Mayıs 2012 M. Ali AKTAŞ A- A+
A- A+

Eğitimde Yönlendirme Yetkisi Kimde Olmalı?

Eğitim ve öğretimde okul, aile ve eğitime konu olan kişinin yaşadığı çevre ve toplum her zaman son derece etkili olmuştur. Bu etmenleri üçlü bir sacayağı olarak değerlendirecek olursak; bu üçlüden hangisi daha baskın ve etkili ise, ferdin yönelimi ve eğilimi de ağırlıklı olarak o yönde tecelli etmektedir. Hangisinin daha önemli olduğu ile ilgili karar vermek ise son derece zordur. Her üçü de birbirinden önemlidir.

  Eğitim ve öğretime konu olan malzeme çocuk olunca; bu canlı organizmayı elimizin altındaki bir hamur veya çamur olarak ele alamayacağımızı, ona istediğimiz şekli veremeyeceğimizi ve duygu, düşünce, karakter öğelerinin de ön planda tutulması gerektiğini bilmek gerekir. Burada çocuğun nerede okuyacağı, ne okuyacağı, sonuçta neyi gerçekleştirmesi gerektiği konusunda karar vermesi gereken kimdir?” sorusu önemli bir soru olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani geleceği ile ilgili çocuğun ebeveyni mi, devlet adına okul mu yoksa içinde yaşadığı çevresi mi karar vermelidir. Veyahut da bu çocukla ilgili karar vermek yönlendirmesinin zamanı hangi yaşta yapılmalıdır? Kriterleri neler olmalıdır?

  Devlet denilen ve âleme nizam veren kurum veya kuruluş, her şeyde tam yetkili olarak çocuğun eğitimi konusunda da tam yetkili mi olmalıdır? Yoksa bu iş tamamen ebeveyne mi bırakılmalıdır?

  Bütün bu sorular ve konular ailenin eğitim, bilgi ve kültür durumuna, devletin ideolojik yapısı ile yaşanılan dönemlerdeki demokratik veya antidemokratik yapısına, yaşanılan çevrenin eğitim ve öğretimle ne kadar ve hangi yönde ilgidar olduğuyla alakalı olarak değişik şekillerde karşımıza çıkmaktadır.

  Bazen ailenin eğitim ve öğretim ile ilgisi çok zayıf olmakta, çocuğunun yönlendirilmesini veya eğitim ve öğretim hayatı ile ilgili kararı tamamen başkalarına bırakabilmektedir. Hasbelkader çevrede çocuğu şefkat ve merhametle kucaklayacak aktörler var ise bu sağlıklı bir şekilde sonuçlanmakta; fakat çevre ve aktörler çok kötü ise maalesef toplum ve toplumun geleceği adına tehlike arz edebilecek bir sonuca doğru yelken açılabilmektedir. Bu sebepten dolayıdır ki, ebeveynin velayeti altındaki (velisi bulunduğu) çocuğun eğitim ve öğretim hayatı ile ilgili bilgi sahibi olması, ilgidar ve sahiplenici olması gerekir.

  “Çocuklarımızı biz mi yönlendiriyoruz, çocuklarımız mı bizi yönlendiriyor?” diye de bir soru sorulabilir. Aşırı çocuk sevgisi çocuğun eğitim ve öğretimi ile ilgili olsun, disipline edilmesiyle ilgili olsun, bizleri hatalı davranmaya yöneltebilmektedir. Herkes çocuğunu çok sever, ancak bu sevgi onun her dediğini yerine getirmek anlamına gelmemelidir.

  Bazı aileler de yaşam tarzı, hayata bakışı, iç dünyasındaki gerçekleştirmeyi düşündüğü hayalleri ile yaptıkları arasında tezat teşkil edebilecek bir yönlendirme hatası içerisinde olabilmekte; hâkim toplum yapısının etkisi altında kalarak çocuklarına kendi hayat tarzları ve düşünce yapıları ile ilgili hiçbir telkinde bulunmamakta veya bulunamamaktadır. Gelinen en son aşamada aile içerisinde gizlediği yönlendirme düşüncesini çocuğa dayatmaya çalışmakta, çocuk da haklı olarak “Siz bana bu yaşıma kadar beni hiç böyle bir okula göndereceğinizi söylemediniz ki”  tepkisiyle karşı karşıya kalabilmekte, son derece sıkıntılı bir süreç ve çocuklarıyla iletişim problemleri yaşayabilmektedirler. Önce Fen Lisesi, sonra Anadolu Öğretmen, sonra Anadolu liseleri vs. hiçbiri olmazsa, diye başlayıp devam edegelen,  popüler dallar hayranlığı ile toplumda öne çıkmanın derdini yaşayan,  çocuğun kabiliyetlerini, geleceğini ve toplumu bir kenara bırakıp bir yarış içerisine girenler hep bir yönlendirme hatasının kurbanlarıdır.

