Nisan 2017 Abdullah GÜLCEMAL A- A+
A- A+

Hav’rupanın Hortlakları

İnsan kaçarsa itler saldırır emmi.

Dik duran insan iti yıldırır emmi.

Hele bir yiğitçe hücum eyle de gör,

İtler de, sahibi de çıldırır emmi.

A. Karakoç

 

Yaklaşık yüz-yüz elli yıldır yoğun bakıma alınıp, narkozla uyutulan bir millet yeniden uyanıyor Allah’a hamdolsun… Tarihin derinliklerinde adaletinin, inancının, irfanının, merhametinin, vicdanının, medeniyetinin kökleri bulunan bir devlet,  yavaş yavaş yeniden ayağa kalkıyor Allah’a şükürler olsun… Bu topraklara ayak bastığımız tarihten bu yana, bu asil millete içimizdeki ve dışımızdaki hainlerin, alçakların, kanı bozuk, sütü bozuk, mayası bozuk paşalar ve maşalar marifetiyle içirilmedik zehir, söylenmedik yalan, kurulmadık tuzak, vurulmadık darbe kalmamıştır!

Dört mevsim dalları budanmış olsa da, gövdesi kesilse de, dibine kezzap dökülse de, o ulu çınarın köklerinden yeni filizlerin fışkırması, Anadolu’nun anasından helâl süt emmiş şehadet sevdalısı yiğitlerine yeniden aşk, umut, heyecan ve güven verirken, kıyım ve sürgün günlerinin kanlı tablolarına bakarak keyifle kafa çeken sarhoş kütüklerin canını sıkıyor… Bu milletin hayrına olacak hiçbir iş için bir damla ter dökmemiş, bu vatan toprağına bir fidan dikmemiş bu kesim ekibinin, fışkıran filizlerin yeniden ulu çınarlar olarak yetişmemesi için, içeride dışarıda ne kadar eli bıçak, kılıç, balta, keser, kazma, kürek, hızar, tank, top, tüfek tutan menhuslar sürüsü varsa toplanıp salya-sümük üzerimize gelmelerinin sebebi bu uyanıştır… Bu diriliştir… Bu ayağa kalkma gayretleridir…

Bir vücuttaki kan damarlarında daralma veya tıkanma olursa, uygun ortam hazırlanarak, ehil tabipler tarafından gerekli tıbbi müdahale yapılır. Yapılmayacak olursa, o hasta ya felç olacak ya bitkisel bir hayat yaşayacak ya da ölecektir! Bir sistem düşünelim ki: l923’den l950’ye kadar, 27 yılda l9 hükümet… l950’den l980’e kadar 30 yılda 24 hükümet… 1980’den 2002’ye kadar 22 yılda 15 hükümet… Böyle bir sistem içinde istikrarı, kalkınmayı, büyümeyi, refahı, huzuru, güveni sağlayın bakalım nasıl yapacaksanız! Bu yönetim sistemi sürekli kriz üretiyor… Kaos üretiyor… Darbe yollarını açıyor, darbecilerin damarlarına kan pompalayıp, o alçaklara cesaret veriyor! 27 Mayıslar… 12 Eylüller… 15 Temmuzlar… Muhtıralar…

Şimdi yapılmak istenilen nedir? 1980 Darbe Anayasasının 18 maddesinde değişiklik yapılarak, yeni bir hükümet sistemini hayata geçirmektir. Bununla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerekli çalışmalar yapıldı. Her madde ayrı ayrı görüşüldü ve yapılan oylama sonucunda da kabul edildi. Tabi bu arada kırılan burunların, ısırılan bacakların “hayırsız” cepheye katkılarını bekleyip göreceğiz.

Şimdi ise 16 Nisan’da milletin önüne bir sandık konacak ve milletin ne dediğine bakılacak. Madem demokrasilerde “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.” Madem, “söz”de,“karar”da milletindir… Millet “EVET” derse yönetim şekli değişecek, “HAYIR” derse, eski hamam eski tas devam edecektir… Çoğu gittiii, azı kaldı! Bu toprak bizim, bu devlet bizim… Bu oylamayı biz yapacağız… Bu ülke de biz yaşayacağız… Şu Hav’rupanın itlerine de ne oluyor? Akşam sabah sürekli niye havlayıp duruyorlar? Hav’rupanın köpek besleyen, köpek gezdiren, köpekle yatan bir toplum olduğunu biliyoruz… Yalnız demokrasi hatırına(!) tavsiyemiz ve ricamız o ki, köpeklerine sahip olalar… Unutmasınlar ki kudurmuş köpek efendisini tanımaz…

Türk Milleti olarak 16 Nisan’da yapacağımız referandum, Avrupa’yı niye bu kadar ilgilendiriyor? Kaygısı Almanya’nın ayılarına, Hollanda’nın itlerine, İsviçre’nin maymunlarına, Fransa’nın domuzlarına, Danimarka’nın çakallarına mı düştü?! Türkiye olarak 40-50 yıldır, dost görünen kahpe düşmanlarımızın kurduğu, koruduğu, besleyip büyüttüğü ve üzerimize saldığı terör belasıyla uğraşıyoruz. Maddi ve manevi bütün gücümüzü terörle mücadele için sarf ediyoruz. Biliyoruz ki, her türlü şer odaklarının arkasında, adı ister ABD, ister AB olsun, Siyonist-Haç’lı ittifakı vardır!

Çünkü bu milletin mukaddesatına dil uzatıp horlayanlar, torbalarında arpaları azalınca zırlayanlar, önlerine kemik atmayınca hırlayanlar, fırsatını bulunca soluğu Avrupa da alıp, oradan havlamaya devam ediyorlar… Varsın havlasınlar… Her köpeğin havlamasında duracak olursak, yolumuzun sonu hiç gelmeyecek demektir… Sözde demokrasinin beşiği, insan haklarına saygılı, medeni, hak ve özgürlükler ülkesi Avrupa!.. Kendilerinden olmayanlara karşı, hep taşları bağlayıp, köpekleri salıveren Avrupa!.. Her şeyiniz sahte… Her şeyiniz yalan… Bütün ilişkileriniz menfaat üzerine kurulmuştur… Çarklarınızın dişlileri arasında ezilen insanlıktır, merhamettir, vicdandır… Yaşayabilmeniz için almanız gereken tek gıda, mazlumların kan ve gözyaşlarıdır…

16 Nisan’da yapılacak olan referandum; Batı zihniyetinin o çirkin yüzünü dünüyle, bugünüyle ve yarınıyla apaçık göstermiştir. Eğer hâlâ batılı ve batıcı haçlı zihniyetinden insanlık adına erdemli bir davranış bekleyenler varsa; “YUH” olsun onların ham ervahlarına! Kim ne derse desin, işin aslı esası şudur: Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’ın, Başbakanlığı döneminde 30 Ocak 2009 tarihinde, “Davos”ta, “one minute” ikazı, bütün dünyada bir takım fay hatlarını kırdı… BM Kongresinde 5’li çetenin gözlerinin içine baka baka, o utanmaz ve kızarmaz yüzlerine karşı “Dünya 5’ten Büyüktür” diye haykırması çok zalimin uykusunu kaçırdı ve rahatsızlıkları da o günlerden başladı. Çünkü bu zamana kadar, despotların yüzüne karşı böylesine korkusuzca hakikatleri haykıran kimse çıkmamıştı!..

Günter Wallraff adındaki Alman gazeteci-yazar şöyle bir itiraf da bulunuyor: “Bundan15 yıl önce Türk Cumhurbaşkanının adını bilen tek Alman çıkmazdı. Şimdi Alman çocuklar Almanya’yı Merkel değil, Erdoğan yönetiyor sanıyor. Bunun tek açıklaması Türkiye’nin güçlenip birçok konuda Almanya’ya rakip olması.” Evet, Türkiye’nin uyanışı, dirilişi, ayağa kalkışı, güçlenmesidir haç’lı dünyasını rahatsız eden. Bütün gâvurların karın ağrısı da buradan ileri geliyor, gerisi lâf-ı güzaf… Türkiye Cumhuriyeti Bakanlarının, Türk vatandaşlarının yarım asırdır bulunduğu Avrupa ülkelerinde konuşturulmaması, ülkeye sokulmaması, randevuların iptal edilmesi gibi, insani ve hukuki hiçbir ölçüye sığmayan, izahı güç birtakım tavır ve davranışların, çirkin ve küstah beyanatların verdiği mesaj şudur: “Bizden size dost olmaz. Siz Müslüman olarak kalmaya devam ettikçe, uyandıkça, güçlendikçe, bizim de size olan düşmanlığımız artarak devam edecektir.”

Rakım olarak, Hollanda’nın deniz seviyesinin altında bir ülke olduğunu bilirdik de, ülkeyi yönetenlerin ülke rakımından daha alçak olduğunu bilmezdik. Bu vesileyle onu da öğrenmiş olduk… Ellerine dünyanın en güzel bayrağını alarak, kendi devletinin bir hanım Bakanı’nı karşılamaya gelen vatandaşların üzerine atlarıyla, itleriyle saldıran polislerine, Hollanda devleti birer “cesaret ve üstün hizmet madalyası (!)” verecektir her hâlde! Hav’rupanın bütün yöneticilerine bir teklifim olacak. Bundan sonra böyle olaylar tekerrür ederse, ellerinde Ay Yıldızlı al bayraklarını taşıyan Türklerin üzerine köpeklerinizi salmayın… Polisleriniz o görevi zaten yerine getiriyorlar! Anlaşıldı mı Hav’rupanın hortlakları!

Merhum Mehmed Akif, zamanında ne kadar güzel, ne kadar doğru söylemiş:

“Geziyor sokakta bir sürü salma it.

İt yetiştirmek için toprağı gayet münbit.”

Unutmayın ey Haç’ın gölgesinde “HAYIR” desteği arayan hayırsızlar… HİLÂL’in gölgesindekiler gönülden “EVET” diyorlar…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Nisan 2017

Sayı: 345

İlkadım Arşiv