Temmuz 2015 Mehmet ŞENTÜRK A- A+
A- A+

Haram Kavramı

İslâm dininde kesin olarak yapılmaması istenilen, yapılması Allah Teâlâ tarafından kesin bir delille yasaklanmış olan şeylerdir. Bir Müslüman için haramlardan kaçınmak, farzları işlemekten önde gelir.

Çoğunluk İslam hukukçularına göre, haram; kesin delil olan âyetle, mütevâtir ve meşhur hadisle veya zannî delil sayılan âhâd haberle (haber-i vâhid-bir tek kişinin rivayeti)  de sabit olur. Çünkü zannî deliller itikad konusunda delil sayılmazsa da, amel bakımından delil sayılır. Hanefilere göre ise, haram ancak kesin delille sabit olabilir. Bu da; âyet, mütevatir veya meşhur hadis kabilinden olur. Kur'ân'da şöyle buyurulur: "Diliniz yalana alışmış olduğu için her şeye, "şu helaldir, bu haramdır" demeyin" (en-Nahl, 116). Bu âyette, yasak edilen duruma düşülmemesi için, haberi vâhid gibi zannî bir delille, yapılmaması kesin olarak istenilen şeye "tahrimen mekruh" adını verirler. Âyette şöyle buyurulur: "Ey iman edenler, size açıklanınca, hoşumuza gitmeyecek şeyleri sormayın..." (el-Mâide, 101). Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurur: "Allah sizin için dedikoduyu, çok soru sormayı ve malı boşa harcamayı hoş görmedi" (Buhârî, İstikrâz,19). Tahrimen mekruh, vacibin karşıtıdır. Erkeklerin ipekli giymesi, altın yüzük takınması buna örnek verilebilir.

İkinci bir mekruh çeşidi de vardır ki oda tenzihen mekruh adını alır, mendub'un karşıtıdır. Helale yakındır.

Haramın Çeşitleri: Haram iki kısımdır:

a) Bizzat haram (haram bizatihi) Aslen haram olan. Buna liaynihî haram da denir. Allah ve Rasûlünün geçici bir sebebe dayalı olmaksızın baştan itibaren ve temelden haram kıldığı fiildir. Şarap, rakı, leş, domuz eti, zina, hırsızlık, ölü hayvan eti satma, evlenme engeli bulunanlarla evlenme gibi. Bunlardaki zarar, kendi bünyelerindeki kötülüğe dayanır. Doğrudan haramlar; genel olarak korunması zarûrî olan beş şeyi zedeleyen ve onlara zarar veren fiil ve hareketlerdir. Bu beş şey: Can, mal, akıl, din ve nesildir. Canı; öldürme yasağı, malı; hırsızlık, aklı; içki yasağı, dini; İslamî esasları temelinden bozan davranışların yasaklanması ve nesli de; zina yasağı korumuş olur.

b) Dolaylı haram: Aslında helal olduğu halde başka bir sebeple haram olan. Buna li gayrihî haram da denir.

Temelde meşru olduğu halde, haram kılınmasını gerekli kılan geçici bir durumla bağlantılı olan fiildir. Bu bizzat haram değildir, fakat bizzat haram olan bir şeye vâsıta olmaktadır. Meselâ; bir kadının avret yerine bakmak haramdır, çünkü zinaya sebep olmaktadır. Zina ise bizzat haramdır. Faizli satış haramdır, çünkü faiz bizzat haramdır. Bir menfaat karşılığı borç para vermek haramdır, çünkü faizciliğe götürür, bu ise haramdır. Meyve yemek helaldir. Fakat başkasının bahçesinden izinsiz olarak alınan meyve yemek haramdır.

Harama muhtaç etmeyecek kadar helâl vardır:

İslâm, insanların ruh ve bedenleri için faydalı olan ihtiyaç duyulan hiçbir şeyi haram kılmamıştır, haram kıldıkları ya sırf zarar yahut da-alkollü içkiler gibi- zararı faydasından çok olan şeylerdir. (Bakara, 219) Allah Teâlâ dileseydi insanların muhtaç olduğu bazı şeyleri de haram kılabilirdi. Çünkü mülk yalnızca O’nundur; kulun Rabb'ine itiraz hakkı olamaz. Ancak O, rahmetinin bir eseri olarak zararlı olanı haram kılmış ve onun yerini tutan, ona muhtaç etmeyen temiz ve faydalı şeyleri helâl kılmıştır. Bu cümleden olarak: Ok çekip fal bakmayı haram kılmış, bunun yerine istihâre duâsını koymuştur. Erkeklere ipeği haram kılmış, bunun yerine keten, yün ve pamuk nevinden elbiseler vermiştir. Pis ve zararlı yiyecek ve içecekleri haram kılmış, bunların yerini sayısız temiz, leziz ve faydalı yiyecek ve içeceklerle doldurmuştur....

