İMBİK-Hüvviyet Kaybı
Nisan 2019 Nuri ERCAN A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

İMBİK-Hüvviyet Kaybı

İnsan yaşadığı toplumda kişiliğini sorgulamıyorsa ve kendisi nasıl tanımlanırsa tanımlansın aldırmıyor, ne derlerse desinler umursamıyorsa büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Bu tehlike insan özünün yansıması olan hüvviyetini kaybetme tehlikesidir. Tabi ki bu basit bir olgu değildir. Basit gibi gözükse de, zor bir vakıadır. Tüylerimizi diken diken edecek son derece sarsıcı bir hadisedir.

Hüvviyet, için dışa yansırken doldurmaya çalıştığı kabın adıdır. İnsanın içi imanın mekânı ya da inançsızlığın girdabıdır. Her türlü inancın vasıfları dışa yansır ve kişinin hüvviyetini oluşturur. Hüvviyet bir bakıma insanoğlunun ne olduğunun cevabıdır. Diğer bir söyleyişle hüvviyet insanın kim olmasına verdiği karardır.

Günümüzde birçok önemli kavramın başına gelen terk edip gitme bahtsızlığı hüvviyet kelimesini de sarıp sarmalamıştır. Ne yazık ki bu kavram da yerini başka bir kelimeye terk etmiştir. Hüvviyetin tahtına kurulan kelime kimlik kelimesidir.

Şimdiki kimlik kartlarına “Nüfus cüzdanı” denilmeden önce “Nüfus hüvviyet cüzdanı” tabiri kullanılırdı ki kelimeler tabiri caizse yerine cuk oturuyordu. Hele hele hüvviyet kelimesi efradını cami ağyarını mani bir anlatımla kişi bilgilerini aktarmaya yetiyordu.

Bir insan hüvviyetini oluşturabilmek için öncelikle kim olduğunu bilmek zorundadır. Bu, kişinin kime inandığını da ortaya çıkartır. Mü’min bir insan bir olan ve kendisinin yegâne sebebi hükmünde bulunan Allah’a bağlılığın hüvviyetinin ilk vasfı olacağını bilir. Bu, iman esaslarını peşinden getirir. İman esasları, Yaratıcının sunduğu ahkâm ve ahlaki prensiplerin de hüvviyeti oluşturacak özellikler arasında olmasını gerektirir.

İslâmî bir kimlik elde etmiş fertler İslâm hüvviyeti taşıyor demektir. Hayatın her anında ve her döneminde İslâm’ın yansıması bu hüvviyet sayesinde gerçekleşir. İslâm kendi hüvviyeti ile başka din ve ideolojilerin hüvviyetlerinin karışmasına asla müsaade etmez.

İnsanın elde ettiği hüvviyet hangi düşünceye dayanırsa dayansın net ve berrak olmalıdır. Her hangi bir bulanıklık hüvviyetin bozulmaya, dejenere olmaya ve aslî özelliğini kaybetmeye başladığını gösterir.

Kişilerin yansıttıkları hayatlar kendi öz değerlerinden değil de başka kaynaklardan geliyorsa; ne olduğu belli olmayan karmaşık bir durum hüvviyete hâkim oluyor demektir. Bu durum kişinin kimliğinin karmaşıklıktan çıkıp başka bir hüvviyete büründüğünün de bir göstergesidir. Yani hüvviyet değişimi gündemdedir. Çünkü mahiyeti ne olursa olsun iki hüvviyet bir arada yaşayamaz. Birisi öbürüne galebe çalar. Biri yerini yekdiğerine terk eder.

Son dönemlerde bariz bir şekilde karşılaştığımız hüvviyetin/kimliğin buharlaşması olgusu da kimlik kaymasına sebep olan önemli vakıalardan biridir. Buharlaşma insan mahiyetinde mevcut olan hüvviyet kaynağının ilgisizlikten ve bakımsızlıktan körelmeye başlaması ve sönmeye yüz tutması ile gerçekleşir. Sönen kimlik yerine kendisine verilen önem nedeni ile zihinde canlı bir yer tutmuş, dıştan ithal edilmiş başka bir hüvviyet insanın zihnini doldurmaya ve hareketlerini oluşturmaya başlar.

Hüvviyet için en mühim tehlike herkes olgusudur. Herkes denilen kavram zaman zaman bir din gibi itaat edilir bir değer halini alabilmektedir. Toplumların değişmesinde “Elinen gelen düğün, bayram” ve “herkes yapıyor” anlayışı hiç de yabana atılır bir gerçeklik değildir. Fertlerin toplu olarak hüvviyetlerini değiştiriyor olmaları herkesi etkiler. Bugün İslam kimliğinin değişmeye yüz tutmasının ana sebebi “herkes”çiliktir.

İslâmî hüvviyetin gerçek manada inanmayan herkes tarafından benimsenmesi aynı zamanda bir yozlaşmayı beraberinde getirmektedir. Bunun izahı, kıymetini bilmeyen insanlara altın emanet etmek şeklindedir. Allah’ın muradını bilmeden dindarlaşmaya gayret etmek, kişiliği kötü ile karşı konulamaz bir değişime götürmektedir.

Kimlik çeşitliğinin bir çatı altında bir kimlik gibi tezahür etmesi de aldatıcıdır. Bugün Müslümanların İslâm kimliği altında çok farklı hüvviyetler kazanmaları aslında Müslüman hüvviyetinin sonunu getirmektedir.

Kişilerin kendi sistemini üretememesi ve başkalarının kurduğu sistemlere entegre olması da hüvviyet kaybına nedene olacaktır. Hüvviyet dediğimiz olgu beslendiği kaynaklar kime has olursa onun düdüğünü çalacak mahiyettedir. Hüvviyet, sahipleri onu hangi kaynağa yönlendirirse onu yansıtacak bir aynadır. Dolayısı ile kendi kaynağımızdan beslenmedikçe hüvviyet kaybı ile karşı karşıyayız demektir, vesselam.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Nisan 2019

Sayı: 369

İlkadım Arşiv