Nisan 2016 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

İmam Hatip Okullarında Öğretmen Profili

Bu ülkede -olmaması gerekirken- her dönemin en önemli problemi olan bir kurumu var: İmam hatip okulları. Cumhuriyet sonrası açılışından, öğrenci bulunamadığı gerekçesiyle kapatılması, sonra kurs şeklinde açılması, tekrar kapatılması, Demokrat Parti (Tevfik İleri) döneminde açılması, 12 Mart 1970 sonrası orta kısmının kapatılmasıyla tekrar öğrencisiz kalması, rahmetli Erbakan Hoca’nın gayretiyle tekrar üniversite yoluyla açılması... En fazla politik malzeme yapılan okullar. Erbakan- Ecevit ve Milliyetçi Cephe koalisyonları dönemlerinde yıldızları parlayan, sonra azalan ışığının 12 Eylül’ün etkileri kaybolunca Refah-Yol hükümeti döneminde tekrar parladığı kurum imam hatip okulları. Mezunlarının ya doğrudan ya da katsayı, aşağılama gibi engellerle üniversitelere alınmaması dünyada az görülen bir zulüm olmuştur.

Mevcut iktidar tarafından okulların 4+4+4’le hem ortaokul bölümü açıldı hem de bütün liseleri Anadolu oldu. Binaların tamamı halk tarafından yaptırılır, teşrifatı dahi derneklerce karşılanırdı. Aynı şekilde pansiyonlar da derneklerce (halk) yaptırılır ve ihtiyaçları sağlanırdı. Bu dönemde devletin imam hatip lise ve ortaokullarına çok güzel, estetik değer taşıyan, sanatsal ve geleneksel mimarinin özelliklerini yansıtan binalar yaptırdığını ve yaptırmaya devam ettiğini bilmekteyiz. Halkın her zamanki teveccühü de devam ediyor. Hem okullar hem de öğrencilerin sayısı çok arttı. Birkaç senede 1 milyon 200 bin civarına ulaşan öğrenci sayısı da bunu göstermektedir. Bu sevindirici rakamlara karşılık 28 Şubat öncesi niteliğine (keyfiyet, hâl) bir türlü ulaşamadı. Bu sebeple iyi niyetli veya maksatlı “İmam hatipler çoğaldı ama içi boşaldı…” gibi sözler söylenmeye başladı. Akabinde olumsuzlukların sıralanmasıyla dedikodu merkezleri devreye girerek imam hatipleri yıpratma işi başladı. “İmam Hatipler’i çoğalttılar da ne oldu?” tarzı yıpratıcı yazılar, istatistikler, konuşma ve tartışmaların İslami kesimde de yer bulması dikkat çekici.

Bu yazıda imam hatiplerde öğretmen profilini ele alarak olaya ışık tutmak niyetindeyim. İmam hatiplerin kurs olarak başlayıp Anadolu Lisesi olarak devam eden serüveninde öğretmen önemli aktörlerden biri oldu. Önceleri dinî yanı zayıf olan öğretmenler, öğrenci ve ailenin kırsal kesimden, fakir, öğretimsiz olması gibi sebeplerle imam hatiplerde görev almak istemiyordu. 1980 öncesi mesleğe yeni atanan bir bayan öğretmenin tayin olup giderken “Gelirken imamlarla ne yapacağım diye ağlamıştım, şimdi giderken de ayrılıktan ağlıyorum.” demesi bir realiteydi. Başka bir öğretmen, 1975 yılında elinde üniversite hazırlık kitabı gördüğü bir öğrenciden hareketle “Oğlum siz kim, üniversite kim! Bir ilçenin ücra bir köyünde imamlık bulup cenaze yıkarsan şükret.” demişti, aşağılayıcı bir biçimde. Bu iki kültür dersi öğretmenlerinin bakışı o dönemin bakış açısını yansıtır.

İmam Hatiplere isteği dışında atanan kültür dersleri öğretmenlerinin ‘cenaze yıkama’ ile imam hatipleri özdeşleştiren tavrıyla, 1940’lı yılların CHP’li başbakanının “Köylerde cenazeler ortada kalıyor, bunun için bu okullar açılmalıdır.” söylemi ve gerekçesi aynıdır.

