Ağustos 2015 Doç. Dr. Rüştü YEŞİL A- A+
A- A+

Eğitimde İçerik Sorunu "Kavram Eğitimi"

Kavramlar; beynin, varlıkların ortak ya da benzer özelliklerinden yola çıkarak ürettiği soyut temsilciler olarak tanımlanabilir. Düşünme, canlı olma, akıl sahibi olma, ruhsal ve bedensel bir takım özelliklere sahip olma gibi bazı şartlara bağlı olarak beynin, bu özellikleri taşıyan varlıklara “insan” adını vermesi ve bu ad altında bir takım özellikleri toparlamış olması, kavram oluşturmaya örnek olarak verilebilir.

İnsanoğlunu farklı kılan akıl ve irade sahibi oluşu ile düşünebilme ve düşünce üretebilme yeteneğini kullanabilmesi, zihninde kurgulayabildiği kavramlarla yakından ilişkilidir. Kavramlar, bilgi ve düşünme hazinesinin yapıtaşlarını oluşturmaktadır. Bu nedenle beyin tarafından üretilen düşüncelerin niteliği ya da kalitesinin, kavramlara hakim olma durumuyla doğrudan ilişkili olduğu söylenebilir.

Burada kritik olan soru, kavramların oluşmasına temel olan bu özellikler listesinin nasıl oluşturulduğu ya da nelerden oluştuğudur. Bu oluşumun doğru ve gerçek temellere dayanması halinde kavramın doğru ve gerçek boyutlarıyla oluşması mümkün olabilmekte; bu kavramlara dayanarak üretilecek yeni kavram ya da düşünceler de doğru üretilebilmektedir. “İnsan”, “adalet”, “ahlak”, “akıl” vb. kavramlar, farklı denklemlerle bir araya gelip yeni kavramlar oluşmakta ya da düşünceler üretilmektedir. “Ahlaklı insan” gibi yeni kavramlar ya da “akıllı insan, kendisinin yanı sıra başkalarının da aklını kullanabilendir” düşüncesi, bu üretimlere örnek olarak verilebilir.

Düşüncelere hâkim olmanın ya da çerçevesinin çizilip kontrol edilebilmesinin yolunun, yapı taşları olan kavramların zihne doğru şekilde yerleştirilmesiyle mümkün olacağı belirtilmelidir. Başka bir ifade ile zihne kavramlar yerleştirilirken ya da içeriği doldurulurken doğru bileşenler ve özellikler listesine dayandırılması önemlidir. Örneğin “ ‘ahlak’ kavramının içeriğinde neler olmalıdır ya da muhtevasında neler bulunmalıdır? Hangi durumlar hangi çerçevede ahlak kavramıyla nasıl bir ilişki içerisinde zihne yerleştirilmelidir?” gibi sorunlar, kavram eğitiminin önemli boyutunu oluşturmaktadır.

Bu çerçevede eğitimciler, öğrencilerinin zihinsen şemaları oluşturulurken hedef kavramların içeriğinde nelere yer verilmesi ve nasıl bir zihin haritası oluşturulması gerektiği ile ilgili doğru tespitler yaparak işe başlamaları önem arz etmektedir. Bu aşamada yapılacak yanlış tespitler, ilerleyen dönemlerde yanlış kavram oluşumlarını; ardından da yanlış düşüncelerin üretilmesini beraberinde getirecektir.

Bugün eğitim sistemlerinin önemli çıkmazlarından birinin, zihinlerde doğru kavramların doğru çerçeve ile zihne yerleştirilememesidir. İletişim çatışmalarının, eksik ya da yanlış düşünceler üretmenin, yanlış çıkarımlarda bulunmanın ya da yargılar oluşturmanın temel nedenlerinin belki de başında, yanlış kavram oluşumları gelmektedir.

Bir kişinin “ahlak” kavramıyla ilişkilendirdiği ve ona göre değerlendirmelerde bulunduğu; buna karşılık başka insanların benzer yaklaşımda bulunmayıp belki de zıt değerlendirmelerde bulunması, kavramların ortak bir zeminde buluşturulamamasıdır. Bir kişi için “ahlaksızlık” olarak görülen bir davranışın başkalarınca “ahlaki” olarak değerlendirilmesi ve hükümlerde bulunulması bu farklılaşma ile alakalıdır. Bu tür sorunların ortak ve tek çözümü ise, aynı kavramsal zeminlere oturtulmuş bir zihinsel-kavramsal yapının oluşturulmasıdır. Bu durum ise eğitimcilerin çözebileceği bir sorun niteliği taşımaktadır.

Diğer taraftan, kavram eğitimi ile ilgili altı önemle çizilmesi gereken sorunlardan biri de hiç şüphesiz, düşünce ve tavır üretmek üzere beyne konumlandırılan kavramsal zeminin hangi ana kavramlardan oluştuğudur. Günümüzde hem eğitimci hem de fikir adamları tarafından önemli bir sorun olarak nitelendirilen düşünce yozlaşması sorunu bu konu ile ilgilidir. Kimi zaman “değer yozlaşması” kavramı ile de ifadelendirilen sorunun önemli bir boyutu, zihindeki kavram yozlaşması ile ilişkilidir.”Zihinsel kirlenme”, “bilgi kirliliği”, düşünce yozlaşması”, düşünce bunalımı” gibi daha birçok şekilde ifade edilen sorun, kavramlardaki kirlilik ya da yanlış kavramlar ağına sahip olan zihinsel yapıdan kaynaklanmaktadır.

