İMBİK / Evlenmeden Önce Mutlu Olmak
Ekim 2017 Nuri ERCAN A- A+
A- A+

İMBİK / Evlenmeden Önce Mutlu Olmak

Nevzuhur haller yaşamaya devam ediyoruz. Gözlerimizin şahit olduğu garip olaylar, kafalarımızı allak bullak ediyor. Medeniyet sorgulaması zihnimizden hiçbir zaman çekilmiyor. Olanları gerçekleştirenler kimler? Kimler asırlardır görülmemiş uygulamalarla aklımızı karıştırıyor? Eski köye yeni adetler getirenler nereden neşet ettiler? Yavaş yavaş girelim meseleye.

“Yüzümü güldüren... Kalbimde çiçekler açtıran adam... Dünyadaki hediyemsin sen Yaradan’dan”

Yukarıdaki cümle güzel, edebî, şiirsel. Lakin konusu ve söyleyenin konumu bakımından hayli düşündürücü. Yukarıdaki yazının fotoğrafları olsaydı daha rahat bir iç çekmeyle “Vay be… Bizim gençler ne hallere düşmüş!” diyecektiniz. Bir sosyal paylaşım sitesinden aldığım bu yazının üst kısmında, yan yana birbirine sarılmış, öpüşmeye ramak kalmış iki gencin fotoğrafı var. Kızımız kendine göre tesettürlü. Ama siz onu boya küpüne düşmüş ve sineklerden korunmak için başını sıkıca bağlamış olarak tasvir ediniz. Oğlumuz da bizim mahalleden. Lakin kılık kıyafetinde Allah’ı hatırlatacak hiçbir emare yok.

Fotoğraflar ve yazı kızımız tarafından paylaşıma sunulmuş. Niçin böyle sarıldıkları ile ilgili bir bilgi yok (Muhtemelen oğlumuz kızımızı istemiş ya da gezip tozmaya başlamışlardır). Ne var bunda deyip geçelim mi? Hayır! Geçemeyiz! Her ne kadar kızımız ve oğlumuz masum isteklerinin İslâm çerçevesinde olduğunu zannetse de durum hiç de öyle değil. Bunların hali pür melali toplumsal değişimin kötüye doğru evirildiğine delil olduğu için oldukça önemli bir ayna konumunda. Hem değişimi hem başkalaşımı örnekleyen bir olay. Olay daha evliliğin ilk evrelerinde bile sayılmaz. Söylenen aşk cümleleri de sarılmalar da bizim derin derin düşünmemizi sağlayacak cinsten.

Bu gençlerimizin başına gelenleri tahlil etmeye başladığımızda ilk aklımıza gelen cümle “herkesin içinde ilan-ı aşk”. Aşkı ilan eden Müslüman’ca yetiştirilmeye çalışılan bir genç kız. Kızımız popüler dayatmalara dayanamayarak dostuna düşmanına kendisinin de bir aşkı, bir sevgilisi, bir nişanlısının var olduğunu ilan etmiş oluyor. Bu durumda hayâ ve iffet kavramlarının aşındığı sonucuna varıyoruz.

Bizim kültür ve medeniyetimizde kadın daima arzu edilen olduğu için bu konularda hiçbir zaman öne çıkmadı. Daima erkek isteyen ve iltifat eden oldu. İlan-ı aşk görevi hiçbir bir zaman kadına geçmedi. Bu işte bir terslik var. Edebiyat kitaplarına bakalım, halk kültürünü didik didik edelim hiçbir yerde kadın aşığa rastlayamayız. Âşıklar hep erkeklerdir. Evet, Hz. Hatice’nin Efendimize talip olması gibi evlilik teklifi örnekleri vardır ama bu, kadının öne çıkması anlamına gelmez.

Kızımıza sorsanız, bu hareketinin mahremiyetin ifna edilmesi anlamına geldiğini belki idrak edemeyecektir. Sevgi, aşk kalple ilgilidir. Kalp/gönül, gizli hazinelerin ya da fücurun yuvasıdır. Ne olursa olsun ancak sahibinin aşina olması gereken duyguların mahzenidir kalp. Yani bu cümleleri erkeğine, nişanlısına ya da eşine söyleyebilir belki ama bunu herkesin içinde yapması sırlarını ifşa etmesi, dahası mahremiyet ihlali anlamına gelir.

Allah sizi inandırsın ki sosyal paylaşım sitelerinde bu tür cümleleri o derece sıklıkla görüyoruz ki bazen bu gençlerden bir “nane” olmaz anlayışına saplanıyoruz.

Maalesef gençlerimizi mevcut baskın kültürün hegemonyasına bırakmış durumdayız. Şov merakı ve nefsanî bireyselliğin pençesindeki gençlerimiz ise ellerinde farkındalık hissettirecek ne varsa haram-helal, mahrem-ayıp demeden herkesle paylaşma derdine düşmüş durumdalar.

Paylaşımını tahlil ettiğimiz bu kızımıza söylemek gerekir: Yahu kızım ne acele ediyorsun! Görüldüğü kadar ile henüz düğün bile yapmamışsınız. Evlenmeden önce mutluluk ne kadar olabilir? Bu durum yemek gelmeden atıştırarak doymaya benzemez mi? Hem nereden biliyorsun yüzünü güldürdüğünü, kalbinde çiçekler açtırdığını? Haydi, sen yine de yapmacık gülücükler saçabilirsin. Lakin daha yeni tanımaya başladığın biri kalbinde çiçekler ekmeden nasıl çiçekler açtırabilir? Öyle değil mi! Ekmeden nasıl biçebilirsin?

Bir zamanlar hayâ duygularımız o kadar kuvvetli idi ki her ne kadar bir erkek, sevdiğini sadece eşine terennüm etse de kadın kocasına hele hele herkesin önünde “aşkım” diyemezdi. Günün gençleri çok hafif meşrep ve o kadar da edilgen. Seyrettiği bir diziyi, paylaştığı bir fotoğrafı hayatın kendisi zannedecek kadar da saf.

Ne yazık ki son dönemlerde evlilik müessesinin çatırdatacak uygulamalar görme sıklığı gittikçe artıyor. Örneklerinden birisini sunmaya çalıştığımız evlilik öncesi uygulamaların büyük bir çoğunluğunda evliliğin ne olduğu, hangi amaca hizmet ettiği unutulmuş gibi. En önde evliliğin ibadet hükmünde olduğu artık yok sayılmaya başlanmıştır. Bu kapsamda evlilik müessesinin hayırlı evlatlar yetiştirmenin bir aracı olduğu da farz edilmemeye başlamıştır.

Ailelerin yaptığı hatalardan birisi eş seçme konusunda gençleri olabileceğinin fevkinde hür bırakmalarıdır. Duygusallığın revaçta olduğu bir dönemde gençlerimiz eş seçerken bu duygunsallığın üzerine toplumsal dayatmalar ve popüler evlilik standartlarını eklemektedirler. Hal böyle olunca şov yapmak çocuklarımızın birinci önceliği olabilmektedir.

Ebeveynlerin diğer bir hatası, hıtbe (bir kadınla evlenme talebinde bulunma) döneminden nikâh dönemine kadar olan süreci haram ve helaller bakımından önemsiz görmeleridir. Oysa haramlar ve helaller bakidir. Sözlü de olsa nişanlı da olsa gençlerin ne yapabilecekleri fıkıh kitaplarımızda belirlenmiştir. Bunlar dikkate alınmadan, hakikatler unutularak bir evlilik teşkili oluşturulduğundan daha evlenmeden mutluluk psikozlarına girilmektedir. Bu durumda gençlerin çoğu, enerjisini evlilik öncesinde tükettiği için evliliği bir çatı altında sürdürebilmek zorlaşmaktadır.

Birçok duygu, flört-kız isteme-nişan döneminde yok edildiği için duygusal paylaşımların oranı düşmektedir. Böyle bir evliliği, yani mutlu-mesut olmayı daha evlenmeden tüketerek yapan kızımız evliliğinden üç beş ay sonra boşanma davası için mahkeme salonlarında kara kara düşünürken size sorarsa; “Hata mı yaptık?” diye, ona şöyle cevap vermelisiniz: “Evet kızım, hata yaptınız, üzümün olmasını beklemeden koruk iken yediniz, bu yüzden kamaştınız!”

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ekim 2017

Sayı: 351

İlkadım Arşiv