  Bazen iç dünya ile dış dünya arasında bir uyumsuzluk olabilmekte ve başkaları ne der, düşüncesi veya aileye mahcubiyet psikolojisi ile kişiler iç dünyalarının zıddına hareket edebilmekte olup ekonomik hayattaki artı gelişmeler yaşam standartlarını da değişikliğe uğratmakta; kişilerin kullandıkları eşyalarını, oturdukları mahalle ve evi, araçlarını değiştirmelerine sebep olabildiği, hatta komşuluk ilişkilerini, ilişki kurdukları insanların ekonomik gelişmişliğine kadar farklılaştırdıktan sonra, çocukların eğitim ve öğretimleri ile ilgili yargılarını da çok doğal olarak değiştirmektedir.

  Ülkemizde değişik dönemlerde değişik süreçler yaşanmış ve yaşanan süreçler insan karakterleri üzerinde de bir hayli etkili olmuş, toplumda davranış değişimi değil de başkalaşımın oluşmasına sebep olmuştur. Düşünce ve hayattaki uyum bozulmuş ve düşünceler dahi değişmiş; zorlama yorumlarla yeni düşünce ve hayat tarzlarının normalliği izah edilmeye çalışılmıştır.

  Meydanda kim var denildiğinde bir dönem ortalığı titrettiklerini iddia edenlerin ortalıkta görünmedikleri dönemler müşahede edilmiş. Bu başkalaşmaya başkaldıran, direnen yiğitler de her zaman olagelmiştir. Yoksa sahip olunan kaleler mesabesindeki kurumlarımızın muhafaza edilmesini nasıl izah edebiliriz. Gemiyi en son kaptanlar terk eder, gerçeğini bu samimi yiğitler verdikleri sözde sabit kalmaları neticesinde sahili selamete ulaştırarak göstermişlerdir.

  Bu ülkede ideolojik yaklaşımlarla hareket eden, halkın inançlarından, gerçeklerinden uzak, despot, ihtilalci ve darbeci yaklaşımlarla tek tip insan yetiştirmeye çalışan düşünce sahipleri her zaman değilse de son yüzyılımızda çoğunlukla hâkim bir güç haline gelmişlerdir.

   İktidarda olmasalar bile muktedir olabilmenin şartlarını, kendileri için garanti sayılabilecek maddeleri, görünen ve görünmeyen, yazılı olan ve olmayan yasalara her zaman yerleştirmişlerdir. Sonrasında gelenler ise korkaklıkları ve cehaletleri sebebiyle bu maddeleri değiştirilemez veya değiştirilmesi dahi teklif edilemez maddeler olarak algılamıştır.

  “Millete rağmenci” bu “ara dönem” diyebileceğimiz dönemler tamamen hukuk adına hukuksuzlukların hâkim olduğu dönemler olup;  haklının, hakkını aramaya gittiğinde kovulduğu dönemlerdir. Bazen özlenen bazen de post modern diye tabir edilen bu dönemlerde kural ve kanunlar hiçe sayılarak kararlar alınmış, astın ve üstün birbirini tanımadığı, toplum ve devlette hiyerarşinin tamamen kaybolduğu dönemler olarak tarihe kaydedilmiştir.

  Eğitim ve öğretim çok önemli bir konudur. Üzerinde söz söylemek ve eğitimle ilgili icraatta bulunmak uzmanlık gerektirir. Bir ülkede eğitim ve öğretimle ilgili en basit bir oynama bile, taşları yerinden oynatmakta, ülkenin gelecek onlarca yılının heba olmasına sebebiyet veren bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Hele hele Türkiye gibi doğusu, batısı, güneyi, kuzeyi tam bir mozaikten meydana gelen; çok farklı inanç, anlayış ve yaşam felsefeleri bulunan ülkelerdeki en küçük bir değişiklik dahi işin sonunu çok değişik mecralara sürükleyebilmektedir. Eğitim öğretim hayatının tam orta yerinde bulunan nesiller adına alınan her yeni karar, onların gelecekleri ile ilgili menfi neticeler doğurabilmekte ve mağduriyetlerine sebep olabilmektedir.

  Eğitim öğretimdeki yönlendirmelerde uygulanan metotların hepsinin fikri temeli de mevcuttur. Herkes hayalindeki geleceği gerçekleştirme adına bir gayretin içersinde. Kimilerine sorulsa M. Akif’in  “Asım”ını idol olarak gençliğin önüne koyalım, Necip Fazıl’ın Mehmet’e yazdığı mektupları ve Büyük Doğu gençliğini örnek alan bir gençlik yetiştirelim derken; kimileri de T. Fikret’in Haluk’unu idol olarak almayı öngörebiliyor. Yani herkes hayallerini bu gençlik üzerinden gerçekleştirmeyi ve fikirlerini hayata hâkim kılmayı arzuluyor.

  Eğitim-öğretim, bir çocuğun sadece örgün bir öğretim kurumuna gönderilmesi değildir. Aynı zamanda onun için ileride öngörülen hayat tarzını belirlemenin ve toplumu o yönde inşa etmenin de adımıdır diyebiliriz.

  Sahi, bizleri okullarla gönderen ebeveynlerimizin bu konudaki eğitim ve öğretimle ilgili kültürel altyapıları ne âlemde idi hiç düşündünüz mü?  Ben geriye dönüp baktığımda okul, mektep, medrese görmemiş ümmi diyebileceğimiz bir aile yapısının çoğumuz için geçerli olduğunu görüyorum; ama bizden önceki bu neslin sahip oldukları ümmi firasetleri sayesinde millete nasıl yol göstericilik yaptıklarını da tespit etmemiz yerinde olacaktır. Bu ümmi firasetin samimi, ihlaslı gayretlerinin neticesi bugün sahip olduğumuz birikimlerimizdir. Biz o nesli aştık, onlar görevlerini yaptılar ve fedakârlıklarını ortaya koydular. Bugün bizim fedakârlık günümüzdür.

  Bugün çocuklarımızı eğitim-öğretimde yönlendirirken gerçekten de karşılıklı iletişim ve diyaloga, ortak bir akla, eğitim paydaşlarının çok ciddi bir istişaresine ihtiyaç vardır. Çocuklarımız ne olursa daha mutlu ve müreffeh olacaklarından ziyade neyi gerçekleştirirlerse kendilerinin ve toplumun geleceği adına mutluluğun resmi ortaya çıkacaktır? Bunun düşünülmesi ve konuşulması gerekecektir. Bugün uygulanan modelde tek başına şu kişi veya kurum yönlendirsin denilemiyor, rehberlik uzmanları, öğrencinin derslerine giren sınıf rehberlik yürütme kurulu, sınıf rehber öğretmenlerinin yıllar itibariyle öğrencisiyle ilgili kanaatlerinin toplamı bir bilimsel veri olarak ortaya çıkmakta ve velinin de görüşü ile beraber bir ortak kanaat oluşturmaya çalışılmakta ve bu yönlendirme mekanizmasının altyapısını meydana getirmektedir. Ancak bütün bu konuların, bilimsel veriler de dâhil, ortaya koyduğu gayret veli tarafından kabullenilip kabullenilmeme hususunda bir değer ifade etmemekte. Veli istemediği takdirde bu yönlendirme isteğine uymama özgürlüğüne sahiptir.

  Burada uygulanmaya çalışılan metottaki kurulların ve aktörlerin tavsiyelerinin dikkate alınmaması ve son sözün ebeveyne bırakılması paydaşları rahatsız etmekte ve  “Mademki veli karar verecekti neden bu kadar veriyi toplamaya ve kurullarda görüşmeye çalıştık?” gibi hayıflanmalara sebep olmaktadır.

  Çocuklar ve geleceği ile ilgili tek başına kimse söz söyleme hakkına sahip olmamalı, ortak akıl devreye sokulmalı; ancak ilk eğitim ocağı anne kucağı olduğuna göre ebeveynin rolünün ağırlığı ortaya konulmalıdır. Bahse konu ümmi firaset, birçok millet ve memleket meselesini bu yolla çözmüştür. Bu yönlendirme ve yönelişlerin önünü kesmek isteyenler teveccüh edilen eğitim ve öğretim kurumlarının içini boşaltma yoluna gitmişlerdir. Ebeveynler bu durumlarda hep akademik olanı tercih edegelmişlerdir. Çocuğun kabiliyeti de yok sayılmamalı, ebeveyn de bilimsel verileri yok saymamalı; istişare mekanizması her zaman çalıştırılmalıdır.

  Eğitim ve öğretimde yönlendirme ve seçme çok önemlidir vesselam. Rabbim bizlere, geleceğimiz, tabiatın gözbebeği, toplumun hazineleri olan yavrularımızla ilgili doğru, güzel ve yerinde karar verebilmeyi firasetle hareket edebilmeyi; çocuklarımıza ise ailesine, toplum ve tüm insanlığa merhamet aşılayacak bir nesil olabilmeyi nasip eylesin inşallah.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2012

Sayı: 286

İlkadım Arşiv