Ekim 2015 Editör A- A+
A- A+

İlkadım'dan (Sayı: 327)

Devlet Başkanı, Müslümanların Halifesi Hz. Ömer radiyallahu anh’dan valilerine yazdığı bir resmi yazışma örneği:

“Nazarımda işlerinizin en ehemmiyetlisi namazdır. Kim onu korur ve devam ederse dinini korumuş olur. Kim de onu zayi ederse, onun dışındakileri daha çok zayi eder.”

Mescitler ve namaz Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den bugüne Müslümanlar için hep hayatın merkezinde olmuştur. Müslümanlar şehirlerini camilerin çevresine kurmuşlar, her türlü günlük meşguliyetlerini de namaza ve namaz vakitlerine göre ayarlamışlardır.

İslam nerede neşvü nema bulmuşsa bunun ilk işareti oraya yapılan bir mescit ve cami olmuştur. Peygamberimizin Medine’ye vardığında ilk yaptığı işin Mescid-i Nebevi olması veya Kuba Mescidi’nin inşası bunun en güzel örneğidir. İslam orduları, Müslüman olup olmadıkları belli olmayan beldelere girmeden önce ezan okunup okunmadığını kontrol etmişlerdir.

Müslümanların bedenlerinin, kalplerinin ve ruhlarının camilerden ve namazdan uzaklaşması ile beraber hem rableri ile hem de birbirleri ile ilişkileri zayıflamış, parçalanmışlar, birbirlerine düşmüşler ve izzetlerini kaybetmişlerdir. “Sabır ve namaz ile Rab’den yardım isteme” unutulunca ümmete ilahi yardım da inkıtaa uğramıştır.

Camilerimizde okunan ezanlar, hoparlörler ve teknik imkânlar vasıtasıyla her köşeye ulaştırılmakta hamd olsun ama evlerinde, işyerlerinde kahve köşelerinde bulunan insanlarımız bu ilahi davete sanki sağırlar.

Okunan her ezan, Allah’ı hatırlatan, Allah’ın namaz emrini hatırlatan, bizi Onun huzuruna çağıran ilâhî bir davettir. Her ezan, Rabbimizden bize ulaştırılan ruhumuzun derinliklerine kadar bizi sarsması, heyecanlandırması gereken Rabbani bir çağrıdır.

Kendisini ilgilendirebileceğini düşündüğü her telefon çağrısına kulak kesilen, hele tanıdıklarından gelen aramaları cevapsız bırakırsa onların kırılacağını düşünerek hassasiyet gösteren Müslümanlar, günde beş defa kendilerine ulaşan ilahi çağrıyı kulaklarında ve kalplerinde cevapsız arama klasörüne atmaya bir beis görmemekte, çoğu zaman da bu çağrıya sonradan tekrar dönme ihtiyacı duymamaktadır.

Günümüzde maalesef ümmetin mescitlere ve cemaatle namaza olan ilgisi sadece kemiyet olarak değil keyfiyet olarak da zayıflamıştır. Evlerde, apartmanlarda insanların komşularıyla olan bağlantılarını kopardığı gibi camilere devam eden az sayıda cemaatin de birbirleriyle olan gönül bağlarının zayıfladığına şahitlik etmekteyiz. Yıllarca aynı mahalle camisine gidip birbirini tanımayan Müslümanlarda kardeşlik ve sevgi kırıntıları aramak beyhudedir.

Namazı ifade eden “salât” kelimesi köken olarak farklı da olsa “sıla” kelimesiyle aynı harflerden oluşmaktadır. Sıla; kavuşmak, ulaşmak, vuslat demektir. Salât da Rab ile buluşmayı, kavuşmayı, irtibat halinde olmayı ifade eden bir kelimedir. Namaz mü’min için kulu Rabbe kavuşturan, Rabbe ulaştıran bir yükseltici, bir asansör, bir “mirac”, bir vesiledir.

Günlük meşguliyetlerimizi ve ailemiz ile olan ilişkilerimizi “rızık kazanma” çabasına, dünyalık endişe, zevk ve hazlara göre değil namaza göre ayarlamamız bize Rabbimizin bir emridir. Taha Suresi 20. ayet bütün Müslümanlar tarafından yataklarının karşısına, odaların duvarlarına, işyerlerinde görülebilir yerlere, arabalara çerçeveletilip asılmalıdır:

“Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akıbet takva sahiplerinindir.”

Müslüman ayrıca bilmelidir ki namaz kılmak, salât ehli olmak aynı zamanda diğer bütün mahlûkatın hukukunu gözetmek demektir. Bu anlamda Maûn Suresi de Müslümanların bilinçaltına kazınmalıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nca her yıl Ekim ayının ilk haftası Camiler ve Din Görevlileri Haftası olarak değerlendirilmektedir.

2011 yılından itibaren de Camiler ve Din Görevlileri Haftası münasebetiyle toplumun ihtiyacı olan bir konu belirlenmeye başlanmış, belirlenen bu tema ekseninde hafta boyunca çeşitli etkinlikler gerçekleştirilmiştir.

2014 yılında “cami ve gençlik” temasını ön plana çıkaran Diyanet İşleri Başkanlığı bu yıl temayı “cami ve namaz” olarak belirlemiş, cami ve namaz konusunda duyarlı olan Müslümanların ellerindeki imkânlarla katkıda bulunmalarını arzu ettiklerini de açıklamışlardır.

Bu durumda İlkadım ailesi olarak bizim de durumdan vazife çıkarmamız kaçınılmazdı. Bu nedenle Ekim sayımızın kapak dosyasını, cami, cemaat ve namaz konularına ayırdık. İstifade edilmesi temennisiyle.

“Sizi cehenneme sevk eden nedir? Derler ki: Namaz kılanlardan değildik!” (Müddessir, 42-43)

Selam ve dua ile.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ekim 2015

Sayı: 327

İlkadım Arşiv