Temmuz 2016 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

İlgililere Camiler Hakkında Bazı Teklifler

Arapçadan gelen ‘Cami’; cem (toplanma, bir araya gelme) kökünden gelen “toplayan, bir araya getiren yer, toplanma yeri” demektir. Yani cami ve cemaat birbirinden ayrılmaz ikilidir. Mescit ise yine Arapçadaki secd(e)’den türemiş “secde yeri, namaz yeri” demektir. Genellikle mescitlerde minber olmaz, çünkü oralarda cuma kılınmazdı. Zamanla ibadet edilen küçük yerlere mescit, büyüklere cami denilmiştir. Büyük camilere selâtin camisi, üstü açık namaz kılınan yerlere namazgâh denilmiştir.

Günümüzde genellikle minaresiz küçük camilere veya bazı kurum ve kuruluşlarda ibadet için ayrılmış ufak mekânlara da mescit denilmektedir. Genel anlamda Müslümanlar mescit ve cami yapmaya çok önem vermişlerdir. Çünkü İslam cemaat dinidir. Bazı ibadetler cemaatsiz yapılamaz. Millet olarak da bu konudaki hassasiyetimiz dikkat çekicidir. Hemen hemen her yerleşim bütününe (sokak, site, kampus gibi…) mescit ya da cami yapmayı asli bir görev olarak görmüşüz. Bu camileri de çok görkemli ve genellikle külliye olarak düşünen milletimiz para ve emekten de çekinmemiştir. Cami bir ihtiyaçtır. Aynı zamanda bir semboldür. Minare ezanın daha uzak yerlere ulaşması gibi bir ihtiyaçtan doğmuş olmasına karşılık şimdi ihtiyaç değil ama semboldür. Orda cami olduğunu, Müslüman olduğunu gösteren bir semboldür.

Müslüman dünyası camiyi İslam’ın haşmeti olarak görmüş ve ihtişamlı camiler inşa etmiştir. Ecdadımız da ihtişamın yanına “Allah güzeldir güzeli sever” sözünün gereği olarak ‘sanat’ tarafını da ön plana çıkaran camiler yapmıştır. Hakikaten tüm dünyanın şapka çıkarttığı eser ve şaheserler ecdadın güzele, estetiğe verdiği önemin işaretleridir.

Ancak Cumhuriyet sonrası camilere yan bakıldığı hatta yeni cami yapılmadığı gibi eskilerin de ibadet dışı amaçlarla (depo, at ahırı…) kullanıldığı görülür. Özellikle şeflik döneminde bunu görmekteyiz. İslam ve Müslümanların hakir görüldüğü, horlandığı, âlimlerin, imamların yargılanıp suçsuz yere mahkûm edildiği, yıldırıldığı hatta işkence edildiğini düşünürsek camiye giden cemaatin de psikolojik baskı sebebiyle azaldığı bir gerçektir. Zaten yeni camii inşa etmek mümkün değil neredeyse. Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti’nin Ankara’ya “Mabetsiz Şehir” demesi boşuna değildir.

Onlar da daha öncekilerin olduğu gibi Allah’ın nurunu söndüremediler ve Allah Müslümanların önünü tekrar açtı. İnşallah ufuklarını da açar. Hem cami hem cemaat mahkûmiyetten kurtuldu. Bir şehre renk veren, orada medfun İslam büyükleri ve büyük camilerdir. Ondandır ki bir şehre damga vurmanın yollarından biri de şehrin hâkim tepe ve yerlerine cami yapılmasıdır. Ecdat bunu uygulamıştır.

Cumhuriyet sonrası meydana gelen başıboşluk da camilerin mimari ve sanatsal kalitesini düşürmüştür. Yine mimarlık fakültelerinde cami mimarisinin olmadığını geçtiğimiz yıllarda İstanbul’a yapılacak bir cami projesi üzerinden yapılan tartışmalardan öğrenmiştik. Sokak aralarına, mahalleye ihtiyaç görülüp yapılan camilerin hiçbir estetik kaygı güdülmeden yapıldığı görülür. Bunun yanında yine her yere büyük camilerin yapılması minareler dikilmesi de ayrı bir tartışmayı beraberinde getiriyor. Camilerin içinin dolmaması sebebiyle o kadar büyük ve şaşaalı cami ve minarelerin yapılması Müslümanların para ve emeğini daha uygun şekilde değerlendirilmesi kanaatini doğurmuştur.

