İMBİK-Kültür Mahkûmiyeti
Kasım 2018 Nuri ERCAN A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

İMBİK-Kültür Mahkûmiyeti

Tahakküm kavramının uygulama alanı bulabildiği sosyal hadiselerden en önemlisi kültür sahasında cereyan etmekte olanıdır. Bunun diğer bir adı, kültür değişmeleridir. Ülkemiz insanı dünya milletlerinden çok azının karşı karşıya kaldığı kültürel kaymalara maruz bırakılmıştır. Üstelik bir sömürge ülkesi olmadığımız halde, söz konusu ülkelerden daha tesirli ve daha kalıcı bir kültür tahakkümüne şahit olmaktayız.

Hz. Peygamber’in Mekke döneminde, küfre, paganizm çeşitlerine ve kötülüklere karşı çıkma ve reddetme ameliyesini örnek almamıza ve bunu bir dönem gür bir sesle hep bir ağızdan haykırmamıza rağmen, bir türlü Medine dönemini yaşayamamaktayız.

Medine dönemi, tevhidin öngördüğü tarz-ı hayatın tatbik edilmesini simgelemektedir. Medine, medeniyet üretim merkezi olmayı ifade eder. Bütün kötülükleri terk edip; güzelliklerin hâkimiyetine geçiş zamanının mekânıdır. Medine dönemi, bireysel ve toplumsal düzelmenin en güzel uygulama sahası olabilmiştir.

Bizler neden yeniden medeniyet üretemiyoruz?

Osmanlı Devleti’nin dünya yüzeyinden çekilmesinin ardından küçük sınırlara mahkûm edilen İslâm beldelerinde günümüze kadar süren kurtuluş hareketleri temayüz etmiştir. Bu hareketlerin büyük bir kısmı bir Batı devletinin sömürgesinden kurtulma amacı güdüyordu. Bunun yanında aynı zamanda birçok İslâm ülkesinde kültür emperyalizmine karşı zuhur etmiş fikir hareketleri de mevcuttu. Bu fikir akımları bütün dünya ile birlikte bizde de önemli fikir adamları yetiştirmiştir.

Bağımsızlık için yapılan mücadeleler sonucunda Afrika’da, Asya’da birçok Müslüman toplum sömürgeden kurtularak bağımsızlık ilan etti. Ne var ki kültür emperyalizminden bir türlü yakamızı kurtaramadık. Yani adımız bağımsız olsa da hakiki bağımsızlık bize çok uzak kaldı. Bu amaçla değişik ülkelerde doğmuş olan örnek İslâmî hareketler kısa bir sürede hareketin saflığının kaybolmasına engel olamadılar. Kimisi modernleşmeye teslim oldu. Kimisi yer altına çekilip teröre bulaştı. Bir kısmı ise dünya sisteminden çekindiğinden Batılılaşmak zorunda kaldı.

Bütün İslâm dünyasını saran modern fikir akımları, modern hayat tarzları, modern eğlenceler, modern zevklenmeler, kültür tahakkümünü de peşinde getirmiştir. Teknoloji bu tahakkümü iyice besledi. Şimdi Müslümanım diyen birçok fert şuursuzca kendisine ait olmayan değerleri savunup onunla yaşamaya gayret etmektedir.

Son dönemlerde ülkenin geleceği için iddiası olan bizler her türlü imkân ve donanıma sahip olmamıza rağmen, bize dayatılmış olan pagan kültür hegemonyasından kurtulmak için bu imkânları bir türlü kullanamadık. İlginç olan, Cumhuriyetin ilk yıllarındakinin tersine kimsenin başkalarının kültürünü bizlere dayatmıyor oluşudur. Tersine, gönüllü kültür elçilerine dönüşmüş gibiyiz. Bizler kültür mahkûmlarıyız sanki. Ya da içimize sinmiş olan belirgin ve dominant Batı kültürünü uygulamayı boynumuzun borcu addediyoruz. Böylece hayatın her alanında, özellikle de sosyal alanlarda bize ait olmayan normlara uymak zorunda kalıyoruz.

Canım memleketimde bu görüşlerimi doğrulayacak o kadar içler acısı örnek var ki! Hala doğru dürüst bir sivil toplum örgütü yönetemiyoruz. Geniş üyeli kurumlarda, Demokrasiyi Allah’ın hükümlerinin önüne geçirerek yönetimi ele geçirmeye ve sonucunda kasayı ve keseyi doldurmaya uğraşıyoruz. Kayırmacılığı ayyuka çıkartarak kurumlar yönetmeye gayret ediyoruz. Nümune iş adamları yetiştiremiyoruz. İş adamlarımız medeniyetten önce parayı gördükleri için önce gözlerini doyurmayı tercih ediyorlar. Hala gelenek oluşturabilecek örnek merasimler yapamıyoruz. Her türlü tören, düğün merasimi, sünnet merasimi, içlerindeki birkaç dua ve aşrı şerif olanlarını çıkartırsanız Batı normlarına göre icra edilmektedir.

Devletin kurumları halka sundukları hizmetlerde kültürel normlarımızı öncelemek yerine ortalama halkın hoşuna gidecek tarzda kültürel faaliyetler sunmayı tercih edebilmektedirler. Dindarların oyunu almış yöneticilerin hala bir sanat ve estetik anlayışına şahit olamıyoruz. Mimaride, güzel sanatlarda bize ait sanatçılar yetiştiremiyoruz. Bunun yerine evlatlarımıza bin bir emekle üniversite okutarak, onların bir Batı kültürü temsilcisi olmalarına katkıda bulunuyoruz. Ailelerde kendi değerlerimiz unutulup; amaçsızca herkesin benimsediği yaşam biçimleri yaşanır hale gelmiştir. Toplumda herkes dindar gözükmektedir. Ne var ki, dindar bir insanın oğlunun düğününde başka kadınlarla dans etmesi nasıl bir dindarlık oluyor pek düşünmüyoruz. Dahası, dindarlığın paralelinde sürgit devam eden kimi adet ve geleneklerin daha çeyrek yüzyıl önce kınanan ve dışlanan uygulamalar olduğunu unutuyoruz.

Günde beş vakit alnını secdeye uzatan insanlar kendilerini dünyanın en zeki, dünyanın en akıllı, dünyanın en takvalı kişisi, dünyanın bütün “en”leri olduklarını düşündüklerinden kimseyle ilgilenme zahmetine katlanmıyor.

Bu mu yani!

Ne zaman kurtulacağız bu mahkûmiyetten!

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2018

Sayı: 364

İlkadım Arşiv