Eylül 2012 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

İhtilaflar Hizmetlerin Güvesidir

Hayat ittifaklarla güzeldir. Kainat ittifak halindedir, uyum halindedir. Kainata bakmak huzur verir, rahatlatır. Her şey yerli yerindedir, uyumludur. Gökyüzü uyumludur, yeryüzü uyumludur, nebatat ve hayvanat uyum halindedir, renkler, mevsimler uyum halindedir, dağlar, taşlar, ırmaklar, denizler uyum halindedir. Kainata fıtrî olmayan müdahaleler kainatı kirletmekte, her geçen gün dünyayı yaşanmaz hale getirmektedir. Havanın kirlenmesi, suyun kirlenmesi, çevrenin kirlenmesi canlıların hayatını tehlikeye atmaktadır. Yaradılışa muhalefet Allah’a muhalefettir. İnsanın kendi içinde ihtilafı ferdi, aile fertlerinin birbiri ile ihtilafı aileyi, toplumdaki ihtilaflar da toplumları yıkıma götürür. İnsanlık tarihine baktığımızda bunun örneklerine çokça rastlamaktayız.

Allah ve Rasulüne muhalefet eden, küfür, nifak, isyana ve nisyana düşerek, dünya ve ukbasını mahveder. Ana babasının meşru isteklerine muhalefet eden, günahkar; amirinin meşru isteklerine muhalefet eden, asi; cahilane bir  şekilde  hocasına muhalefet eden ilim ve hikmetten nasipsiz olur.

Ìnsan neden ihtilaf eder? Ìnsanların ihtilaflarının çoğunda kişinin kendini yegane otorite görmesi yatmaktadır. Her fert her konuda kendini otorite görmeye başlayınca, ihtilaf üretimi başlamaktadır. Her çeşit birlikteliklerin ilkelerinin bilinip ona uyulması şarttır. Bu ilkeler insanların otorite kabul ettiği şeyler vasıtası ile olursa, insanların hayatında ittifak daha kolay gerçekleşir. İnsanlık tarihine baktığımızda ilke belirleyici olarak iki otorite görmekteyiz. İlahî ve beşerî otorite. İnananlar için ilke belirleyici ilahî otoritedir. İnkarcılar için ise, beşerî sistemler, izimler, ideolojiler, nefis ve şeytandır. İlahî otoriteyi, yegane otorite kabul etmede samimi olanlar, ilmî, ictihadî konular hariç hayatın hiçbir alanında ihtilaf etmezler. Farklı görüşler olabilir, fakat ihtilaf olmaz, herkes haddini, hududunu bilir, durması gereken yerde durur, ihtilaf ettikleri konuları Allah ve Rasulüne havale ederler. İlimleri yoksa, Rabbimizin emrine imtisalen, ulemaya ve umeraya itaat ederler. İlmi ihtilafları, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz rahmet olarak ifade etmiştir. Müctehit  imamlar ümmet için rahmettir. Ehl-i sünnet mezhepler rahmettir, meşrepler rahmettir, meslekler rahmettir. Fakat imam taasubu, mezhep tassubu, meşreb taassubu, meslek taassubu felakettir.

Müslümanlar nerede ne zaman ittifakı gerçekleştirmişlerse Allah’ın rahmeti onlarla beraber olmuş, nerede ne zaman ihtilaf etmişler, ayrılmışlar perişan olmuşlardır. Bu adetullahdır, sünnetullahdır. İlmîlikten uzak her ihtilaf, nefsîdir, cehlîdir ve fitneye sebeptir. İlmîlikten uzak ihtilaflar, nefislerin karıştığı, ins ve cin şeytanlarının, vesvese verdiği, hırs ve kıskançlıkların, galebe çaldığı, anlaşmazlıklardır. Bu ihtilaflar rahmetleri musibetlere çevirir. Nitekim rahmet olan mezhebi ihtilaflar, cahil müntesipleri tarafından mezhep kavgaları ile musibete çevrilmiştir.

Rabbimiz bu hakikati şu şekilde haber vermektedir:

“Kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra o konuda ancak kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler.“ (Bakara, 213)

Kendine kıskançlık oku isabet edip nefsine uyanlar, ne ayet dinler, ne hadis. Bu hale gelenler ulema ve umerayı hiç dinlemezler. Allah davası zarar görmüş, lüzumsuz ihtilaflar sebebiyle, insanlar İslam’dan Müslümanlardan soğumuş hiç umurlarında değildir. Allah ve Rasulünün açık hükümlerine rağmen nefislerine uyarak, ihtilafları derinleştirmeye, birlik ve beraberliği bozmaya devam ederler.

Rabbimiz; “Allah ve Rasulune itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elinizden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. Şımarıp böbürlenmek insanlara gösteriş yapmak ve Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar gibi olmayın.” buyurmaktadır. (Enfal, 46-47)

Allah ve Rasulüne itaatte samimi olanlar birbiriyle didişmezler, birbirine katlanırlar, sabır ve sebat ederler. İhtilafçı fitneciler hem didişir, ihtilaf ederler, hem peygamberlerini hem de ulema ve ümerayı, kendileri ile didişmekle itham ederler.

Rabbimiz; “Dediler ki: ‘Ey Nuh, bizimle tartıştın ve tartışmayı uzattın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi kendisiyle bizi tehdit ettiğin azabı getir." (Hud, 32) buyurur.

İnsanlar o kadar azgınlaşıyor ki kendilerini iyi ve güzele, cennete çağıran peygamberlerini bile, tartışmacı ihtilaf çıkaran biri olarak ilan edebilmektedirler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; "Size cemaati tavsiye ederim. Ayrılıktan sakınınız. Zira şeytan tek kalanla birlikte olur. İki kişiden uzak durur. Kim cennetin ortasını dilerse cemaatten ayrılmasın. Kimi yaptığı hayır sevindirir ve kötülüğü de üzerse işte o mü’mindir." (İbnu Mace, Tirmizi) buyurmuştur.

Çağın modası olan ihtilaflara düşüp, paramparça olmak mü’minlerin vasfı değildir. Mü’minlerin vasfı, birlik beraberlik içinde, ihlas ve samimiyet içinde Allah Teala’nın dinine hizmet etmektir.

İhtilaflar derin ayrılıkların sebeplerindendir. Ayrılıklar ise fitnelere kapı aralar. Rabbımızın beyanı ile fitneler katillikten beterdir. Katil bir kişiyi öldürürken, fitneler bütün toplumu mahveder. Rabbimiz Musa ile Harun (as) arasındaki konuşmayı bize haber vermektedir:

“Musa şöyle dedi:

‘Ey Harun! saptıklarını gördüğün zaman bana uymana ne engel oldu. Yoksa emrime karşımı geldin?’ Harun; ‘Ey anamın oğlu saçımı sakalımı çekme. Şüphesiz ben İsrailoğullarının arasını açtın, sözüme uymadın demenden korktum.’ dedi." (Taha, 92,94)

Harun (as) kardeşinin kendisini İsrailoğullarının arasını açmakla itham etmesinden korkmaktadır. Ya bugün basit nefsî ihtilaflarla hizmet eden insanların arasını açanlar bunun hesabını Allah’a nasıl verecekler? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, “Ümmetimde ihtilaf ve ayrılık meydana gelecek, bir gurup lafıyla güzel, ameliyle kötü olacak. Bunlar Kur’an’ı okuyacaklar, ancak köprücük kemiğinden aşağı geçmeyecek." buyurmaktadır. (Buharî, Müslim, Neseî, Ebû Davud, Muvatta.)

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz döneminde, münafıklar Müslümanlar arasına, ihtilaflarla fitne sokup birbirinden ayırmak için mescit bile inşa ettiler. Rabbimiz bu durumu şöyle haber vermektedir:

"Mü’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Rasülü’ne karşı savaşanlara bir üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Onun içinde asla namaz kılma. İlk günde temeli takva üzere kurulan mescit içinde namaz kılman elbette daha layıktır."( Tevbe, 107-108)

Nefsi ihtilaflar ve bunun neticesi olan ayrılıklar, mü’minlerin vasfı değil, müşrik, münafık, fasık, zalim ve İslam’dan nasibi olmayan gafillerin işidir. Rabbimiz,  "Hiç şüphesiz o zalimler derin bir ayrılık içindedirler." buyurmaktadır. (Hac, 53)

İhtilaflar ayrılık getirir. Samimi Müslümanlar nefsî ihtilaflardan kaçınıp Rabbine sığınmalıdır. İhtilaflar imtihan vesilesidir. İmtihan devam ettiği sürece ihtilaflar olacaktır. Müslümanlar ittifaklarla uğraşsa ihtilaflara fırsat ve zaman bulamaz. İnsanoğlu yaratılalıdan beri hiç bir ihtilafı halledememiştir. İhtilafların yegane çözüm yeri Rabbimizdir:

"Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman ihtilafa düşmüş olduğumuz şeyleri size bildirecektir." ( Maide, 48)

Dünyada ihtilaf ettiklerinin çözümünü Rablerinde aramayanlar. Ahirette karşılarında bulacaklar:

"Rabbinin merhamet ettikleri müstesna  onlar ihtilafa devam edeceklerdir." (Hud, 119)

"Ayrılığa düştüğünüz şeyin hükmü Allah’a aittir." (Şura, 10 )

İhtilafların çözümünü Allah ve Rasulüne havale eden kurtulmuş, diğerleri helak olmuştur.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Eylül 2012

Sayı: 290

İlkadım Arşiv