1970’li yılar ve sonrası kendi isteği ile gelen kültür dersleri öğretmenlerinin çoğunun hizmet amaçlı geldikleri de bilinmektedir. Yine ders anlatmama ve başarıyı engelleme amaçlı öğretmenlerin de bilinçli imam hatip düşmalığını unutmamak gerekir. Politik ve ideolojik anlayışların da bu okulları hedeflediğini biliyoruz. Fizik ve matematik öğretmenlerinin bize ders öğretmediğini sınıf arkadaşlarım hatırlar. İlim Yayma Cemiyeti’nin daveti üzerine gittiğim üniversite hazırlık kursuna varıncaya kadar ‘sinüs, kosinüsü’ duymamıştım.1

Bunun sonucu sivil kuruluş amacı “dindar insan (öğretmen, doktor, mühendis kaymakam...) yetiştirmek”; resmi kuruluş amacı din hizmeti (cenaze, imam hatip müezzin...)verecek kişi yetiştirmek olan iki amaçlı bir okul çıktı ortaya. Bu ikilik, öğrencilerle birlikte veli ve öğretmenlere de yansımıştı. İmam hatiplerde görev alan, dini hassasiyeti olan öğretmenler sivil amaca uygun öğrenci yetiştirmeyi hedeflemişler ve başarılı da olmuşlardır. Bu öğretmenlerin gayreti imam hatipli dindar insanların yetişmesine vesile olmuştur. Ailelerin de bu amacı benimsemeleri okul-aile-öğretmen uyumunu sağlamıştır.
Milli Eğitim’in sistem itibariyle en çok oynanan bir kurum olma özelliğine sahip olduğunu herkes bilir. Bazı yeniliklerin ve serbestliklerin hazmedilememesinin vahim sonuçlarını ağır bir biçimde millet olarak yaşamaktayız. Toplumsal anlamda bu tür değişimlerin nasıl olumsuzluklara sebep olduğu barizdir. Mesela teknolojik cihazların hızla yaygınlaşması, kadının ekonomik özgürlüğü, çok hızlı ve kolay para kazanma ve zenginleşme, özgürlüklerin alınmasından ziyade tepeden verilmesi… gibi hususlar örnek olarak verilebilir.
 
Bu değişimler ve yenilikler uygulanmadan önce, bunun Batı toplumlarında yıllarca eğitimi verilmiş, alt yapısı oluşturulmuştur. Bu eğitimin sonucunda da bir kültür ortaya çıkmıştır. Bu kültür de onların toplumu tahrip etmesini engellemiştir.

Milli Eğitim’imizde de bazı hak ve yetkilerin hazırlıksız ve eğitimsiz verilmesinin genel anlamda olumsuzluklara sebep olduğu bir gerçektir. Buna örnek; akıllı tahta ve tablettir. Bu teknolojik imkânları okullarımıza verenlerin niyetleri harikadır. Gelecek vizyonu açısından donanımlı gençler yetiştirmek için bunlar şart. Ama buna öğrenci ve özellikle öğretmen açısından ne kadar hazırlıklıyız? Bir başka deyişle bunları reel anlamda kullanma yüzdesi nedir? Öğrenciler hangi amaçla kullanmaktadır? Bu ve benzeri sorulara kâğıt üzerinde değil alan gerçekliği ile bakılınca durum -pek değil- hiç iç açıcı değil. Acı ama gerçek. Her şey evraklardaki gibi değil. Alttan yukarı evrakla kandırma var. “Evrak ile tanzim olunur cümle nizamat” mısrasını yüz küsur sene önce söylemiş Ziya Paşa.

Öğretmen kesiminin çoğunda değişime ve yeniliğe karşı bir tavır vardır. Hâlbuki öğretmenin yenilikçi olması gerekmez mi? Her değişim ve yeniliğe kendine bir iş, bir yük getiriyor anlayışıyla karşı çıkılıyor zannındayım. Sendikaların bültenlerine bakın, tamamıyla şikâyet doludur. Akıllı tahtanın nasıl kullanılacağı, veriminin ne olduğu gibi teknolojik değişim ve yeniliklerle ilgili makale yazılmadı, anket yapılıp gerçekçi değerlendirmeler yapılmadı. Eksiklikleri muhalefet, övgüleri de yönetici gözüyle ölçüsüzce ortaya koyan seviyesiz yazılardan geçilmiyor.

Daha düşünce plan aşamasındayken “Hayır, olamaz!” diye karşı çıkan bir öğretmen kitlesi var. Bunlar da öğrenci yoluyla her eve girdiğinden toplumda bir algıyı rahatlıkla oluşturuyorlar. Bu algı yanlış da doğru da olabilir.

Diğer husus ise öğretmenliğin bir para kazanma aracı, bir meslek olarak algılanması da eğitim amacından kopmaya sebep olmaktadır. Hangi meslekte olursa olsun para kazanç olarak ön plana çıkartılırsa verim düşer. Öğretmenlik kesinlikle parayla, maaşla ölçülemez. “Sınıfa gir, çık; maaşını al.” dersek bunun öğretmenlikle ilgisi olamaz. Zaten görev yapan da yapmayan da maaşını alıyor. Devlet çok çalışana çok, az çalışana az vermiyor.

Öğretmenlerin okul tercihlerindeki faktörler nelerdir? Kız ağırlıklı okulların; meslek liselerine göre Anadolu liselerinin, düz Anadolu liselerine göre İmam Hatip liselerinin ve ortaokullarının tercih edilmesinin sebebi rahat etme isteğidir. Problemi az olan okulların tercihi de diyebiliriz buna.

Yani öğretmenler imam hatipleri öğrencinin öğretmene karşı daha saygılı davranması, karşı çıkmaması, kötü alışkanlıklarının olmaması (uyuşturucu bağımlılığı, kız erkek ilişkileri, gruplaşma, çeteleşme vb.) gibi sebeplerle rahat bir öğretmenlik var diye tercih ediyor. Her ne kadar bu öğrenci bazı öğretmenleri kabadayı haline getirse de öğrenci profili bu.
Yani kültür dersi öğretmenleri imam hatiplere sivil kuruluş amacı “dindar insan yetiştirmek” gibi bir amaçla gelmiyor. Daha rahat bir öğretmenlik yapmak için geliyor. İmam hatiplere atama yönetmeliği çerçevesinde öğretmen geldiği için imam hatip ruhuna uygun öğretmen seçmek mümkün değil. O okullarda din düşmanı, ateist, ahlakî zaafı olan, tesettür karşıtı ve bunu da eylem haline dönüştüren öğretmenler de görev yapıyor. Bu öğretmenlerle 28 Şubat öncesini yakalamak çok zor. Sınıfta aldığı krediyi, faizi, hovardalığını, akşamcılığını, akşam beraber olduğu kişiyi anlatan öğretmenlerle de o parlak dönemi yakalayamayız.

Öğrenebildiğim kadarıyla Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip liselerinde 47,058 öğretmen çalışmaktadır. (Son atamalar hariç) Bunların 34,852’si kültür, 12,208’i meslek dersleri öğretmenidir. Bu durumda kültür dersleri ezici bir çoğunluğa sahiptir. Bu öğretmenlerin oranı dikkate alındığında imam hatiplerin neden böyle olduğu anlaşılır. Onun için iş bayağı zor. Kültür derslerindeki bazı öğretmenlerin yapacağı tahribatı meslek dersleri öğretmenlerinin kapatması gerekir. Ama bunun için meslek dersleri öğretmenlerinin ayrıntılarla çocukları meşgul etmek yerine sivil kuruluş amacı ‘dindar insan’ yetiştirmek hedefine yönelmesi gerekir.

Meslek dersleri öğretmenlerinin sayısının az olması imam hatiplere ruh verilmesini zorlaştırıyor. İmam hatip okullarının rengini meslek dersleri öğretmenleri belirler. Öğretmenler odası ve kurulunda meslekçilerin ağırlığı hissedilmezse oranın imam hatip olduğu pek anlaşılmaz. Yine okulun mesleki kariyeri de meslekçilerle yakından ilgilidir. Bu durumu sadece ders yönünden ele almamalıyız. Meslekçiler; davranışları, konuşmaları, ibadetleri, kişilikleri ile öğrencilere ruh vermeli, rol model olmalıdır.

Şu anda meslek dersleri öğretmenleri profilinde görülen önemli bir husus da şudur: Meslekçiler teknolojik yönden de donanımlı olmalı ama değiller. Bütün imam hatiplerde bulunduğuna göre akıllı tahta ve tabletle ders işlemeyi bilmeli yani görselliği çok iyi kullanmalıdır. Öğrencinin meslek derslerini sevmesi ve severek yapmaları için video, slayt gibi görselliğin yükseldiği tarzda bir ders işleme yöntemi uygulanmalıdır. Genç meslekçiler, şuur eksikliği ve meslek derslerini önemseme, imam hatip ruhu eksikliği; tecrübeli meslekçiler ise klasik ders anlatım tekniğinin dışına çıkamamanın noksanlığı ile yaşıyorlar. Olan da öğrencilere oluyor tabi.

Performans düşüklüğü halledilmelidir. Bu da heyecanla sağlanabilir. Bütün öğretmenlerde görülen yorgunluk, bıkkınlık, ders saatini dolduramama korkusunu, okul ve dersten kaçışı engellemeliyiz. Bu da meslek sevgisi ve kutsallığı, eser olarak insan yetiştirme, öğretme mutluluğu ve Allah’ın rızasını kazanma gibi heyecanı, coşkuyu destekleyen faktörleri kullanarak sağlanabilir.

Genel anlamda öğretmenlerin seçimindeki kıstas; mezuniyet, kâğıt üzerinde kalan formasyon ve KPSS. Bu durumda insan sevgisi, sosyal iletişim, ruhsal sağlık durumu, ailevi durum… gibi bir öğretmen için gerekli olan mesleki incelemenin olmadığı gerçek. Meslek dersleri öğretmenlerinin bu tarafı da çok önemli. Kendisiyle problemli, küs, iletişimi yok veya az, sevmeyi bilmeyen kişilerin bu okullarda nasıl mesele olduğunu bu yazıyı okuyanların çoğu bilir. Yani meslekî yeterlilik kadar insanî yeterlilik de şart.

Kültür dersleri öğretmenlerinin dini tarafının olması, en azından dini hoşgörüsünün olması, öğrencilerini anlayabilmesi açısından gerekli olduğu bilinmelidir. İnancı ya da inancını yaşayanları aşağılayan kişilerin bu okullarda öğretmen olması problem yaşayacağı ya da yaşatacağı kesindir. Meslek dersleri öğretmenlerinin sayısı, kültür dersleri öğretmenlerinin dörtte biri olması sebebiyle belirtilen durum önemlidir.
Sonuç itibariyle imam hatip okullarının -kuruluş ve eğitim amacı dinî ağırlık taşıması sebebiyle- hem meslek hem kültür dersi öğretmenlerinin seçilmesi gerekir. Bu seçimdeki kriterler de okulların amacına uygun olmalıdır. Genel anlamda öğretmenlerde arananın yanında ahlaken mazbut, dini hayatı olan, dini benimseyen, dindarlarla problemi olmayan, ilmiyle amil, bir ideali olan… öğretmenler bu okulları tekrar başarıya kavuşturacaktır. Aksi takdirde ülkeyi yönetebilecek dindar, donanımlı, başarılı, rol model… insanları yetiştirmek pek mümkün görülmemektedir.

Niyetler hayrola, akıbet hayrola. Gayret imam hatiplilerden, onlara gönül verenlerden, destek olanlardan; tevfik Allah’tandır.

1: 1970’li yıllarda İmam Hatip okullarını dereceyle bitiren (1,2,3.) bütün öğrencileri İlim Yayma Cemiyeti İstanbul şubesi, MTTB işbirliği ile hiçbir ücret talep etmeden (bir aylık) üniversite hazırlık kursuna çağırırdı. Cağaloğlu’ndaki bu kurslara N. Fazıl, Ayhan Songar, Haluk Nurbaki… gibi kişiler de konuşmacı olarak gelirlerdi. İlim Yayma Cemiyeti ve MTTB’nin o dönemde yaptığı bu hizmeti gerçekleştirenleri hayırla anıyorum.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Nisan 2016

Sayı: 333

İlkadım Arşiv