Mayıs 2012 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Emin Olmak

Mü’min Allah’tan (celle celâlühu) emin olmalı.

Peygamberinden emin olmalı.

Davasından emin olmalı, dava arkadaşlarından emin olmalı.

Emniyet, Allah’ın (celle celâlühu) kullarına bahşettiği en büyük nimetlerdendir. Emniyetsiz bir ortamda kendilerine emniyetin bahşedildiği kullar, en has kullardır. Bu hal onlara, Rablerine hakkıyla güvendikleri için bahşedilmiştir.

Onlar savaşta da barışta da Rablerine hakkıyla iman edip güvenmişlerdir. Allah (celle celâlühu) davasını günümüze taşıyanlar bu emin Müslümanlardır.

Rasul, Allah’a (celle celâlühu), Ashab da Rasulullaha sallallahu aleyhi vesellem güvenmeseydi bu dava bu günlere gelmezdi.

Rabbimiz Rasulüne ve onun şahsında tüm kullarına Rabba güvenmeyi telkin etmiştir.

“O halde sen Allah’a güvenip dayan çünkü sen apaçık hakikat üzeresin.”  (Neml, 79)

Allah’a (celle celâlühu) güvenmeyenler hiç kimseye güvenemezler. Rabbimiz öncelikle kendisine güvenilip dayanılmasını emretmektedir. Sonra da Allah’a (celle celâlühu) güvenip dayananlar kendi aralarında güveni tesis etmelidirler.

Allah’a (celle celâlühu) hakkıyla güvenenler, kendi kendilerine güveni tesis etmiş olurlar. Bu emniyet nefsine güvenden kaynaklanan bir emniyet değil. Rabbe güvenden kaynaklanan bir emniyettir. Bu iki emniyet arasında çok fark vardır. Rabbine güvenden kaynaklanan emniyet, kişiyi her türlü faaliyetinde başarsın başarmasın kişiyi güvene ulaştırırken, nefsine güvenden kaynaklanan emniyet duygusu, başarınca azgınlığa, kaybedince yıkıma taşır.

Rabbimiz, Rasulünün şahsında ümmetine Rasulünün hak, davasının da dosdoğru bir dava olduğunu haber veriyor.

“Sen sana vahyolunana sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen, dosdoğru yoldasın.” (Zuhruf, 43)

Dava sahibi, davanın sahibine ve onun elçisine inanacak, dolayısıyla davasına da hiç şüpheye düşmeden inanacaktır.

Davasında samimi olanları hiç bir korku, hiçbir meşakkat, hiçbir şiddet davasından alıkoymaz. Bütün bunların bir imtihan olduğunun farkındadır.

Rabbimiz:

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltmak ile deneriz. Sabredenleri müjdele! Sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman: ‘Biz Allah’ın kullarıyız ve biz ona döneceğiz’ derler.”  (Bakara, 155-156)

Rabbimizin yukarda saymış olduğu imtihan vesileleri, Allah’a (celle celâlühu) imanı zayıf olanların, Allah Rasulüne ve davasına olan güveni sarsılmasın diye uyarmaktadır. İmanı kemale erenler içinse bunlar bir engel değildir. Onlar, sabırlarıyla tüm engelleri aşmış Allah’a (celle celâlühu) dönüşe iman, onları en meşakkatli anlarda bile rahatlatmıştır.

Ashabın ve onun yolunu takip eden güzide Müslümanların hayatları bu güzelliklerle doludur.

Onları ne korku, ne açlık, ne de mallardan, canlardan eksilmesi, Rablerinin yolundan alıkoyamamıştır.

Rabbimiz, sürekli inananları sabırla Rablerine güvenmeye çağırmıştır:

“Allah’ın verdiği söz şüphesiz gerçektir” (Mü’min, 55)

“Ey Peygamber! Allah’ın yardımı sana ve sana uyan mü’minlere yeter.” (Enfal, 64)

Allah (celle celâlühu) ve Resulüne güvenerek Allah davasına hizmet edenler iki hayatlarında da huzur ve güvene kavuşacak, korktuklarından emin, umduklarına nail olacaklardır.

Emniyet ve güven ortamı, fert, aile ve toplumların denge unsurudur. Emniyet ve güvenin hâkim olmadığı yerde huzur ve mutluluğun tesisi mümkün değildir. Emniyet ve güven de ancak adaletin tesisi ile mümkün olur.

Adaletin olmadığı yerde korku hâkim olur. Korku ise her türlü maslahat ve menfaatı ya zayıflatır ya da tamamen ortadan kaldırır. Bunun neticesi olarak toplumda muhabbet zarar görür. Toplumları ayakta tutan ise fertlerin birbirini sevip saymalarıdır. Ferdin kendine güvensizliği ferdi, eşlerin birbirine güvensizliği aileleri, ortakların birbirine güvensizliği ortaklığı, öğretmenin öğrenciye, öğrencinin öğretmene güvensizliği eğitimi, toplumun hâkime güvensizliği adaleti, askerin komutanına, komutanın askere güvensizliği galibiyetleri, halkın hükümete, hükümetin halka güvensizliği iktidarları, hizmet edenlerin amirlerine, amirlerin de hizmet edenlere güvensizliği hizmeti, kulların Allah’a (celle celâlühu) güvensizliği de dini imanı yıkar. Öyleyse emniyet ve itimat ferd, aile ve toplumların yegâne temel unsurudur. Bunları kaybedenler her şeyini kaybeder. Birbirine güvenmeyenlerin aynı ortamda kalma zorunluluğu onları perişan eder. Fert, aile ve toplumda emniyet ve güvenin tesisi için, insanların ilahî ve Nebevî eğitimden geçmeleri şarttır.

Emniyetsizliğin insanları perişan ettiği Mekke cahiliye toplumunda emniyet ve güveni ile Nur gibi parlayan biri vardır. Daha Nübüvvet gelmeden önce toplum O’nu Muhammed-ül Emîn olarak tanıyor ve tanıtıyordu.  O âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem idi. O ve O’nun ashabı ferdî, ailevî ve toplumsal münasebetlerinde emniyet ve güvenin yegane temsilcileri idi. Kamil iman sayesinde önce Medine’de daha sonra Arap Yarımadası’nda ve tüm dünyada yaygın bir emniyet ve güven ortamı sağlamıştır. İnananlar emniyet ve güvenin bânisi iken inkarcılar sürekli emniyet ve güvenin yıkımcısı olmuşlardır. Müslümanlar yıkımcılara fırsat vermemelidir.

Başkalarının kendilerine güvenmesini ve itimat etmesini isteyenler, önce kendileri başkalarına güven ve itimat duygusu vermeleri gerekir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e her konuda inananlar O’nun nübüvvetini tasdik etmediler, bu bir sapmadır. Günümüzde Allah (celle celâlühu). Davasına hizmet iddiasında olanlar hizmetlerinin sıhhat ve selameti için açıkça İslam’a muhalif davranışlar olmadığı sürece birbirlerine karşı güven ve itimadı sarsacak davranışlardan şiddetle kaçınmaları gerekir. İndi mütalaalarla insanlar arasındaki güven ve itimadı sarsanlar hesabını Allah’a (celle celâlühu). verecektirler. Ferdî, ailevî, toplumsal münasebetlerinde emin olmayan, hem kendinin hem Müslümanların hem de davasının başına bela olur.

Allah’a (celle celâlühu) güvenen, O’nun davası uğruna her şeyini feda edebilmelidir.

Rabbimiz:

“Birbirinize bir emanet bırakırsanız, emanet bırakılan kimse emaneti sahibine versin ve Rabbi olan Allah’tan korksun.” buyurmaktadır. (Bakara, 28)

Emniyet nimetinin kıymetini bilelim, bu Allah davasını bizden sonrakilere sağlıklı bir şekilde bırakalım. Ölümünden sonra çocuklarına miras kavgası bırakan babalar gibi olmayalım.

Yakup as. Hz. Yusuf’a:

“Benden ayrıldıktan sonra başına neler geldi?” diye sorunca, O:

“Kardeşlerimin bana karşı yaptıklarını sorma. Allah’ın bana lütuf ve ihsanını sor.” diye cevap vermişti.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2012

Sayı: 286

İlkadım Arşiv