Temmuz 2021 Zeki SOYAK A- A+
A- A+

İLMİHAL- Sıdk - Doğruluk

Sıdk yani doğruluk, ahlâk-ı hamîdenin en mühimlerindendir.

Doğruluk:

1- Kalbde niyetin.

2- Dilde sözün

3- Azâlarda amelin birlenmesidir.

Yani, niyette bozukluk olmayacak, dil kalbdeki halis niyete tercümanlık edecek. Yaptığımız ameller de kalbdeki niyet ile dildeki doğru sözü tasdik edecektir.

Sözlerin en doğrusu Allah Teâlâ’nın kelamıdır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sözleridir. Kim ki Allah Teâlâ’nın kelamına uygun, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sözlerine muvafık konuşursa doğru konuşmuş ve doğrulardan olmuş olur. Kim de hakikatleri eğer büker, Allah Teâlâ’nın ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sözlerine muhalefet ederse, gerçekten o, yalancılardan olmuş olur. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Allah ki O’ndan başka bir ilah yoktur. Elbette sizi kıyamet günü toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır?” (Nisa/87)

Doğruluk, hem dünyada hem de ahirette sahibine mutlaka fayda verecektir. Doğruluktan uzak yalancılar ise, hem dünyada ve hem de ahirette mutlaka kaybedeceklerdir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Allah sadakat gösterenleri sadakatleri sebebiyle mükâfatlandıracaktır.” (Ahzab/24)

“Allah buyurdu ki: Bugün öyle bir gündür ki ancak doğruların doğruluğu onlara fayda verir.” (Maide/119)

Doğruluk, kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlar; yalancılık, eğrilik ise kötüye, fuhşiyata kılavuzlar.

Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Doğruluk, iyiliğe götürür. İyilik cennete iletir. Kişi doğrulukta devam ede ede nihayet Allah katında sıddıyk olarak yazılır. Yalan, fücûra götürür. Fücur ise ateşe götürür. Kişi yalan söylemekte devam ede ede Allah katında yalancı olarak yazılır.” (Buhari, Müslim)

Müslüman doğru olacak ve doğrularla beraber bulunacaktır. Allah Teâlâ, yalanı yasakladığı gibi, yalancılarla beraber olmayı, onların yalanlarını tasdik etmeyi de yasaklamıştır. Allah Teâlâ:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.” buyurmaktadır.” (Tevbe/119)

Gerçek sâdıklar, sıddıyklar her devirde az bulunur. Kibrit-i ahmer gibidirler. Hele zamanımızda azın azıdırlar. Böylelerini bulup, meclislerine devam etmeli, kendilerinden azâmî derecede istifade etmeye çalışmalıyız. Onlarla beraber bulunmanın, onlara hizmet etmenin çok büyük bir nimet olduğunu idrak etmeliyiz. Allah Teâlâ, doğru olanların vasıflarını şöyle bildiriyor:

“Gerçek iyilik doğu ve batı tarafına dönmeniz değildir. Asıl iyilik o kimsenin iyiliğidir ki Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. Allah rızası için yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlara, saillere ve boyunduruk altında bulunan köle ve esirlere sevdiği maldan harcar. Namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözünü yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanında sabreder. İşte doğru olan bu vasıfları taşıyanlardır. Muttakiler ancak onlardır.” (Bakara/177)

Ayet-i kerimeden anlaşılacağı gibi, imanı olmayanın, Allah’a isyan ve tuğyan içinde olanların doğru olması, sadık olması mümkün değildir. Onların göstermelik doğru davranışlarına asla aldanmamalıdır. Bir de bakarsınız ki, sizi en mühim bir noktada aldatmış, size yalan söylemiştir. Sizi çok büyük zararlara sokmuştur. Çünkü ayet-i kerimede doğruların vasıfları özetle, iman, amel-i salih, ahlâk-ı hâmîde olarak bildirilmektedir. Abdullah bin Ebil Hums radıyallahu anh şöyle bir rivayette bulunmaktadır.

“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile henüz peygamber olarak gönderilmeden önce bir alışverişte bulundum. Onun lehine bir hesabım kaldı. Filan yerde buluşalım diye söz verdim. Fakat verdiğim sözü unuttum. Üç gün sonra hatırladım ve gittiğimde O’nun hâlâ orada beklemekte olduğunu gördüm. Bana şöyle dedi: “Ey delikanlı beni yordun. Tam üç gündür seni burada bekliyorum.” (Ebu Davud)

Dürüst bir Müslüman bütün akitlerine riayet etmekle, ahidlerine vefa göstermekle mükelleftir. Akitlerine riayet etmeyen, ahidlerine vefa göstermeyen kişilerde hiçbir hayır yoktur. Kendisinde münafıklık alâmeti olan bir kişide nasıl hayır olabilir ki? Çünkü akde riayetsizlik, ahde vefasızlık münafıklık alâmetlerindendir.

Bir kişinin kendisine güvenen, itimat eden kişilere karşı doğruluktan ayrılıp onları aldatması, onlara yalan söylemesi, sözünü yerine getirmemesi daha büyük bir günahtır. Çünkü bir kişi güvendiği, itimat ettiği bir kimseden yanlış bir hareket, beklemediği bir davranış görürse, o kişinin insanlara karşı itimadını sarsar. Onu bunalıma sürükler.

İyi ve dürüst bildiğim bir insan böyle yaparsa, diğerleri ne yapmaz ki diye düşünür. Bu ise karşılıklı yardımlaşmayı, güveni yok edeceğinden, toplum hayatı felç olur. Birbirinden şüphe eden, birbirine itimadı olmayan kişiler işbirliği, güç birliği yapamaz. Yapılacak birçok hizmet yapılamaz hale gelir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Doğruluğuna, doğru konuştuğuna inanan bir kişiye yalan söylemen en büyük hıyanettir.” (Ebu Davud)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr