Ekim 2012 M. Selçuk ÖZDOĞAN A- A+
A- A+

Halil Günenç Hoca Hayat ve Hatıratı & Nezir Demircan

Kıymetli İlkadım Kitaplığı okuyucularımız. Bu ayki sayımızda köşemizde Zeki SOYAK Hocamızın dostlarından biri olan Halil GÜNENÇ Hocaefendi’nin hayatıyla ilgili damadı Nezir DEMİRCAN’ın hazırladığı kitabı inceleyeceğiz. Yazarımızı tebrik etmek lazım. Çünkü âlimlerimizin büyük çoğunluğunun hayat hikâyeleri vefat ettikleri zaman kaleme alınıyor. Nezir Demircan bir âlimi hayattayken bizlere tanıtıyor. Halil GÜNENÇ Hocamız kendisini biraz daha ayrıntılı bir şekilde tanıtsaydı daha güzel olurdu. Hocamız kitaba fazla müdahale etmemiş. Eğitim öğretim hayatını, hocalık hayatındaki tecrübeleri kendi anlatımıyla okusaydık bizler için çok daha faydalı olurdu. Halil Günenç Hocamızı 40 yıla yakın bir zamandır beraberliği bulunan damadı Nezir Demircan’ın tanıtması kitabımızın güzel yanı.

Kitabımızın ilk bölümünü okurken 70-80 yıl öncesine gidiyoruz. Eğitim öğretim hayatının zorluğuna rağmen taliplilerinin o zorluklara katlanarak o ilmi almak için gösterdikleri çabayı görüyoruz. Âlim olmak kıymetli bir tabir o zamanlar. Hocaefendi 10 yaşında Mardin’den ilim öğrenmek için Suriye’ye gidiyor. Fedakârlığın böylesi. Yol çilesini herhalde anlatmaya gerek yok. Ayrıca o dönemde isteyenin istediği medreseye gidebilmesi, istediği zaman okuduğu medreseyi değiştirebilmesi eğitimin özgürlüğü adına değinilmesi gereken bir nokta. Ayrıca üzerinde durulması gereken bir nokta da medreseden icazet alan bir kişinin ilmini yaymak için çok rahat medrese açabilmesi. Hocaefendi Türkiye’ye döndükten sonra iki yerde medrese açıyor. İlmin önemini kaybetmesiyle birlikte Diyanet’te görev almaya başlıyor. Okurken tebessüm ettiren hatıraları da yazarımız aralara güzel bir şekilde yerleştirmiş. “Medreseye yaşlıca bir talebe gelir. Hiçbir dini bilgisi yoktur. İlk defa harflerle ve Arapça ile Halil Hoca’nın medresesinde karşılaşacaktır. Hocaefendi bu yeni talebesine bir şeyler okutmak üzere derse başlar. Henüz bir satır okumuşlardır ki Hocaefendinin misafirleri gelir. İlim ve âlimin durumundan konuşurlar. Az önce bir satır ders almış bulunan yeni talebe de bu sohbete karışır ve fikrini söyler: Cenab-ı Hak, bizim gibi âlimlere büyük sorumluluklar yüklemiştir.”Günümüzde âlim geçinenlere güzel bir örnek.

 Hocaefendinin Urfa müftülüğü günlerini okurken aklıma Zeki Soyak Hocamızın da aynı tarihlerde Urfa İmam Hatip Lisesi müdürü olması geldi. Zeki Hocamızla Halil Hocamızın tanışmaları gerekiyor diye okumaya devam ederken kitabın en sonunda Zeki Hocamızın Halil Günenç ile ilgili 2004 yılında yazdığı yazıyı gördüm. Aradığımı buldum.

Halil Hocaefendiyi Zeki Hocamızın satırlarından tanıyalım: “ Hocaefendi: samimi, mütevazı, çok tabii idi. Urfa’da dört yıl kaldım, bu müddet içinde onun hiçbir yapmacık davranışına şahit olmadım. Her işinde, her sözünde çok tabii, küçük-büyük, fakir-zengin, cahil-âlim, her insanla ilişkilerinde çok samimi ve çok mütevazi idi. Hocaefendiyi tanıdıkça daha çok sevdim. Aramızda çok içten bir dostluk kuruldu. Hocaefendi: kâmil bir mümin, salih bir Müslüman, ilmiyle amil bir âlim, hem Şafii hem de Hanefi fıkhını çok iyi bilen nadir âlimlerden biridir.”


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ekim 2012

Sayı: 291

İlkadım Arşiv