Aralık 2015 Mehmet ŞENTÜRK A- A+
A- A+

Huzur İçin Birlik ve Beraberlik

İnsanlar bir arada yaşamak zorundadırlar. Çağımızın modern araştırmaları hayvanların bile birlikte yaşadıklarını hatta uyum içinde yaşamak için aralarında bir takım kurallarının olduğunu göstermiştir. Eşref-i mahlûkat olarak yaratılmış olan insanların da elbette belli kurallar içinde yaşaması gerekmektedir. Bu kuralların en önemlisi birbirlerine ve tabiata zarar vermeden yaşamaktır. Bunu gerçekleştirebilmek için de Kur’an’ın ve Sevgili Peygamberimizin getirdiği, salim aklın da kabul ve tasdik ettiği birlik ve beraberlik içinde yaşamanın kurallarını hayatımızın her anında uygulamak zorundayız.

Dünyanın çok küçüldüğü çağımızda, insanları ayrılıklara, dolayısıyla huzursuzluk ve mutsuzluğa götürecek her şeyi bertaraf etmek zorundayız. Önce din kardeşi, sonra aynı vatanın ve aynı dünyanın vatandaşları olduğumuzu, en sonunda da hepimiz Hz. Âdem’in çocukları olarak insanlıkta kardeş olduğumuzu ön plana çıkararak birlik ve beraberlik içinde yaşamalıyız. Kendimiz için istediğimizi başkaları için de istediğimiz, kendimiz için istemediğimiz şeyleri başkaları için de istemediğimiz zaman herkes için mutlu bir hayata kavuşacağız.

İnsanların maddi çıkarlar için birbirlerinin evlerini, eşyalarını yağmaladıkları bir çağda, insanları hidayete ulaştırmak için gönderilen Sevgili Peygamberimiz, aynı inançtaki insanları kardeş yaparak, farklı inanç sahiplerini vatandaşlık ve dostluk anlaşmaları ile birbirlerine bağlayarak mutlu bir toplum meydana getirmiş ve saadet asrını gerçekleştirmiştir.

Genelde Müslümanların görevleri, içlerinden bunu yapacak belli, özel bir topluluk meydana getirmek, onlara yardım ederek ve tâbi olarak bu şekilde o görevi yapmaktır. Bunlar tayin ve görevlendirildikten sonra emretmek ve yasaklamak doğrudan onların üzerine farz-ı ayın olur. Fakat bunlar görevlerini yerine getirmezlerse sorumluluk önce görevlilere, ikinci olarak herkese yönelir. Tevhid düzeni bozulduğu zaman ortaya çıkacak şer/belâ yalnız zalimlere isabet etmekle kalmaz, herkese ulaşır.

Hayra davet (çağırma), dine ve dünyaya ait bir iyiliği içeren herhangi bir şeye davettir ki, tevhidin ve İslam’ın esasıdır. İyiliği emretmek ve kötülüğe engel olmak da bunun önemli bir kısmıdır. Maruf (iyilik), İslam’ın gereği olan Allah Teâlâ’ya itaat; münker (kötülük) de İslam’ın gereğine uymayıp Allah azze ve celle’ye karşı gelmek demektir. İyiliği ve kötülüğü Allah’ın ipinden (Kur’an’dan) başka ölçü ile ölçmeye kalkmak, müracaat yerim (referansım) İslam değildir demek, isteklere ve nefse ait arzulara uymaktır ki bu da tefrika çıkarmak (ayrılıkçılık yapmak)tır.

İslam dini gönderiliş gayesine uygun olarak hak ve sorumluluklarımızı belirtmiş, toplum için lazım olan prensipleri ortaya koymuş ve mutlu olabilmemiz için bunlara sarılmamız gerektiğini söylemiştir. Dinimiz, fert ve cemiyeti zarara uğratacak her çeşit fiil ve davranıştan bizleri men etmiştir. Onun bildirdiği, huzur ve saadetimiz için uyulmasını gerekli gördüğü esaslardan birisi de gönüllerimizi birleştirip, iyiliklerde birbirimizle daima yardımlaşmaktır. Böyle olunca birlik ve beraberlik içinde olmamız, birbirimizle iyiliklerde yardımlaşmamız dini ve milli bir vazifedir.

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” (Âl-i İmran, 3/103-105)

Nu’man İbn Beşîr radiyallahu anhümâ anlatıyor: “Rasulullah aleyhisselam buyurdular ki: “Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte mü’minlerin misali bir bedenin misalidir. Ondan bir uzuv rahatsız olsa diğer uzuvlar uykusuzluk ve hararette ona iştirak ederler.” (Buhari, Edeb 27; Müslim, Birr 66, 2586)

İnanmış bir toplum, Cenab-ı Hakk’ın emri olan “Birlik ve beraberlik içinde olma ve yardımlaşma” görevini tam bir şuur ve itaatle yerine getirmelidir. Görevini kusursuz şekilde yapan bir toplum ümit ettiği bütün iyilik ve mutluluklara huzur içinde erişebilir. Asıl mesele, cemiyet fertlerinin birlik ve kardeşlik ruhu içinde olmaları ve bütün iyi işlerde birbirleriyle yardımlaşabilmeleridir. Bu durum kendini bilen kimse için hayati önemi haiz bir durumdur. Hatta kişinin kendi nefsine karşı olan görevlerinden bile daha mühimdir. Aksi bir durum “nemelazım” demek olan böyle bir düşünce tarzı toplumların apaçık intiharıdır.

“Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslam’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size apaçık bir düşmandır.” (Bakara, 2/208)

“Allah’a ve Resul’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl, 8/46)

“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter. ” (Buhari, Sahih, Mezâlim, 46/3, [III, 98]; Müslim, Sahih, Birr, 45/58, [III, 1996])

Ayrılık ve nifak illetine maruz bırakılan bir toplum bu hastalıktan kurtulmadıkça başka milletlerin oyuncağı olmaktan kurtulamayacaktır. İnsanları birbiri ile çekişen, aralarında güvensizlik ve düşmanlık duyguları yaygınlaşan bir toplumun huzur bulması bir yana varlığını sürdürmesi bile mümkün değildir. Birlik ve beraberliğin sürdürülebilmesi, milli bünyenin sağlığının, bütünlüğünün korunabilmesi için bütün fertlerin görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi ve uyanık olması gereklidir.

Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatıyor: Resulullah aleyhissselam buyurdular ki “Kim bir mü’minin dünyevi kederlerinden birini giderirse Allah da onun kıyamet günü kederlerinden birini giderir. Kim bir Müslümanın sırrını örterse Allah da onun dünya ve ahirette sırlarını örter. Kişi kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allah da onun yardımındadır.” Tirmizi, Sünen, Hudud, 15/3, [IV, 34])

Birlik ve beraberliği korumanın pratik yolu onu bozan davranışlardan kaçınmak suretiyle olur ki bu da yukarıdaki ayet ve hadislerde zikredildi. Kalplerde iman ve Allah için sevgi olduğu sürece endişeye gerek yoktur. Çünkü bu tür duygular raptedici duygulardandır. Bu duygulara sahip her fert, gerekli olan bütünleştirici davranışlarda bulunmaktan kaçınmaz. Bu görevleri hasbi olarak ve insanlığın iyiliği için yapmakla mesut olunacağı bilinmelidir. Fertleri kavga ve niza içinde boğuşan, kin, nefret, haset duygularıyla kavrulan toplumlar huzursuzdur. Tarihin her devresinde ancak “birlik ve beraberlik, kardeşlik ruhu içinde, iyilik ve hayırda yarışan ve yardımlaşan toplumların huzura kavuştukları” görülmüştür. Aksi vaki değildir. %99’u Müslüman olan bir ülkede huzurun sağlanması için “ümmet bilincini” kavramak ve pekiştirmek zorundayız. Vesselam…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Aralık 2015

Sayı: 329

İlkadım Arşiv