Ocak 2022 Mahmut AVEDER A- A+
A- A+

HADİS İKLİMİ- Şehitlik

Humeyd diyor ki, "Enes b. Malik'ten (ra) işittiğime göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Ölüp de Allah katında hayırlı bir mertebeye erişen kullar içinde, şehitten başka hiç kimse kendisine içindekilerle birlikte dünya verilecek olsa bile yeniden dünyaya gelmek istemez. Şehit, şehitliğin ne kadar üstün bir mertebe olduğunu gördüğü için, dünyaya dönüp bir kez daha şehit olmayı arzular.”(Buhari)

Şehit "şahit olan, hazır bulunan" demektir. Ölüp yok olan, kaybolup giden (gaib) değil, berhayat olan, tabiri caizse ölümsüzleşendir. Bunun içindir ki şehit diridir, ölmez, ona "ölü" denmez. Yeri ve zamanı geldiğinde canından daha mukaddes bildiği dini, milli ve manevi değerler uğruna dünyadan ve dünyadaki her şeyden vazgeçip canını ortaya koyan kimsedir.

Hz. Ömer'in veciz tarifiyle, "Şehit, kendisini Allah'a adayan kimsedir." Şehitlerin farklı dereceleri vardır ve bu dereceler, onların niyetleri ve amelleri istikametinde farklılık arz etmektedir. Bu konuda Hz. Peygamber dört çeşit şehitten söz eder. Birincisi, düşmanla karşılaşıp öldürülünceye kadar Allah'a sadık kalan, imanı sağlam mümin kişidir. Bu kişiye kıyamet günü insanlar başlarını kaldırıp bakacaklardır. Peygamber Efendimiz bunu anlatırken başını o kadar yukarı kaldırmıştır ki sarığı düşmüştür. İkincisi, düşmanla karşı karşıya gelip serseri bir okun isabet etmesiyle şehit düşen kişi olup, canını verirken sanki bir ağacın dikeni batmış gibi hafif bir acı hissedecektir. Bu da imanı sağlam mümin kişidir. Üçüncüsü, hayatta salih ameller ile birlikte kötülük de işleyen, düşmanla karşılaşan ve öldürülünceye kadar Allah'a sadık kalan mümin kişidir. Dördüncüsü ise kendine yazık eden (günahkar), buna rağmen düşmanla karşılaşıp Allah'a verdiği sözde durarak şehit oluncaya kadar savaşan mümin kişidir.

Görüldüğü üzere günahkâr da olsa, iman ve salih niyet ile Allah yolunda savaşan ve bu uğurda canını feda eden kimse için şehitlik, hem geçmişteki hataları affettirmenin hem de Allah nezdinde vaat edilen derecelere erişebilmenin yoludur. Cenab-ı Hakk'ın şehitlere tanıdığı imtiyaz, onların şehit düşme anlarından itibaren başlamaktadır. Onlar ölüm acısını neredeyse hiç hissetmezler, Peygamberimizin ifadesiyle ölüm onlara bir çimdik acısı kadar hafif gelir.

Peygamberimizin şehitliği yücelten bu sözlerinden, O’nun inananları savaşa teşvik ettiği anlaşılmamalıdır. O’nun istediği, haklı olunan yolda sebat ve cesaret gösterilmesidir. Nitekim O, ashabına savaşı istememeleri ve savaşı başlatan taraf olmamaları hususunda şu tavsiyede bulunmuştu: "Düşmanla karşılaşmayı asla istemeyin, ancak karşılaştığınızda da sabırlı olun!" (Buhari; Müslim)

Çeşitli hadislerde ifade edilen bir başka konu da "manevi şehitlik"tir. Rahmet Elçisi, şehitliğin sadece harp meydanında öldürülmekten ibaret olmadığını, farklı çeşitlerinin bulunduğunu beyan etmektedir. Çok arzuladıkları halde şehitlik mertebesine ulaşamayan ashabın üzüntüsünü dikkate alan Allah Resulü, büyük felaketler ve onulmaz hastalıklar sonucu ölen müminlerin de şehitlik sevabına nail olacaklarını belirterek onları teselli etmiştir.

Bunun dışında Allah Resulü, veba gibi bulaşıcı bir hastalıktan ölenlerin de şehit olduklarını bildirmiştir. Böylece Allah'ın belirlediği şekilde hayatını devam ettiren kişilerin karşılaştıkları çeşitli bela ve musibetlerin kendilerine mükafat olacağı belirtilmiştir.

Peygamberimiz; can, mal, ırz ve namusun müdafaasının da tıpkı dinin müdafaası gibi mukaddes olduğunu, dinin bu yüce meziyetleri korumak için var olduğunu ifade buyurmakta ve bu uğurda can verenlerin de şehitler mertebesine ulaşacaklarını belirtmektedir. Dolayısıyla can, mal, namus, akıl, din, millet ve bütün bunların hayatiyetini sürdürdüğü vatanı korumak uğruna ölümsüzleşen insanlar, yeryüzünde bu değerlerin ciddiye alınmasını sağlayarak toplumun rahat ve güven içerisinde yaşamasına vesile olmaktadır. Şehitlik, zaten ölümlü olan insanın yüce değerlerin yaşatılması uğrunda ve sırf Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla canını Allah'a satmasıdır. Canını Allah'a satmanın karşılığında O'nun rızasını ve cenneti kazanmak vardır.

İşte bu karlı alışverişin farkında olan müminler, tarih boyunca savaş meydanlarına adeta bir gül bahçesine girer gibi girmişler, uğrunda yaşadıkları din, vatan, namus için şehit olarak Rablerine kavuştukları halde, hayatı güzellik ve iyilik yönünde değiştirme ve yönlendirme konusunda hala aktif bir unsur olmaya devam etmektedirler. Bu da onların biz fark etmesek de hala hayatta ve aramızda yaşıyor olduklarının en güzel işaretidir.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr