HADİS İKLİMİ-Feraset
Ocak 2019 Mahmut AVEDER A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

HADİS İKLİMİ-Feraset

Ebu Said el-Hudrî’den nakledildiğine göre Rasulullah aleyhisselam; “Mü’minin ferasetinden sakının. Çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar, buyurdu ve ardından, Elbette bunda feraset sahipleri için ibretler vardır. (Hicr, 75) ayetini okudu.” (Tirmizi)

İnanmış insanın, olası her türlü tehlike ve tehdit karşısında uyanık olması, davranışlarında tedbirli olması ve kendi hatalarını faydalı tecrübelere dönüştürmesi, hiç şüphesiz feraset ve basireti elden bırakmamasına bağlıdır. Bu bakımdan, “Mü’minin ferasetinden sakının. Çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar.” diyen Allah Resulü aleyhisselam, ferasetli olmayı mü’min şahsiyetin temel bir karakteri olarak ifade etmiş ve ferasetle “Allah’ın nuru” arasında bir ilgi kurmuştur.

Feraset; bir şey hakkında derinlemesine, ayrıntılarıyla, incelikli bir şekilde düşünmektir. Belki de altıncı his denilen şeydir. Feraset sahibi mü’min, hayata dair güçlü öngörülere sahiptir ve istikametini bu öngörüleri muvacehesinde belirler.

Feraset, mü’minin aklı ve düşünce kabiliyetinin yanı sıra Rabbinin, ona iman karşılığında verdiği bir lütuf olarak da anlaşılabilir. Buradan hareketle Peygamber Efendimiz aleyhisselam’ın dolaylı bir şekilde mü’minin anlayışlı, uyanık ve ferasetli olmasını istediği de söylenebilir. Şüphesiz ferasetin, doğuştan gelen zekâ ve kabiliyet şeklinde ifade edilebilecek fıtrî yönü yanında, tecrübeyle artan yönleri de vardır. Sonradan kazanılan tecrübe, uzmanlık ve bilgi de feraseti tamamlayan unsurlardır.

Hz. Ali de muhtemelen bu nedenle, “Yaşlı bir kişinin fikri, bana, genç birinin görüşünden daha sevimlidir.” demiştir. Hz. Peygamber de feraset ve fetanet sahibi olması yani üstün zekâsı ve anlayış kabiliyeti sayesinde birçok gizli şeyi bilebilmiş ve geleceğe dönük doğru tahminler yapabilmiştir.

Rasulullah aleyhisselam, farklı sahabilerden gelen aynı sorulara fetaneti, feraseti, zekâsı ve anlayışı sayesinde muhatabının durumunu tespit ederek onların kişisel ihtiyaç ve eksikliklerini dikkate alan değişik cevaplar vermiştir.

İlk bakışta şartları itibariyle Müslümanların aleyhine gözüken ancak sonra lehine dönen Hudeybiye antlaşması da Hz. Peygamberin dehasını, ileri görüşlülüğünü, tahlil ve değerlendirme kabiliyetini açıkça ortaya koymaktadır. O halde, “Mü’min, Allah’ın nuruyla bakar.” ifadesini, “Mü’min, Allah’ın doğuştan kendisine verdiği özel yetenekleri ve kavrama kapasitesiyle bakar.” şeklinde anlamak mümkündür.

Peygamber Efendimiz aleyhisselam’ın, “Mü’minin ferasetinden sakının. Çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar.” dedikten sonra “Elbette bunda feraset sahipleri için ibretler vardır.” ayetini okumuş olması anlamlıdır. Burada, alametleri, işaretleri okuyabilen ve onların neye delalet ettiğini anlayabilen, eşyanınve varlıkların arkasındaki nihai manalara vakıf olan kişilerden söz edilmektedir.

Elbette mü’minin hem tarihte yaşananlara hem de etrafında olup biten her şeye ibret nazarıyla bakması gerekir. Mü’minin, “Allah’ın nuruyla bakması” onda böyle bir melekenin mevcudiyetini ifade etmektedir. Bu melekenin açığa çıkmasında insanın gayreti de önemlidir.

Ancak hırslarından, kaprislerinden arınıp nefsini tezkiye edebildiği oranda insanın sezgi gücü artar, kavrayışı ve feraseti kuvvet kazanır. İnsan, günahlara battığında, küçük hesapların peşinden koştuğunda kavrama yeteneğini kaybeder. O halde insanın Allah’ın nuruyla bakması, fıtri olana ve fıtratına dönmesiyle mümkündür.

Mü’minin, “Allah’ın nuruyla bakması”, yaratıcının ona bahşettiği bir nurla bakması ya da Allah’ın rızasına uygun amelleri yapması şeklinde de anlaşılabilir. Bu nur, onun gördüklerine bakmasını sağlayan akıldır, basirettir. İnanan insan gözleriyle görür, aklıyla bakar, kalbiyle idrak eder.

Ancak Allah’ın kendisine lütfettiği aklı işletebilirse bu manada “bakmış” olur. Bu meleke sayesinde kul, yaratıcının yaratmasındaki gaye ne ise eşyaya bu gayeye uygun olarak bakar. Artık Allah ile görmeye, işitmeye başlar. Nitekim Allah Teâlâ “Ben kulumu sevince de artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı mesabesinde olurum.” derken temsili bir ifadeyle, sevgisine mazhar olmuş kuluna yakınlaştığını belirtmek suretiyle ona büyük bir ikramda bulunmaktadır.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2019

Sayı: 366

İlkadım Arşiv