Harama götüren herşey haramdır:

İslam’da harama götüren her şey haramdır. Kötü ve zararlı birşeyi önlemenin en makul ve kesin yolu, sebepleri ortadan kaldırmak, vâsıtaları yok etmektir. İşte İslâm’ın haram mevzûunda tuttuğu yol da budur. Meselâ zinâyı haram kılmıştır. Maksat zina suçunun meydana gelmesi ve suçlunun haram işlediği için ceza görmesi değil, suçun işlenmemesidir. Bunun için de yalnız ceza kâfi değildir; suça iten sebeplere inmek gerekir. Bundan dolayı İslâmda bir taraftan evlenme kolay, boşanma mümkün kılınmış, diğer yandan aşırı açıklık, saçıklık, başbaşa bulunma, müstehcen, tahrik edici resim ve müzik, gereksiz beraberlik... yasaklanmış, haram kılınmıştır. Sivrisineklerden kurtulmak için önce bataklığın kurutulmasına çalışılmalıdır.
Haram konusunda hile de haramdır:

Bir yolunu bularak, kitabına uydurarak veya ismini değiştirerek haramı işlemek, sorumluluğu kaldırmaz.; aksine bu yollar ve çareler de haramdır. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.): "Ümmetimden bir gurup başka bir isim koyarak şarabı helâl sayacaktır." (Buhârî, K. el-Eşribe, 6; Ebû-Dâvûd, K. el-Eşribe, 6.) buyruğu ile buna işaret etmiştir. Müstehcen gösteri, eser ve hareketlere "san'at", faize "sermaye kârı" demek bunları helâl kılmaz.

İyi niyet haramı meşrû kılmaz:

İslâm'da niyete büyük önem ve değer verilmiş, "ameller ancak niyetlerle değerlenir" (Buhârî, K. Bed'i'l-Vahy, 1, el-İman, 41; Müslim, K. el-İmârah, 155. ) buyurulmuştur. İbâdetlerin makbul ve muteber olması niyete bağlı bulunduğu gibi, alelâde ve tabiî işlerin ibâdet sayılması da niyetle mümkün olmaktadır. Helâl yoldan rızık kazanmak niyetiyle çalışmak, harama karşı nefsi dizginlemek maksadıyla eşi ile birleşmek-bu niyetler sebebiyle- ibâdet sayılmaktadır.

Bütün bunların yanında İslâmın bir prensibi daha vardır: "Vâsıtalar da gâye gibi meşru olacaktır." Maksada ulaşmak için her vâsıtayı caiz gören makyavelist görüşü İslâm kabul etmemiştir. Bunun tabiî neticesi, iyi niyetle güzel bir netice elde etmek için de olsa haram işlemenin caiz olmamasıdır. Câmî yapmak, hayır müessesesi vücuda getirmek... için kumar oynamak, hırsızlık ve faizcilik yapmak.... tecviz edilmemiştir. Peygamberimiz: "Allah iyi ve temizdir; ancak temizi (helâli) kabul eder, Allah Peygamberlerine emrettiğini müminlere de emretmiştir. Ve "Ey Peygamberler! Temiz ve helâl olan şeylerden yiyiniz ve iyi işler yapınız; şüphesiz ben ne yaptığınızı bilmekteyim." (Mü'minûn, 51)" buyurduğu gibi, "Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiklerimden helâl ve temiz olanları yiyiniz" (Bakara, 172) de buyurmuştur..." Bir de "Aylarca yolculuk yapan, saçı-başı dağınık, toz-toprak içinde ellerini semaya kaldırıp: "Ya Rab! Ya Rab!” diyen, halbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram olan, haram ile gıdalanmış bulunan adamın (hacı adayının) durumunu dile getirerek: "Bunun duası nasıl kabul olunacak?" diyen Peygamberimiz (s.a.v.) bu ifadeleriyle yukarda ki prensibe ışık tutmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned; el-Münzîrî, et-Tergîb ve't-Terhib),

"Haramdan mal kazanmış hiçbir kul yoktur ki bununla yaptığı tasadduk kabul edilsin ve nafaka harcamalarına bereket verilsin! Geride bıraktığı da yalnızca cehenneme yolculuğunda ona azık olur. Şüphesiz Allah Teâlâ kötüyü kötü ile silmez, aksine kötüyü iyi ile siler; nitekim pis de pis olanı temizleyemez." (Ahmed b. Hanbel, Müsned; el-Münzîrî, et-Tergîb ve't-Terhib), hadisi de aynı hükmü teyid etmektedir.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Temmuz 2015

Sayı: 324

İlkadım Arşiv