Nisan 2020 Nuri ERCAN A- A+
A- A+

İMBİK - Dindarların Deizm’e Katkıları

Daha çeyrek yüzyıl öncesinde eğitimin birinci maddesini Allah korkusu oluşturuyordu. Daha beşikten, hatta hatta ana rahminden itibaren büyüklerin kendi nesillerine vermeye çalıştıkları en kıymetli değer Allah korkusu idi. Belki kaba saba bir metotla veriliyordu; Allah sevgisine paralel değildi, sadece ve sadece korkudan ibaretti. Lakin gerçekten tesirli bir Allah korkusu aşılanıyordu. Çocukluğumuzun en belli başlı korkusu Allah korkusu idi. Haramlara sapmayı engellerdi bu korku. Bu korkunun bedeli taş olmak, ateşler içinde yanıp kül olmak idi. Önce Allah korkusunu kaybettik.

Derken bu eğitimin hatalı olduğunu gençlere anlatmaya başladık. Bu gençler anne-baba oldular. Allah korkusunun yerine Allah sevgisini ikame edemediler. Sonuçta ne Allah korkusu kaldı, ne Allah sevgisinden söz edebilecek durumdayız şimdi. Hiçbir şeye karışmayan, rahmeti bol, liseli kullarına yardıma hazır; ama üniversitede onlara karışmayan bir Allah anlayışını bilerek ya da bilmeyerek yeni nesillere enjekte etmiş olduk.

İtikadî esasları sunarken bize tebelleş olan bir vurdumduymazlık ile karşı karşıya kaldık. Amentü esaslarını bile doğru dürüst anlatmaktan aciz dindarlar türedi. Bunun yerine nerede yetişirse yetişsin ama bizlere dokunmasın anlayışı ile evlat yetiştirme kolaycılığı sarmaladı bizi. Öyle ki, çocuğumuzla ilgilenen kim olursa olsun bu yükü üzerimizden aldığı için takdire şayan görülmeye başlandı. Bu ilgi, hele hele maddi yüklerimizi sırtımızdan atıyorsa medyun-i şükran durumuna terfi eder bir hal aldı. Günlük hayatta bile kendi itikadına önem vermeyen ebeveyn karşısında rahatlayan gençler deizmin merhametli(!) kollarında kendisini bulmakta gecikmedi.

Teori-pratik çatışması da kişileri başka akımlara iten bir unsurdur. Cihat kültürü ile yetişmiş anne ve babaların zikrettiği teorilerin pratiğini bir türlü göremeyen evlatlar, daha pratik yapılanmalarda kendini bulmuş oldu. Şeriat’ın ne olduğunun dünya yüzeyinde bir türlü ortaya konulmaması bu kavramın teoriden öte bir şey olmadığı anlayışını zihinlerde sabitleyerek, kavramın bırakın gelecek nesillere aktarılması, dillerden düşmesine bile neden olmuştur. Ümmet kavramı da böyle bir acıklı sona mahkûm edilmiştir.

Hak ile batıl hayat nizamlarının kalın çizgilerle ayrılmaması da dindar çocuklarının pratik olarak Deist olmalarına sebep olan en önemli faktörlerdendir. Doğası gereği hak da batıl da yaşam biçimi sunar. Ne var ki son dönemlerde iktidarın sunduğu nimetlerin elde edilmesi noktasında dindar insanlarla, bâtılı temsil eden insanların tarz-ı hayatlarının birebir aynı olması, yeni neslin yaşama biçiminin de dindar-dindar olmayan özellikler taşımadan sadece seküler bir mahiyet arz etmesine yol açmıştır.

Cumhuriyetin kurulmasından itibaren bu ülkede dindarlara zulmedilmiştir. Bu baskı halen devam etmektedir. Dindarlar son yüz yıldır her ne zaman başlarını kaldırıp ülkenin ufkuna bakmayı denedilerse; tepelerinde laik ve modernist baskı görmeden edemediler. Baskı doğal olarak çekinmeyi, medeni cesaretsizliği ve pısırıklığı doğurdu. Bu olgu yakın tarihin istisnai dönemleri hariç İslâm’ın saf bir şekilde topluma sunulmasını engelledi. Toplum Müslüman bir toplum hususiyeti elde edemedi.

Bu minval üzere zihinler hep karışıkken hedefler de karıştı. Hedeflerin karıştığı bir ortamda ideal birliğinden bahsedilemez tabi ki. Bu ortamda ülkenin kimi dindar yapılanmaları da insanlara kafa karışıklığından başka bir şey sunamayacak duruma evirildiler. Kimi cemaatini kurtarmaya, kimi tarikatını öne çıkartmaya çabaladı. Bu vakıa, insanların zihninde bulanık bir dini anlayış tevlit etti. Tabi ki bundan da yine Deizm nasiplendi.

Tâ tevhid-i tedrisattan itibaren zuhur eden bazı çatışmaların ateşi hala düşürülememiştir. Devletin ve kimi âlimlerin ortaklaşa kurdukları dini eğitim kurumları ile daha özel ve geleneksel metotları kullanan eğitim kurumları arasındaki çatışma günümüzde ekranlara yansıyarak bütün vatandaşların gözü önünde seyreder oldu. Bu durum temel bir dini eğitim almamış halkın gözünde müspet sonuçlar doğurmadı.

Bu iki ekolün temsilcileri de ekranlarda kimi zaman haddi aşarak kendilerinin öğrettikleri ilke ve prensipleri çiğnemeleri tezat oluşturmakla kalmayıp, birbirlerine karşı adaba uygun olmayan tenkit yöntemlerini kullanarak haklılık iddia etmeleri yine Deizm’e taraftar kazandıran faaliyetlerden biri oldu.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr