Ocak 2014 Abdullah GÜLCEMAL A- A+
A- A+

Hoşgörü Dershanesi

Yaşayan Hoca var, ölen Hoca var.

Toplayıp toplayıp, bölen Hoca var.

Hoşgörü, diyalog dinler arası;

Ağlayan Hoca var, gülen Hoca var!....


Fethullah Gülen Hocaefendi Cemaati’nin, dershanelerin dönüştürülmesi konusunda haklılık payları olabilir.

Ama hakaret hakları yoktur. Düşüncelerini, görüşlerini, tekliflerini, kardeşlik hukuku içerisinde dile getirebiliriler.

Geriye dönüp bakmalılar. Ülke ve millet olarak birlikte hangi bâdireleri atlatarak bugünlere geldik.

Küfür cephesinden saldıranlar görevlerini yapıyorlar.

Peki, hoşgörü ve hizmet hareketi mensubu kardeşlerimize ne diyelim?

Ellerinde bulunan medya gücünü, sosyal medyayı ve haber kanallarını gerçekten Başbakanın ifadesiyle “kurşun gibi manşetler” atarak kullanması, toplumun her kesiminden inanan insanları derinden yaraladı.

Hoca efendinin Bülent Ecevit’e, Süleyman Demirel’e, Mesut Yılmaz’a, Çevik Bir’e, Deniz Baykal’a, Kemal Kılıçdaroğlu’na, Emin Çölaşan’a göstermiş olduğu nezaket ve hoşgörü, Sayın Başbakan Erdoğan ve Hükümetinden neden esirgeniyor acaba?

28 Şubat’ın Milli Güvenlik Kurulunu bir “içtihad” kurumu olarak görüp, hatalarına bile “bir sevap” verileceğini söyleyen Muhterem Hocaefendi; acaba Başbakan’da Firavun’luğun, Karun’luğun hangi özelliklerini gördü de topyekûn bir saldırı başlattı.

Merak ediyoruz, cemaatin hoşgörüsü ve diyalogu sadece kendi müntesiplerine ve suyun öbür tarafındakileri mi?

Boğuluyorum…

Daha fazla bir şey söyleyemeyeceğim…

Gönlü incinen, kolu-kanadı kırılan dertlilerin duygularına tercüman olan bir hanım kardeşimizin özetleyerek aktardığımız şu çığlık ve feryatlarını da hoş görebilecek misiniz acaba ?...

“Bizde Kırılacak Kol Kanat da Kalmadı Hocam… (CEMİLE BAYRAKTAR/ www.derindusunce.org)

…….

Muhterem Hocaefendi ve talebeleri,

Sizler de gayet iyi biliyorsunuz ki mesele dershane meselesi değil, mesele Allah’ın rızasını, Peygamber’in davetini yaymak için çıktığınız o hayır yolunda -ki Allah sizlerden razı olsun, bu konudaki hayrınızı anmayan zalimdir- saptığınız yanlış yollar ve tebliğ metodunuzdaki tefrid (noksan kalış) takiyye yapa yapa zikrettiğiniz şeye dönüşmeniz gibi elem verici haller nedeniyle ümmet arasındaki bilinçli yalnız kalma isteğiniz bizi maalesef bu acı günlere getirdi. Bu manevi kusura maddi kusurlarınız da eklendi, merak ediyorum bir Müslüman olarak vicdanınızı aşağıda sayacağım kusurlarınız karşısında nasıl susturdunuz?

-28 Subat günlerinde Erbakan Hoca’ya “çekilin” diyen manşetleri, öğrencilerinize başınızı açın direktifini, biz direnen kardeşlerinizden bazılarına “terörist” sıfatını uygun görürken bizim kırılan kollarımızı bırakın kırılan kalplerimizi hiç mi düşünmediniz?

-Polis Kolejleri sınavlarında ve bazı sınavlarda soruları bazılarına verirken hakkı yenen öğrenciler hiç mi rüyânıza girmedi?

-Mavi Marmara’da şehit edilen kardeşlerimiz için “Otoriteden izin alsaydılar” derken hiç mi canınız yanmadı?

-Ülkenizin Başbakan’ı “One minute” diyerek zulme maruz kalmış bir halk için hakkı haykırırken buruşan yüzlerinizden dolayı hiç mi kederlenmediniz?

-Evladı asit kuyusunda can veren, yavrusunun cesedine işkence edilen Kürt; askere uğurladığı civan evladının tabutunu alan Türk analar ve babalar sekte vurduğunuz süreç içerisinde attığınız baslıklar ve “Süreç lehine bir şey yazılmayacak” diye emir verdiğiniz gazetecilerinizden yana hiç mi vicdanınız sızlamadı?

-Sizi bitirmek isteyenlere karşı MGK’da “Gülen’i bitirin” diyenleri, imzayı basıp içeri tıkanlara karşı kin ve nefret kusarken hiç mi ahd’e vefâ aklınızdan geçmedi?

-Yarım asırdır Filistinli çocukların kollarını kanatlarını taşlarla ezen -ki kol kanat kırılışı budur-İsrail’e gazetenizde “Sizinle sorunu olan Ak Parti ile sorunumuz var” derken, hiç mi gözünüzün önünden geçmedi siyah gözlü o Arap çocuğun yanağından sızan kana karışmış gözyaşı?

-Dünyaya zulüm salan İsrail’den, insanları yetmeyince Müslümanları insansız hava araçlarıyla katleden ABD’den esirgemediğiniz empatiyi ve sempatiyi neden bizden esirgediniz?

-Hiç kimseye karşı eksik etmediğiniz hüsn-i zannınızı size “Bu kardeşlerim ne istedi de geri çevirdim?” diyen adamdan esirgerken hiç mi “Acaba…” demediniz?

Daha neler… neler… Tüm bunlara rağmen sizlere bugüne kadar hüsn-i zannımı yitirmedim, bunun için kendimle çok büyük bir mücadele içine girdim.

Son olarak; ikide bir “Gayretullah’a dokunur” diyorsunuz da, Gayretullah’a dokunursa bu ümmeti bölmeniz dokunur. Sizin karşınızda kardeşleriniz var, bir gün bile kardeş gibi görmediğiniz ama Allah’ın hatırına size kardeş gibi davrananlar var. Vaktiyle bize takiyyelerinize bozulduğumuzda “Bir yere gelene kadar böyle…” derdiniz, şimdi bir yere geldiniz, gücü elinizde tutuyorsunuz, bir yere geldiğinizde olacağınız şey bu muydu?

…….”

Kimine hoşgörü, kimine boş görü öyle mi ?... 

Hoşgörü dershanesinden umarım herkes hissesine düşen dersi almıştır.


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2014

Sayı: 306

İlkadım Arşiv