Şimdi şu sorun üzerinde biraz daha durmak gerekir: Niçin geçmişte insanların zihinlerinde önemli bir yere sahip olan kavramlar, bugün aynı oranda zihinlerde yer bulamamaktadır? Ahlak, medeniyet, din, cihad, ibadet, kulluk, İlah, Rab, Hak-Batıl, ahiret, şehadet, fedakârlık, vb. daha birçok kavram, gerçekten de yeni yetişen neslin dimağlarında istenilen ölçüde ve istenilen kıvamda yer bulmakta mıdır? Niçin müslüman insanların gündeminden bu kavramlar ya tamamen çıkarılmış ya da içerisi boşaltılıp kavram olma yönü zayıflatılarak yalnızca konuşma cümlelerinde kullanılan “kelimeler” halini almıştır? Bu durum, “zihinsel erozyon”, “zihin yozlaşması”, “düşünce kirlenmesi” ya da “düşünce fakirliği”nin diğer adları değil midir?

Bu sorulara iç açıcı cevaplar verebilmek “keşke” mümkün olsaydı. Ama maalesef günlük hayatın değişik evrelerinde gözlenen odur ki yeni yetişen neslin zihninde, yukarıda örneklenen kavramlar yeterince yoğunlukta, kapsamda ve kıvamda yer almamaktadır. Artık üretilen düşünceler arzulanan kıvamda, yoğunlukta ve yaşama yön verecek güçte değildir. Düşünce ve eylem gündemini yeterince meşgul etmemektedir. Büyük bir fakirlik ve etkisizlik içerisindedir.

Bu tür kavramlara hâkim olmayan bir beyinlerden, bu kavramlar üzerine oturmuş düşüncelerin üretilmesi, medeniyetlerin kurgulanması beklenemez, beklenmemelidir. Dinin günlük hayata hükmedebilmesi, dünyanın farklı yerlerinde yapılan zulüm ve işkencelere ilişkin doğru değerlendirmelerin yapılması, doğru ve etkili tepkiler üretilebilmesi vb. bu tür kavramsal fakirlik ve düşünce kirliliği içerisinde olan bir beyinden beklenemez.

Bu soruna çözüm üretebilmek de yine eğitimcilerin ve fikir adamlarının elindedir. Eğitimciler eğitim çalışmalarını planlarken ya da uygularken, yazar ve fikir adamları yazılarını kaleme alırken düşüncelerin özellikle üzerine kurulacağı kavramlara gereken ağırlığı vermelidir. Artık kurulan cümlelerde, yapılan açıklamalarda, yazılan eserlerde, bu kavramlara daha çok yer verilmeli, gündemde tutulmalı, tartışmalar yapılmak yoluyla düşünce yoğunlaşmalarının önü açılmalıdır.

Taze dimağların biçimlenmesinde bu kavramların doğru bir şekilde oluşturulması için özel önlemler alınmalı, çocukların bu kavramları hem telaffuz ile hem de anlamı itibarıyla kullanabilmelerinin, ilişkiler kurabilmelerinin önü açılmalıdır. Şurası kesinlikle unutulmamalıdır ki zihinler, mutlaka ve mutlaka kavramlar edinecek, beslenmesini kavramlarla mutlaka gerçekleştirecektir. Yapılması gereken bu kavram hazinesinin hem nicelik hem de niteliğinin, eğitimciler tarafından özel olarak belirlenmesi, biçimlendirilmesi ve yetişen neslin dimağlarının bu kavramlarla oluşturulmaya çalışılmasıdır.

Gelecekte doğru düşünen, doğru düşünceler üreten, etkin düşünen ve etkin düşünceler üretebilen; böylelikle doğru bir düşünce dünyası oluşturan, çevresine doğru düşünceler üreterek katkı sunabilen bireyler yetiştirebilmenin yolu, eğitimcilerin bu konudaki hassasiyetleri ve çabaları ile doğrudan ilişkilidir.

Kısaca eğitimciler, kurgulamak istedikleri medeniyetin temelini oluşturan kavramları doğru belirlemeleri, içeriğini doğru doldurmaları, adım adım yeni yetişen neslin zihin yapısını bu doğru kavramlarla örmek üzere stratejiler oluşturmaları, planlamalar yapmaları gerekmektedir. Uygulanacak eğitim programlarının önemli bir bölümünü, kavram eğitimi oluşturmalıdır. Aksi durumda toplumumuzdaki ve yeni yetişen kuşağımızın düşünce dünyasındaki hastalıklardan, fakirliklerden kurtulabilmesi; insanlığın önünü açan bir medeniyeti yeniden inşa edebilmeleri mümkün olmayacaktır.

Selam ve dua ile…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ağustos 2015

Sayı: 325

İlkadım Arşiv