlar.

Haklı olmak en büyük güçtür. Haklı olduğunu severek hemen kabul eden insan haksız olduğunu kabullenmekte zorlanır. Hatayı üstlenmek erdemliliktir. İnsanoğlu suçu ve hatayı inkâr etmekten geri durmayacak istidatlara sahiptir. O’na göre hata başkalarına ait bir vakıadır. Eksiklik diğer insanlara mahsustur. İlahi kitapların ve peygamberlerin adap, nefsini hesaba çekme, hataları ve ayıpları görmeme telkinlerine rağmen, insan kendisinin hâkimi olduğu mahkemelerde müebbet hapis cezasına mahkûm olmuş demektir.

Doğallığı terk edip; rol yapmaya gayret etmek suni’lik cezaevinin koridorlarında volta atmaktır.

Akrabalarıyla ilişkiyi kesip; ailesinden başkasına sarf-ı nazar etmeyenler, sevgiyi paylaşamayan cimri mahkûmlardır.

Toplum gerçeğini, cemaat hakikatini görmezlikten gelip; yakınlarına odaklananlar asabiyet zindanında gün sayan mahkûmlar gibidir.

Vermeyi reddeden, almayı yeğleyen bir kişi enerjisini hep bu yolda harcamaya gayret eder. Sahip olma arzusunu gerçekleştirmekten başka bir şey düşünemez bir hale gelir. Bu uğurda, önüne geleni fillerin çimenleri ezdiği gibi ezer geçer. Yıkar, yakar, kırar, döker. O’na göre, o her şeyin iyisine layıktır. Diğerleri hiçbir güzelliği elde etmemeliler. Böyle düşünmeyi adet edinen biri aslında, sahip olma zindanlarının dehlizlerinde, naçar dolaşmaktadır.

Bağımsızlık düşüncesini abartanlar, mutlak hürriyetin olmadığını akledemezler. Tabi ki gerçek hürriyetin ne olduğunu da kavrayamazlar. Özgürlük özgürlük diye özgürlüğün bahşedicisinden uzaklaşırlar. Sonuç, nefis zindanında tutsaklıktır.

Yapmadığını söylemek, yapar gibi olmak, “hikmetinden sual olunmaz” görünümüne bürünmek, riyakârlık zindanlarında ömür boyu hapis yatmak demektir.

“İnsan hep böyle midir? Bu karamsarlık niye!” diye düşünenlere cevabımız şudur:

Evet, her insan böyle değildir. Ancak, kocaman bir zindanda yaşarken kendimizi küçük zindanlara atma ihtimalini yok mu sayalım?

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr