İhsan mı, Mobeseler mi?
Ocak 2017 M. Tarık ÖZDOĞAN A- A+
A- A+

İhsan mı, Mobeseler mi?

Her insan özel ve tek yaratılmıştır. Bu özel yaratılmayı özetler mahiyette Kıyamet suresi 36. ayette Rabbimiz bizlere şu soruyu sorar: “İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?”

Başıboş bırakılmadığımız gibi Ankebut suresinin 2 ve 3. ayetlerini okuduğumuzda işimizin hiç de kolay olmadığının farkına varırız: “And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar ‘İnandık’ deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya koyacaktır.”

Her iddia sahibi iddiasını kanıtlamak durumundadır. İman iddiasında bulunan bizler de iddiamızı güzel davranışlar sergileyerek kanıtlamak mecburiyetindeyiz. Çünkü Rabbimiz Kıyamet suresinde biz kullarına der ki: “Ey insan! O gün sen, Rabbinin huzuruna varıp durursun. O gün, insanoğluna önde ve sonda yaptığı ne varsa bildirilir. Özürlerini sayıp dökse de insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.” (Kıyamet, 12-15) Şunu unutmamalıyız ki bizleri kendimize şahit tutuyor Rabbimiz. Ağzımıza konuşturma özelliğini veren Rabbimiz, gözümüze görme özelliğini veren Rabbimiz, hesap gününde derimize, ellerimize, ayaklarımıza konuşma özelliğini vermeye de kadirdir tabi ki. (Yasin, 65)

Salih amellerle süslenmeyen bir iman iddiadan öteye gidemez. Dolayısıyla Rabbimiz Mülk suresinin 2. ayetinde ne yapmamız gerektiğinin bizlere şöyle bildirir: “Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O güçlüdür, bağışlayandır.”

Biz de bu yazımızda davranışlarımızı güzelleştirecek bir kavram olan ‘İhsan’ üzerinde duracağız. İhsan’ı iki yönüyle işleyeceğiz.

A) Cibril hadisindeki anlamıyla,

B) Yapılan işi güzel yapmak anlamıyla.

A) Mütevatir Hadisler içerisinde yar alan ve bizlere dinimizi öğretmek için Cebrail aleyhisselam’ın Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek İman, İslam, İhsan ve kıyametle ilgili soruları sorduğu; Rasulullah’ın da bu sorulara gayet açık ve net bir şekilde cevap verdiği Hadis-i Şerif’tir. Cibril Hadisi diye meşhur olan hadisimiz bizim yazımıza konu olan bölümünde Cebrail aleyhisselam Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e “İhsan nedir?” diye soruyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de “İhsan, Allah’ı görür gibi ibadet etmendir; çünkü sen O’nu görmesen de O seni görmektedir.” (Buhari, İman, 37; Müslim, İman, 1)

İhsan, genel olarak iyilik ve lütufta bulunmak, bir işi en güzel şekilde yapmak, Allah’a ihlâsla kulluk etmek anlamlarında kullanılan bir terimdir.

Sözlükte ‘güzel olmak’ manasına gelen ‘hüsn’ kökünden türetilmiş bir mastar olup genel olarak “başkasına iyilik etmek” ve “yaptığı işi güzel yapmak” şeklinde kısmen farklı iki anlamda kullanılmaktadır. İhsanda bulunan kişiye ‘muhsin’ denir. Bir insanın gerçekleştirdiği işin ihsan seviyesine ulaşabilmesi için hem neyi nasıl yapması icap ettiğini iyi bilmesi hem de bu bilgisini en güzel biçimde eyleme dönüştürmesi gerekir.

Allah’ı görür gibi yaşamak, kendini hep Allah’ın huzurunda ve murakabesinde hissetmek büyük bir mutluluk kaynağı olduğu gibi insanı ahlâklı davranmaya da sevk eder. İslam tarihinde şöyle bir olay anlatılır:

Hz. Ömer bir yolculuğu sırasında sürüsünü dağdan indirmekte olan bir çobana rastlar. Sürü hayli büyüktür. Halife Ömer koyunlardan birini satın almak ister. Çoban “Koyunlar benim değil, üstelik ben bir köleyim, satmaya yetkim yoktur” der. Hz. Ömer adamı denemek için ısrar eder; “Bu kadar çok sayıda koyundan bir tanesinin eksikliğini efendin nereden bilecek? Kurt kaptı falan dersin!” Çoban; “O bilmezse Allah biliyor ve görüyor ya!” deyince Halife Ömer çok memnun olur, duygulanıp ağlamaktan kendisini alamaz. Daha sonra sürü sahibini bulur, bedelini vererek köleyi satın alıp azat eder ve şu duada bulunur: “Bu sözün ve davranışın seni bu dünyada azat ettiği gibi, inşallah ahirette de azat eder!” (Gazâli, İhyâu Ulûmid Din, IV, Murakabe bahsi)

Bir Müslüman kendisini sürekli Allah Teâlâ’nın gördüğü şuurunda bir hayat yaşama gayreti içerisinde olmalıdır. Çünkü diğer bir ayette Yüce Rabbimiz bizlere şu ilahi mesajı veriyor: “And olsun ki insanı biz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf, 16)

Bu ayeti kerimeyi sürekli gündeminde tutan bir Müslümanı düşünelim. Her hal ve hareketinde Rabbi kendisiyle beraber.

