Mart 2016 Mahmut AVEDER A- A+
A- A+

Günah Mutlaka Kalbini Tırmalar

Nevvâs İbni Sem’ân radiyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu: “İyilik güzel ahlâktan ibarettir. Günah ise kalbini tırmalayıp durduğu halde insanların bilmesini istemediğin şeydir.” (Müslim, Tirmizi)

Günah ve kötülüğü kolayca anlamamız için bir ölçü getiren Resul-i Ekrem aleyhisselam bize diyor ki: Şayet yapılan iş gönülde bir huzursuzluk doğuruyor ve o işin başkaları tarafından duyulması istenmiyorsa o hareket mutlaka çirkindir, günahtır, yapılmasına Allah Teâlâ’nın izin vermediği bir harekettir. Çünkü insanların çoğu yaptıkları iyiliğin duyulmasını, bu sebeple kendilerine gıpta ve hayranlıkla bakılmasını isterler. Bu ölçü, herkesin rahatlıkla kullanabileceği şaşmaz bir ölçüdür. Zaten yapılan bir hareketin günah olup olmadığı hususunda şüpheye düşmek bile o hareketi terk etmek için yeterli bir sebeptir.

Günah kiriyle büsbütün kararmamış kalpler, iyi ve kötüyü ayna gibi gösterirler. Bu sebeple insan bir şey yapmak istediği zaman önce gönlüne bakmalıdır. Eğer o hareketi yapmaktan dolayı gönlünde bir rahatsızlık hissediyor, içini bir şüphe ve tedirginlik kemirip duruyorsa derhal o işten vazgeçmelidir. Çünkü sağlam bir vicdan insana doğru yolu gösterir.

Vâbisa İbni Ma’bed radiyallahu anh şöyle dedi: Rasulullah aleyhisselam’ın huzuruna varmıştım. Bana “İyiliğin ne olduğunu sormaya mı geldin?” buyurdu. Evet dedim. O zaman şunları söyledi “Kalbine danış. İyilik, nefsin uygun gördüğü ve yapılmasını kalbin onayladığı şeydir. Günah ise içini tırmalayan ve başkaları sana yap diye nice nice fetvalar verse bile içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir.” (Ahmed b. Hanbel, Dârimî)

Peygamber Efendimiz bu değerli sahabesine iyiliğin ne olduğunu kalbine danışarak öğrenmesini tavsiye ediyor. Günah ve ihtiraslarla zedelenmemiş bir kalbin iyiyi kötüden ayırt edebileceğini söylüyor. Günah ile lekelenmemiş kalbin iyiyi kötüden ayırma özelliğini Peygamber aleyhisselam şöyle açıklıyor:

“Mü’min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta meydana gelir. Eğer o günahı hemen bırakıp tevbe ve istiğfar ederse kalbi eski parlaklığına kavuşur. Günah işlemeye devam ederse siyah noktalar gittikçe çoğalır ve kalbini büsbütün kaplar. Bu siyah noktalar, Allah Teâlâ’nın ‘Hayır hayır, onların işlediği günahlar kalplerini paslandırıp körletmiştir.’ (Mutaffifîn, 14) diye belirttiği pastır.” (İbni Mace, Ahmed İbni Hanbel)

Demek ki günahlar, aynanın üzerinde oluşan kirler gibi zamanla görüntüyü bozar. Kalbi manevi kirlerle körelmeyen kimseler iyi, doğru ve güzeli kolayca tanıyıp fark ederler. İşte bu sebeple Efendimiz kalbi temiz, vicdanı saf olan sahabesine, bir işi yapman için başkaları sana binlerce fetva verse bile, onlara aldırma; sen fetvayı kalbinden al, kalbinin vereceği fetvaya uy buyurmaktadır.

Zira bir şahsı yakından ilgilendiren bir meseleyi, başkaları bütün yönleriyle bilemez. Bu sebeple de verecekleri fetvada hata edebilirler. Fakat kalbin sesi daima doğruyu ilham edeceği için yanılma ihtimali iyice azalır.

Gerçek ilim adamlarına bilinmeyen konularda elbette başvurulur ve verecekleri fetvalar aynen uygulanır. Fakat onlardan fetva koparmak için meseleyi olduğundan farklı şekilde anlatmak son derece hatalı olduğu gibi böyle bir fetvanın değeri de yoktur. Hele ilim adamı olmayan cahillerin “Yap canım, bu senin hakkındır; hiçbir günahı yoktur.” şeklindeki günaha yönlendirici teşviklerine uymamak gerekir.
Peygamber Efendimizin mübarek parmaklarıyla Vâbisa’nın göğsüne vurarak ısrarla: “Gönlüne sor, kalbine danış!” buyurması, herkesin kendi problemini daha iyi bileceğini göstermekte, içinde bir şüphe ve tereddüt uyanınca da o işten süratle uzaklaşması gerektiğini belirtmektedir.

Bu demek değildir ki; iş ehline götürülmeden, ehline sorulmadan herkes kendi fetvasını kendi verecek. Ehline sorulacak. Doğru bulmadığı bir konuda müsaade koparmak için de başkalarına değil, kalbine danışmalıdır. Zira fetva, soruş tarzına göre verilir. Yapılması şüpheli olan bazı şeyleri, haram olabileceğini düşünerek yapmaktan vazgeçmelidir.

Hasan İbni Ali radiyallahu anh şöyle dedi: Rasulullah aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu kendisinden duyup ezberledim: “Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!” (Buhari, Tirmizi, Nesâi)
Bir gün Müslümanlar İbni Mesud hazretlerine birçok mesele sordular. İbni Mesud onlara dedi ki: “Herhangi bir olayla karşılaşan kimse, meseleye Kur’an ayetlerinin ışığında çözüm arasın. Ayetlerde çözüm bulamayınca Rasulullah’ın verdiği hükümlere bakarak halletsin. Ayetlerde ve Hz. Peygamber’in hükümlerinde çözüm bulunmayan bir olayla karşılaşan kimse ilim adamlarının (salihlerin) verdiği fetvalara bakarak meseleye cevap arasın. O problemin Kur’an’da, hadislerde, ilim adamlarının fetvalarında cevabı yoksa aklını kullanarak ictihad yapsın. Sakın ha “Ben ictihad yapmaktan korkarım.” demesin. Çünkü helâl belli, haram bellidir. Helâlle haramın arasında şüpheli ve kapalı konular vardır. O halde sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyen şeye bak!”

Demek ki bir kimse problemini çözerken bu sırayı gözetecektir. Helâller ve haramlar belli olduğuna göre insan bu iki esası iyi bilirse, helâl ve haramın dışında kalan şüpheli konulardan da uzak durursa dinini tehlikeye sokmadan huzur içinde yaşayabilir.

Daha önceki hadislerde söylendiği üzere, dindar bir Müslümanın temiz kalbi ona iyi ile kötüyü gösterir. Mü’min doğruyu alıp yanlıştan kaçma alışkanlığına sahip olduğu için hangi davranışın şüpheli olduğunu kolayca sezer. Helâl mi yoksa haram mı olduğunu kestiremediği konulardan uzak durmak, dindarlığın ve takvanın esasını teşkil eder. Hatta bir kulun günaha girerim korkusuyla yapılması sakıncalı olmayan bazı şeylerden vazgeçmesi gerekir. Şayet vazgeçmezse, Allah Teâlâ’ya en üstün saygı duyanlar seviyesine çıkamaz.

Bir Müslümanın hedefi muttaki olabilmektir. Diğer bir ifadeyle Allah’a üstün saygı duyanlar ve O’nu gücendirmekten sakınanlar seviyesine ulaşmak, dünyaya veda edip giderken Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmış olmaktır. Bu hedefe varabilmek için, acaba bilerek veya bilmeyerek bir günah işler de Allah katındaki yerimi kaybeder miyim diye dikkatli ve titiz davranmak gerekir. Efendimizin buyurduğu gibi, yapılması ilk planda sakıncalı görünmeyen bazı davranışlardan bile günaha girme endişesiyle uzak durmalıdır.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mart 2016

Sayı: 332

İlkadım Arşiv