Şu hususları dikkatle okuyalım;

1- Sadece teravih, cuma, bayram namazlarında dolan büyük camiler ve minareler sembolik değerinin dışında amacına ulaşamamaktadır.

2- Isınma masrafının karşılanma zorluğu cami görevlilerini cemaatten para isteme bakımından sıkıntıya sokmaktadır.

3- Isınma masrafının karşılanma zorluğundan dolayı camilere ek camekân ve PVC yaptırılarak cami güzelliği zedelenmektedir.

4- Şu anda cami cemaatinin kahir ekseriyeti emekli ve yaşlıdır. Engelliler de bayağı var. Buna rağmen bunlar hiç düşünülmeden alt katı değerlendirmek amacıyla merdivenle çıkılan cami yapılmaktadır.

Asansör de yok. Peki, o insanlar camiye ve cemaate nasıl gelecekler? Bunun vebali kime aittir, düşünülmesi gerekir. Ecdadın yaptığı camilerin hiç birinde merdiven olmadığını düzayak girildiğini herhalde görüyorsunuz.

5- Camilerin müştemilatının alt kata değil de ecdat da olduğu gibi yanlara yapılmasının yolları aranmalıdır. Arsaya göre cami değil camiye göre arsa düşünülmelidir Her yeni cami büyük meblağlarla yapılacağından Müslüman kesim ve yaptırma dernekleri çok zorlanmaktadır.

Şimdi şu soru herkesin aklına gelmiştir. Cami yapmayalım mı, yaptırmayalım mı? Hayır yaptıralım. Hem de daha büyük daha muhteşem daha estetik olanı yaptıralım. O halde... Dünyanın en kolay işi eleştirmektir. En zoru da çözüm üretmektir. Biz hem o kolay yolu hem de zoru seçtik. Teklifim şunlardır:

1- Dolmayan camiler yerine mescitler yapmalıyız. Cuma ve bayram namazları için büyük bir cami o mahalleye yeter. Hem de daha geniş bir cemaat birbiriyle görüşür, muhabbet eder, kaynaşır. Cemaatin çokluğu herkesi mutlu eder. Kalabalık cemaatin içinde bulunma ihtimali daha fazla olan muttakilerin duaları cemaati bereketlendirir.

2- Mescitler daha çabuk ulaşılan yerler olacağından her vakit görüşen Müslümanların da kaynaşmasına vesile olur. Düzayak ve yakın mescitlere yaşlı ve engelli olanlar da rahat ulaşır. Oturup sohbetlerini rahat yaparlar.

3- İmamlar, mescitler daha sıcak ve sevimli mekânlar olacağından cemaatle daha çok ilgilenir. Cemaat isterse mescitte kalır ve ibadet eder.

4- İhtiyaca göre birkaç sokağa bir mescit yapılmalıdır. Mescit imamları, cemaati ve çevreyi daha yakından tanır ve onlara her bakımdan önder olur. Mescit cemaatinin çocukları ile tanışma ilgilenme imkânı artar.

5- Isıtma, soğutma aydınlatma azalacağından israf yok olur. İmamların üzerindeki para isteme işi neredeyse biter.

6- Müezzin problemi çözülür. Her cemaat yetiştirilir ve müezzinlik yapabilir hale gelir.

Bunlar kişisel tespit ve değerlendirmelerdir. Doğrularım da yanlışım da olabilir. Üzerinde düşünülmesi ve teklifin geliştirilmesini istiyorum.

Not: Ramazan Bayramı, Ramazan’ı Allah’ın emrine uygun yaşayanlara Rabbimizin bir hediyesidir. Onu müsaade ederseniz çocuğuyla, genciyle yaşlısıyla bayram gibi yaşayalım. Bayramımızı mateme döndürecek laflardan kaçınalım. Herkesin bayramını tebrik eder, kişilere, ailelere, milletimize ve İslam Dünyası’na hayırlar getirmesini her şeye hâkim Allah’tan dilerim.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Temmuz 2016

Sayı: 336

İlkadım Arşiv