Bizler ihsanı sadece namaza özgü bir kavram olarak algılıyoruz. Yüce Yaradanı’mız bizleri sadece namazda mı görüyor acaba? Sosyal ilişkilerimizde, ailevi ilişkilerimizde ve diğer ibadetlerimizde Rabbimiz bizleri görmüyor mu? İbadetleri takva boyutuna taşıyan kavram ihsan kavramıdır. Her salih amelimizde Rabbimiz görüyor şuuruyla hareket ettiğimizi bir düşünelim. O zaman o salih amel Rabbimizin beyanıyla Ahsen oluyor. İbadetlerini Allah Teâlâ’ya layık bir şekilde yapmalıdır. Sürekli Allah Teâlâ’nın kontrolü altında olduğunu bilen insan kötülük işleyemez.

Maalesef günümüz Müslümanı mobese olan yerlerde hata yapmaktan korktuğu kadar Rabbinden korkmaz hale geldi. Kötülük işleyecekse mobese veya kamera var mı ona bakıyor. Maddi aletlerin kendisine takip ettiğine inandığı kadar Rabbinin şu ayetine inanmıyor: “… Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir.” (Hadid, 4)

Ali Küçük hocamız Besairül Kur’an tefsirinde bu ayetin tefsirinde şöyle diyor: “Arabayla yolda giden kişiye arkanda trafikler var denince, tavrı nasıl hemen değişiyor değil mi? Veya dükkânında ticaretle meşgul olan birine ‘maliyeciler burada!’ denince nasıl değişiyor değil mi? Veya ‘şu anda radar kontrolü altındasınız!’ filân denince adamın hareketlerini nasıl kontrol altına aldığını bilirsiniz. Peki, şu anda Allah yanında, yanı başında, seninle beraber denince de insan değişmeliydi değil mi? Siz neredeyseniz Allah oradadır. Siz neredeyseniz Allah sizinle beraberdir. Kendinizi Allah’la beraber bir düşünseniz! Bir saatliğine, iki saatliğine kendinizi Allah’la beraber bir düşünün. Düşünün ki Allah sürekli yanı başınızda. Bir gününüzü, bir saatinizi düşünün. Düşünün ki Allah yanı başınızda. Düşünün ki siz O’nun huzurundasınız. Allah atlatılmaz, Allah’tan gizlenilmez, Allah diskalifiye edilmez biliyorsunuz. O zaman bir saat da olsa Allah’la beraberliğinizi bir düşünün. Adım atarken de Allah yanınızda, konuşurken de Allah yanınızda, severken, küserken, alırken, satarken, giyinirken, soyunurken de Allah’ı yanınızda düşünün. İnsan çok farklı olur değil mi?”

Şöyle bir olay anlatılır: Camide ünlü bir vâiz ahiret sahneleri anlatıyormuş. İşte diyormuş, insan öldüğü vakit şöyle soru sorarlar, böyle sorarlar. Paranı nereye harcadın, malını nasıl kullandın, ibadet ettin mi, iyilik yaptın mı vs. Dinleyenler içinde Şiblî isimli ârif kişi varmış. Sonunda gidip vâiz efendiye şöyle demiş: “Hocam, Allah kullarına o kadar çok soru sorar mı bilmem. Ama şunu soracaktır: “Ey kulum, dünyada iken ben seninle idim, ya sen kiminleydin?” Bu suale cevap verebilirsek gerisi kolaydır!

B) İhsan, en güzel bir biçimde ve kabiliyette yaratılmış olan insanın, her işte ve davranışta ulaşması gereken en üstün seviye ve kalitenin adıdır. (Prof. Dr. İsmail Lütfi ÇAKAN)

Müslümanın her işi, her sözü güzel olmalıdır. Yaratılış gayelerimizden biri güzel davranışlarda bulunup bulunmayacağımızın belirlenmesidir. Rabbimizin bizlere sunduğu yeryüzündeki ve gökyüzündeki ayetlerini incelediğimiz zaman yaratılan her bir varlığın ne kadar güzel olduğunu görürüz. Rabbimiz güzeldir, güzeli sever. Müslüman da güzel olan, iyi olanın peşinde olmalıdır. Her hafta Cuma hutbelerinin sonunda dinlediğimiz Nahl suresinde Rabbimiz adaletten sonra ihsanı emrediyor bizlere.

Ecdadımız her bir yaptığı işe ihsan duygusuyla yaklaşmıştır. Benim yaptığım bu işimi Rabbim görüyor, o zaman ben bu işimi en güzel surette yerine getirmeliyim ki Rabbime beğendirebileyim. Mimaride ihsan duygusuyla hareket etmişler, yüzlerce yıldır dimdik ayakta duran medreseler, camiler, hanlar, kervansaraylar, bedestenler, darüşşifalar, imaretler, darülhadisler, tabhaneler, su kanalları gibi içinde ruh taşıyan güzellikler ortaya çıkarmışlar. Mimar Sinan taşa ihsan duygusuyla yaklaşmış Selimiye olmuş; Sedefkâr Mehmet Ağa taşa dokunmuş Sultan Ahmet gibi zarafetiyle dimdik karşımızda duran müstesna eser ortaya çıkmış.

Hafız Osman yazıya ihsan duygusuyla yaklaşmış yüzlerce yıldır okuduğumuz ‘Hafız Osman hatlı’ Kur’an-ı Kerim’ler olmuş. Karahisari, hattı ihsan şuuruyla Süleymaniye’ye nakşetmiş gözlerini kaybetmek pahasına. İhsan duygusuyla yazılan hatlar, levhalar, Hilye-i Şerifler hala gönlümüzü ve gözümüzü okşamaya devam ediyor.

Tezhipte, ahşapta, musikide, çinicilikte ihsan duygusuyla ortaya konulan eserler hala sanatkârlarına sevap kazandırmaya devam ediyor.

Yardım kurumlarına ihsan duygusuyla yaklaşmış ecdat ve binlerce vakıf ortaya çıkmış. Hangi işler için vakıf kurulduğunu yazsak yüzlerce sayfa tutar.

Böyle yüksek bir medeniyetin temsilcisi olan bizler de her bir işimizi güzel yapmak durumundayız. Güzel yapmamız, imtihanı kazanmamız için bir zorunluluk aslında. Mevcut durumu yazıp da moralinizi bozmak istemiyorum. Fakat bir örneklerle konuyu uygulanabilir hale getirmek istiyorum. Dünyanın en nezih ve en kibar insanı hiç şüphesiz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’dir. Çünkü 1500 yıl öncesinden Mekke, Medine gibi çölün ortasındaki şehirlerden tüm Müslümanlara “Temizlik dinin yarısıdır.” diye hitap ediyor Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem.

Eşlerine, çocuklarına, arkadaşlarına, yabancı devlet adamlarına karşı sözlerine lütfen dikkat edelim. Etrafındaki canlı cansız varlıklara karşı tavırlarına dikkat edelim. Hutbe irat ettiği kütük inliyor ve O’nu teselli ediyor. Çocuklar etrafında pervane oluyor. Torunları sırtında geziyor. Hiç kabalık var mı? En güzel örnek Rasulullah değil mi? Peki bizler kimleri örnek aldık da bu hale geldik? İhsan kavramı nerede kaldı acaba? Birbirimize karşı söz ve hareketlerimize bir bakalım. Müslümanların kullandıkları ortak alanlara bir bakalım. Ne demek istediğimiz anlaşılır o zaman.

Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de namaz kılanları sever diye bir ayet bildirmemiş bizlere. Ama “… İyilik yapın, ihsanda bulunun. Çünkü Allah muhsinleri sever.” (Bakara, 195) diye farklı şekillerde onlarca ayeti kerime var. İyilerden olmalıyız. Yaptığımız işi Allah Teâlâ görüyor bilinciyle güzel yapmalıyız. Bizler selama en güzeliyle karşılık veririz. Bizler kötülüğü iyilikle savuştururuz.

Şeddad b. Evs radiyallahu anh’ın rivayet ettiği bir hadisi şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Allah her konuda ihsanı emretmiştir. Binaenaleyh (meşru bir sebeple herhangi bir) canlıyı öldüreceğiniz zaman güzelce öldürün. Hayvan boğazlayacağınız zaman güzelce boğazlayın. Böyle bir işe girişecek olanınız bıçağını iyice bilesin ve keseceği hayvanı rahatlatsın.” (Müslim, Sayd 57)

Bu demektir ki, günlük işlerden ibadetlere kadar her iş ve davranışta dinimizin aradığı kalite ihsan kalitesidir.

Rabbimiz bizleri ihsan duygusuyla salih ameller yapıp muhsin olan kullarından eylesin. Amin.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2017

Sayı: 342

İlkadım Arşiv