Temmuz 2022 Mahmut AVEDER A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

HADİS İKLİMİ- Kadın ve Toplum

İbn Ömer'den nakledildiğine göre, Allah Resulü aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Allah'ın kadın kullarının Allah'ın mescitlerine gelmelerine engel olmayın." (Müslim)

Rasulullah dönemi İslam toplumunda mescit, sadece bir ibadethaneden ibaret değildi. Sosyal hayatın merkezinde, ilmi, hukuki, siyasi pek çok faaliyetin icra edildiği bir mekândı. Bu itibarla hanımların mescitte bulunmaları, mescitteki etkinliklere de katılmaları anlamına geliyordu. Hanımların sosyal hayatın bu denli içinde yer alması, sonraki yıllarda Hz. Ömer'in torunu Bilal'i rahatsız etmeye başlamıştı. Babası Abdullah b. Ömer'e, hanımların mescide gelmesini engellemek istediğini söyleyince, Abdullah, oğluna çok kızmış ve şöyle demişti: “Ben sana Peygamber'in hadisini naklediyorum, sen ise hala, 'Vallahi hanımları mescitten alıkoyacağız.' diyorsun.”

Mescidin Rasulullah döneminde sosyal hayatın merkezi olması; kadını, erkeği ve çocuğuyla tüm inananları mescide bağlamış, mescitten uzak durmayı imkansız hale getirmişti. Allah Resulü'nün istediği de buydu. Bu nedenle Medine'ye geldikten sonra ensar hanımlarını bir evde toplamış, Hz. Ömer'i onlara elçi göndermişti. Hz. Ömer bu eve gelerek selam verdi. Hanımlar selamını aldılar. Hz. Ömer, kendisinin Allah Resulü'nün elçisi olduğunu belirttikten sonra Rasulullah'ın talebini onlara iletti. Rasulullah onların bayram namazları için namazgaha gelmesini istiyordu.

Medine'de bayram günleri Müslümanların bir arada oldukları, güçlerini ve beraberliklerini izhar ettikleri günler olmalıydı. Bu nedenle bayram namazlarında herkes namaz kılınan yerde toplanacaktı. Bayramın bereket, huzur ve coşkusundan hiçbir kadın mahrum olmamalıydı.

Hanımların da erkeklerin de toplumsal hayatta öğrenecekleri çok şey vardı. Allah Resulü mescitlerde dikkatlerin ve düşüncelerin ibadetten başka bir yere kaymasını istemiyordu. Öte yandan hanımların sosyal hayatta tesettür ayetine uygun bir tarzda giyinmeleri, dikkatleri üzerlerine toplayacak davranışlardan uzak durmaları gerekiyordu.

Asr-ı saadet döneminden uzaklaşıldıkça toplumda belirmeye başlayan ahlaki yozlaşma, kadınların namazlarını mescitlerde cemaatle kılmaları gerektiği yönündeki anlayışın değişmesine yol açmıştır. Nitekim müminlerin annesi Hz. Aişe, "Eğer Rasulullah aleyhisselam kadınların bugün icat ettikleri yeni adetleri görmüş olsaydı, İsrailoğulları döneminde kadınların men edildikleri gibi, muhakkak onları da mescide gitmekten menederdi." demiştir.

Efendimizi aleyhisselam’ı en iyi tanıyanlardan biri olarak Hz. Aişe'nin bu sözü, Müslüman hanımların, mescit başta olmak üzere toplum içinde her alanda, giyim-kuşam ve davranışlarıyla nezih ve saygın bir görünüme sahip olmalarına Peygamber Efendimizin ne kadar önem verdiğini göstermektedir.

Rasulullah döneminde hanımlar ilmi hayatın yanı sıra iş ve ticaret hayatında da kendilerini gösteriyorlardı. Hz. Aişe'nin kız kardeşi Esma çok çalışkan ve akıllı bir kadındı. Oldukça yorucu ve ağır bir iş olmasına rağmen eşi Zübeyr'in atına seyislik yapardı. Bir defasında evinin önünde, gölgede satış yapmak için kendisinden izin isteyen fakir bir adama eşi Zübeyr'in de onayını alarak izin veren Esma, böylece hem ticarete yardımcı olmuş hem de elde ettiği geliri tasadduk etmişti.

Bütün bu örnekler birlikte değerlendirildiğinde, Rasulullah aleyhisselam döneminde hanımların sosyal hak ve görevlerinin farkında olduklarını, bunları öğrenmeye, elde etmeye ve uygulamaya çalıştıklarını görmekteyiz. Onlar, ilim öğrenmek, ticaret yapmak, dayanışma ve yardımlaşma faaliyetlerinde yer almak, savaşlara katılmak, hasta ve yaralıları tedavi etmek gibi sosyal hayatın neredeyse her alanında yer almışlardır.

Diğer yandan ilk dönem İslam toplumunda kutlama ve eğlenceler dâhil olmak üzere pek çok sosyal faaliyetin mescit çatısı altında gerçekleştirildiği bilinmektedir. Bu durumda Rasulullah'ın, "hanımların sabahın alacakaranlığında dahi mescide gelmelerini" uygun bulması hanımları daima sosyal hayatın içinde tutmak istediğinin açık bir göstergesidir. Özellikle bayram günlerinde hanımları mescitte görmek istemesi, onları bayram sabahı namazgaha çağırması, onların hiçbir önemli ve değerli toplumsal faaliyetten uzak kalmayarak mutlaka toplumun içinde yer almalarını arzuladığını gözler önüne serer. Zira insan bir erkek ve bir dişiden yaratılmış, böylece milletlere ve kabilelere ayrılmıştır. Dolayısıyla kadının dışlandığı, tecrübe ve bilgi birikimini toplumun yararına sunamadığı, hayata dair karar ve planlara dahil edilmediği bir toplumsal hayat yaratılış kanuna aykırıdır.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr