Hayat Hakkı
Ekim 2016 Selim ARMAĞAN A- A+
A- A+

Hayat Hakkı

“…Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir kişiyi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir kişinin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur…” (Maide, 32)

Zulüm, sözü yerinde kullanmamaktan, haksızlık etmeye, eziyet, işkence ve baskı yapmaya, adaletsizlik yapmaktan, söz ve fiilde sınırı aşmaya kadar her türlü karanlık işe denir. Zulümât, aydınlığın karşıtı olan karanlıktır. Nasıl ki nurun sahibi Allah’sa zulmün sahibi de hakkı tanımayan karanlıktaki zalim insandır.

Zulmün en büyüğü Allah’a şirk koşmak sonrada adam öldürmektir. Efendimiz aleyhisselam’a bir adam büyük günahlardan sormuş. O da; “Büyük günahlar dokuzdur! Allah’a şirk koşmak, adam öldürmek, sihir yapmak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, namuslu kadınlara iftira etmek, anne ve babaya haksızlık etmek, kıbleniz olan Beytü’l Haram’da günah işlemeyi helal saymaktır.” (Ebu Davud) buyurmuştur.

Kur’an-ı Kerim’de;

“…Her kim Allah’ın koyduğu kuralları aşarsa, işte onlar zalimlerdir.” (Bakara, 229)

“Allah zalimleri sevmez.”

“Zalimlere meyletmeyin, yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah’tan başka bir veliniz yoktur. Sonra yardım da görmezsiniz.” (Hud, 113)

Ayetleri ile zalimin kim olduğu, Allah’ın zalimleri sevmediği, onların cehennemde ateşle terbiye edileceği, tevbe edip Allah’a dönmezlerse yardımcı da bulamayacakları veciz bir şekilde özetlenmiştir.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim ve onun önek uygulayıcısı Efendimizin sünnetleri ebediyete kadar bizimle olacaktır. Buradan hareketle bugünlerimizi onun ifadesi ile “herc’in” çoğaldığı günler olarak görebiliriz. Aleyhissalatü vesselam Efendimiz “Herc” artmadıkça kıyamet kopmaz!” buyurdular. “Herc” nedir ey Allah’ın Resulü diye sorulduğunda. “Öldürmek! Öldürmek!” buyurdular.” (Müslim)

İslam dünyası ve ülkemizde dökülen kanların hesabı tutulamaz olmuştur. Müslüman’ım diyen kişiler Allah’tan korkmadan, kullarından utanmadan, dünya ve ahiret cezasına aldırış etmeden Rabbimizin “en güzel şekilde yarattım” “ona kendi ruhumdan üfledim” dediği cana kıyar oldular. Rasulullah aleyhisselam bırakalım Müslümanların canına el uzatmayı münafıkların, hatta savaşta bile olunsa gayrimüslimlerin silah çekmeyenlerinin canını bağışlamış, onlara dokunulmasını yasaklamıştır. Hata ile öldürülenlerin diyetlerini ödemiştir.

Bugünlerde ülkemizde ve İslam dünyasında insanların öldürülmesini dine dayandıranların kaynağı ne Allah’ın kitabı ne de sevgili Resulü Efendimiz aleyhisselam’ın sünnetidir. Bunlar düşmanların silahları ile silahlanmış, onlar gibi düşünen ve onlara uşaklık eden türedilerdir. İslam insanların yaşama hakları başta olmak üzere tüm haklarını teminat altına almıştır.

Efendimiz “Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden önce o kimseyle helalleşsin. Yoksa kendisinin salih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından alınır, hak sahibine verilir. Şayet iyilikleri yoksa kendisine zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir.” (Buhari) buyurmuştur.

İslam hayatın her yönüne her asırda öneriler ve çözümler getirmiştir. Hal böyleyken ne oldu mü’minlere de hem iman ettiler hem zina ettiler, faiz yediler. Hem “mü’minler kardeştir.” dediler hem de birbirinin boynunu vurdular. Sonra da kendileri için cennetin nadide bir köşesinde yerlerinin olduğunu iddia ettiler.

Ne oldu bu Müslümanlara da inandıkları kitaplarını okumaz ve uygulanmaz hale geldiler, vahiy meleğinin dediğini yapmayacak, inandığı peygamberine işine gelmeyince itaati bırakıp pardon bu dediklerinizi yapamam diyebilmeyi inancına sığdırabilen kimseler oldular. Ne odlu da bırakın aynı ümmetin ferdi olmayı aynı ırkın, aynı anlayışın içinde dahi birbiri ile yaşayamaz ve yavrusunu yiyen kediler gibi tahammülsüz oldular?

Din, tecessüs etmeyin, ihanet etmeyin dedi. Biz bu işler için özel ekipler kurduk. Din yardımlaşın, iyiliklerde bulunun dedi, biz yardıma muhtaçları ya bir tekmede yere yıktık ya da Allah rızası için diyene “Allah versin”  deme cesaretini gösterdik. Dinimiz “kardeşler olun” dedi, biz “Kardeş katili olduk.” Dinimiz “içiniz dışınız bir olsun” dedi, biz sabah evliya postuna büründük, karanlıklar çökünce gözlerini kan bürümüş aç kurtlar gibi olduk.

Rabbimiz “Barışta hayır vardır.” buyurur. Barış sihirli bir kelimedir. İçimizden, ta ruhumuzun derinliklerinden başlar, bazen ahlak, bazen örf âdet, bazen töre, sosyal hukuk; bazen de savaşlara son veren kanla yazılmış zoraki kurallar olur.

Müslüman halklar, inançları ve yaşantı biçimleri ile kendi şımarıkları tarafından sürekli aşağılansalar da onların taşkınlıklarına, yalanlarına, düşmanlık ve tuzaklarına sabırlı olmalı, onları sürekli İslam daveti altında tutmalıdır. “Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir...” (Bakara, 263)

Barışa ulaşabilmek için adaleti tesis etmemiz gerekir. Kökü olmayanın dalı da olmaz, yaprağı da. Temeli haksızlıklar üzerine kurulan, insanlarının birbirinin boğazına sarıldığı kendine adil sistemler zamanla kendini yutarlar. İçinde kendi ışığını söndürecek karanlıkları beslerler. İçimizdeki birçok kimse, büyük felaketlerin küçük görülen davranışlardan çıktığının farkında olmayabilirler. Kibirlerinden başları Kaf dağının zirvesinde olabilir.

Unutmayalım ki; basit bir özden yaratıldık. Gurura kapılmaya, kibre, zulme ve haksızlığa gerek yok. Biz aynı babanın öz çocuklarıyız, üvey olanımız yok. Herkes dünyada ve ahirette yaptıklarının karşılığını hakkaniyetle bulmalıdır. Rabbi ile barışık olmayan kendisi ve çevresi ile de barışık olmaz. Allah’ın ayetlerine kulak vermeyenler kimseyi dinlemezler. Şimdi herkes kulaklarını hakka yeniden açmalı.

İşte reçetemiz: “Ey inananlar! Allah’tan sakınılması gerektiği gibi sakının. Sizler ancak MÜSLÜMAN olarak can verin. Toptan Allah’ın İP’ine sarılın, ayrılmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Düşmandınız, kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun nimeti sayesinde KARDEŞ oldunuz.” (Âl-i İmran, 102-105)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ekim 2016

Sayı: 339

İlkadım Arşiv